Ali Ayçil: “Dergâh’ın biraz fazlası milliyetçiliktir. Biraz azı başka bir şeydir. Yani bir kıvamdır Dergâh”

02.02.2022

Mustafa Ali Aykol, serbestiyet.com’da Ali Ayçil ile “Dergâh’ın biraz fazlası milliyetçiliktir. Biraz azı başka bir şeydir. Yani bir kıvamdır Dergâh” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 

1990 yılından beri aylık olarak yayımlanan edebiyat dergisi Dergâh, yayınlarına ara verme kararı aldığını duyurdu. Kararın ayrıntılarını ve derginin geleceğini Dergâh’ın 2016’dan bu yana genel yayın yönetmenliğini üstlenen şair-yazar Ali Ayçil ile konuştuk: “Dergâh dergisinin yayınına ara vermesi Türkiye edebiyatında başkalarının kolay kolay tutamayacağı yerli ve merkezi düşünme biçiminin de bir anlamda tatile girmesi demektir. Dergâh’ın biraz fazlası milliyetçiliktir. Biraz azı başka bir şeydir. Yani bir kıvamdır Dergâh.”

 

Bir okuyucunuz olarak açıkçası ben de derginizle ilgili haberi çok üzülerek aldım. Bu olay nasıl gelişti? Sizi bu kararı almaya iten süreci bize anlatabilir misiniz?

Dergâh’ın yayınına ara verme haberi bizim sitemizden, hesabımızdan duyurulduğu andan itibaren beklenebileceği gibi edebiyattan siyasete, geniş bir yelpazede büyük bir yankı uyandırdı. Yani önemli bir hadisedir Dergâh Dergisinin yayınına ara verdiğini ilan etmesi. Herkes bundan kendi payına bir şey çıkarır ya da bir şey söyler. Ara verme kararını ilan ettiğimizden beri doğal olarak bir sürü insan da merak ediyor; “Dergâh gibi bir dergi yayınına neden ara verir? Nasıl ara verir?” diye.

Öncelikle şunu söyleyeyim. Benim çalıştığım üçüncü dergi Dergâh Dergisi. Editör olarak, önce bir kalem emekçisi olarak bu soruya cevap vermek isterim. Bizler, çalıştığımız dergilerin, yaptığımız işlerin maddi finansmanını sağlayan insanlar değiliz. Dergiyi yayına hazırlayan insanlarız. Bu yayını hazırlamak böyle ölü, böyle ruhsuz bir şey de değildir. Sizin bir tarzınız vardır. Edebiyata bir bakışınız vardır. Çalıştığınız insanlar da bunu zaten bilirler, rıza gösterirler. Bundan dolayı Dergâh’ta geçirdiğim altı yıl boyunca çok özgür bir ortamda çalıştım. Yayın politikası ve içeriğe hiçbir şekilde bir müdahaleyle karşılaşmadım. Yani bir edebiyatçı olarak, bir sanatçı olarak son altı yıllık derginin içerik bağlamında başarısı, başarısızlığı yani tüm sorumluluğu tamamen bana ait. Nitekim son olarak yayınladığımız 384. sayımızda da bu son beş altı yılda yetişen ve bence Türkiye’nin gelecekte adlarından çok bahsedilecek 14-15 şairinin çok iyi şiirlerine yer verdik. Bu da Dergâh’ın aslında çok bereketli bir kültürel dönem yaşadığını gösteriyor.

Mustafa Kutlu’nun 26-27 yıllık büyük emeği, ondan sonra bizim gösterdiğimiz çaba daima Dergâh Dergisi’nin büyüklüğünün, Türk edebiyatındaki yerinin idrakinde olarak gerçekleşti. Yani ne yaptığımızı ve nerede durduğumuzu daima bildik, biliyoruz.

Ama bu tür dergilerin bir de bizim hiç bilmediğimiz bir finansman kısmı vardır. Yani pek böyle sevilecek bir kelime değil ama bir patronu vardır bu işlerin. Dergâh Dergisi reklam almayan bir dergi. Çok düşük ücretle satılmaya çalışılan bir dergi. Doğal olarak da Asım Erverdi, Dergâh Yayınları’nın şu andaki sahibi, ekonomik koşullardan, bizim derginin biraz farklı kâğıdını bulmakta çektiğimiz sıkıntılardan dolayı derginin yayınına ara vermeyi düşündüğünü söyledi.

Şimdi böyle durumlarda siz eğer bir derginin sahibi değilseniz ısrar edemezsiniz. Çok da sorgulayamazsınız. Yani sonuçta ben bunu çıkaramayacağım diyorsa bir işadamı, bir patron, bir yayıncı, onun durumunu sorgulayamazsınız. Biz doğal olarak olaya sadece edebiyatın bundan ne kaybedeceği, ne kazanacağı cephesinden yaklaşabiliriz. Yani onun dışındaki kısımları ben hiç anlamam, hiç bilmem.

Gerçekten uzun süredir Türkiye zorlu koşullardan geçiyor. Yani Dergâh Yayınları’nın bu kararı almasını gerektiren süreç, içerik, alt maddeler; bunlar konusunda hiçbir bilgiye sahip değilim. İş ahlakım gereği de bunları hiç sorgulamam.

Bir ara verme kararı alındı. Bu aranın doğrusu süresi konusunda herhangi bir şey konuşulmadı. Yani bu ara uzun mu sürer, kısa mı sürer, onu bilemiyorum. Bu artık yayınevinin vereceği bir karar. Ama tabii umut ediyoruz ki bu ara çok uzun sürmez. Ama şunu da biliyorum; dergiler böyle aralardan sonra eski tadını kolay bulamaz. Bu da psikolojik bir şeydir. Yani ya çok yeni bir çıkış yapmaları gerekir ya da çok yeni bir kadro oluşturmaları gerekir.

Edebiyat tarihinden biliyoruz. Pek çok derginin dönemleri olmuştur. Mesela Dergâh geleneğinde Hareket Dergisi çok önemli bir yere sahiptir. Birkaç dönem çıkmış, ara vermiş. Tekrar çıkmış, ara vermiş. Ve otuzlarda başlayan Dergâh Hareket Dergisi yayıncılığı yetmişli yıllara kadar devam etmiş aralarla. Yani dergilerin yayınına ara vermesi edebiyat tarihinde ilk kez rastladığımız bir durum değil. Ama Dergâh o Hareket Dergisi kadar lokal bir dergi değil. Çok merkezi bir hâl almış bir dergi.

Umuyoruz ki bu ara, Dergâh’ın bir anlamda yeniden bir yay gibi gerilme arası olur.

Dergâh’ın eksikliği Türkiye’deki edebiyat için ne anlama gelir? Bu boşluk daha sonra doldurulabilir mi?
Büyük bir boşluk bu sevgili Mustafa Ali. Bunu şöyle tarif edebilirim: Bugün herhangi bir grup bir dergi çıkarıyorsa, diyelim ki post modern bir dergi çıkarıyor, işte yenilikçi bir dergi çıkarıyor ya da, Dergâh’a benzer bir dergi çıkarıyor. Özellikle geniş bir camiada kafada daima merkezi dergi Dergâh’tır. Neye göre yeni bir dergi? Dergâh’a göre yeni. Neye göre geleneksel bir dergi? Dergâh’a göre geleneksel bir dergi gibi.

Dergâh’ı eleştirenler de çok, sevenler de, nefret edenler de. Ama hepsi pozisyonlarını daima Dergâh’a göre belirliyorlardı. Bu şu anlama geliyor: Haritada merkez noktası şu anda yok. İnsanların neye göre mesafelerini belirleyeceklerini gösteren o işaret noktası şimdilik ortadan kalktı.

Bundan dolayı Dergâh dergisine bütün camianın, en azından bir işaret noktası, merkez noktası, bir kutup yıldızı olması açısından daima ihtiyacı vardı. Ben Dergâh’a böyle metafizik yüce roller biçmek istemem. Yaklaşık yirmi beş yılım Cağaloğlu’nda geçti. Yirmi beş yıldır da bu dergide ürün yayınlattım. Burada yetiştim. Ama arkadaşlarım çok farklı dergiler çıkarıyorlar farklı camialarda; Varlık, Hece, Kitaplık gibi. Bunların editörlerinin hepsi arkadaşlarım oldu. Doğal olarak Dergâh dergisinin böyle bir tarafı vardı sevgili Mustafa. Böyle bir merkez tarafı vardı. Yani herkes mesafe ayarını biraz da Dergâh’a göre yapardı. Birincisi bu.

İkincisi sadece bu bağlamda merkez dergisi değildi. Aynı zamanda tıpkı bir zamanlar İstanbul Üniversitesi nasıl merkezi yerli düşüncenin kalesiydiyse Dergâh dergisi de yerli düşüncenin çok sağlam bir kalesidir. Örneğin milliyetçiliği abartmaz ama milli olan önemlidir Dergâh için. Bu yerlilik, modern estetik yeniliklere açık ama aynı zamanda kendi yerli lisanı üzerinden ifade edilen bir yerliliktir.

Dergâh dergisinin yayınına ara vermesi ve şu anda yayın hayatından çekilmiş olması Türkiye edebiyatında başkalarının kolay kolay tutamayacağı bu yerli ve merkezi düşünme biçiminin de bir anlamda tatile girmesi demektir.

Dergâh’ın biraz fazlası milliyetçiliktir. Biraz azı başka bir şeydir. Yani bir kıvamdır Dergâh.

Üçüncüsü; hiç kuşkusuz biz bu cümleleri böyle fantastik olarak kurmuyoruz. Yahya Kemallerin, Ahmet Haşimlerin, Nurettin Topçuların, Kemal Tahirlerin yani yerli düşünme biçimlerinin dengeli bir kıvamıdır Dergâh. Ve bunların hepsinin birikimleri bir anlamda Dergâh’ta meczolmuştur. Böyle bir geleneği, böyle bir süreci son tahlilde İsmet Özeller, İsmail Karalar, Mustafa Kutlular, Ezel Erverdi’ler başlattılar. Biz kuşkusuz bu sürecin daha yeni kuşaklarla yenilenmesini arzuluyoruz.

Çünkü insanlar yenilenir, devletler yenilenir, halklar yenilenir. Yani bir ülke yenileneceği zaman kepenk kapatmaz, yavaş yavaş yenilenir. Bazen edebiyatçıların böyle fantezileri olur; birden pat diye bir dergiyi kapatıp yeni bir dergi çıkararak yenilendiklerini düşünürler. Gerçekte bunların hiçbirisi de tutmaz. Aslında yenilenme evde süreklilikle, evin içinde yenilenmeyle olur. Yani evi satarak, evi kapatarak yenilenme olmaz. Devrimler falan olur, darbeler olur, ona bir şey diyemem ama normal kültürel süreçlerde yenilenme, sezgiyle ve sürekli işleyen zihinle, yeni dünyanın kavranışıyla olur. Biz buna doğal olarak geleneğimizde ‘kökü mazide olan ati’ diyoruz. Yani kültürel süreklilik geçmişle gelecek arasındadır. Dergâh’ın böyle bir kökü mazide olan ati dediğimiz geçmişle gelecek arasında güvenli bir yürüyüş alanı olduğunu, bir düşünme alanı olduğunu, bunun da bir boşluk oluşturacağını düşünüyorum.

Bir de tabii en önemlisi, Dergâh dergisi Türkiye’de edebi mevkuteler içerisinde garip bir biçimde insanların en iyi yetiştirildiği okul oldu. Yani bugün Türk edebiyatındaki canlılık alanına baktığınızda, kalemlerin büyük bir kısmının Dergâh’tan yetiştiğini görürsünüz ki bu benim dönemimde de böyledir. Yani şu anda yaklaşık yirmi otuz genç insan var bu çevrede yetişen ve önümüzdeki yıllarda isimleri çok daha fazla duyulacak.

Çünkü Dergâh’ta bir metin daima güvenli bir eldedir. Yani kontrol edilir, konuşulur, aranır. Yani Dergâh edebiyat dışı işlerle uğraşmaz, edebiyatı araçsallaştırmaz. Edebiyat üzerinden bir yere varmak isteyenlerin yeri değildir Dergâh. Bu konuda genç arkadaşlarımız zaten bu söylediğim şeyin içeriğini çok iyi biliyorlar, Dergâh’a metin göndermek, muhataplık ilişkisi vs.

Türk edebiyatında böyle güvenilir, daima zihni açık, modern ama yerli mekanizmalara ihtiyaç var. Dergâh, Türkiye’nin yerli entellektüel kültürü açısından önemli bir fidanlık görevi görüyordu. Bunun da sekteye uğramasını çok istemeyiz.

Sonuç itibariyle ben meseleye sadece bir editör, bir dergici, bir şair, bir yazar olarak bakmıyorum. Ben kendimi yerli bir düşünür olarak görüyorum zaten. Yani benim zihinsel olarak bir pozisyonum var. Ve durduğum alandaki her kayıp beni üzer. Yani bu açıdan da tabii Dergâh’ın kapanması ya da yayınına ara vermesi olumsuz etki edecektir.

Kültürel yenilenmeden bahsettiniz. Dergâh’ın yayınlarına ara vereceğini duyurmasının ardından konu yeniden kültürel iktidar meselesine geldi. Siz geçtiğimiz günlerde Independent Türkçe’den Cihat Arpacık’a bir röportaj verdiniz. Orada bunun bir kültürel iktidar meselesi olmadığını söylüyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Kültürel iktidar tartışmaları bence karmaşık bir tartışma.
Kültürel iktidarı kimler istiyor? Kimlerden istiyorlar? İsteyenlerin ve istedikleri insanların kültürel nitelikleri nedir? Doğal olarak ben Dergâh’ın kültürün merkezi olduğuna inanıyorum, işini temiz yaptığını, birinci sınıf yaptığını düşünüyorum. Onun için kültürel iktidar meselesini gerektiren tartışmayla Dergâh dergisinin yayınına ara vermesi sürecinde olup biten şeyleri birinci derecede birbiriyle ilişkili görmüyorum. Yani bu meseleyi bulanıklaştırır. Farklı noktalara çeker. Böyle bir şey yok. Burada tamamen bir işletmenin, bir müessesenin sahibinin bir dergiyi bu süreçte ekonomik olarak taşıyamayacağını söylemesi var.

Arkadaşlarım bugün Varlık dergisinin de çok zor şartlarda ayakta durduğunu söylüyor. E, Notos dergisi büyük sıkıntılar çektiğini söylüyor. Doğal olarak bu meselenin kültürel iktidar meselesiyle çok ilişkili olduğunu sanmıyorum.

Tarihte hiçbir zaman edebiyat dergileri öyle büyük matah satış rakamlarına ulaşmış değillerdi.

Yani bir edebiyat dergisi, o da iyi bir edebiyat dergisi, bin 500 ile 3 bin, 4 bin arasında bir satışa ulaşır en fazla. Yani gider gelir koşullar.

Dergâh da dahil, edebiyat dergileri para kazanacak dergiler değildir. Yani bir kurum onları çıkarıyorsa, destekliyorsa çıkabilirler, yoksa kendi başına edebiyat dergisi çıkaran arkadaşların hepsi ayakta kalırlardı. İki sayı paralarını harcıyorlar. İki sayı sonra dergi kapanıyor. Satış sayıları iyi olduğu halde.

Bundan dolayı Dergâh Yayınları’na teşekkür etmek lazım. Otuz yıl boyunca bu dergiyi çıkardılar. Hece Yayınları’na teşekkür etmek lazım. Varlık Yayınları’na teşekkür etmek lazım. Yani bu insanlar kültürün içerisindeler ve birer dergi de çıkararak kültüre haklarını veriyorlar.

Süreklilik de çok önemli. Ben sürekliliği önemsiyorum. Yani Varlık dergisi seksen yıldır çıkıyor, bildiğim kadarıyla aralıksız çıktı ve şu anda dünyanın en eski dergilerinden bir tanesi. Yani Türkiye’nin gücü biraz da bu tür kurumsal sürekliliği olan düşünsel edebiyat mekanizmaları.

Kültürel iktidar tartışmasını bir yere bunları ayrı bir yere koymak lazım. Ona şimdi girsem o bizi şu andaki sohbetimizin dışına taşır. Sadece söylediğimi söylemiş oldum. Bu iki tartışmanın birbiriyle böyle sınır sınıra giriş çıkışı olsa da birbiriyle iç içe konuşulacak şeyler değil bence.

Son olarak şunu sormak istiyorum. Dünya genelinde bir dönüşüm yaşanıyor. Özellikle gazete ve dergiler yayınlarına dijitalde devam etme kararları alıyorlar. Türkiye’de birçok gazete ve dergi matbu basıma son verdi. Bazıları dijitale geçti. Ekonomik krizin derinleşmesi ile birlikte bunun artacağı düşünülüyor. Siz Dergâh için öyle bir çözümü düşünür müsünüz? Ya da böyle bir dönüşüme nasıl bakarsınız?

Önce şunu söyleyeyim, bunlar hiç konuşulmadı. Çünkü biz bir matbu derginin yayınına ara vermesi meselesini konuştuk son toplantıda.

Bu konuda ben kişisel görüşlerimi söyleyebilirim. Ben hiçbir nesnenin kutsal olduğu inancında değilim. Yani bir şey kâğıt üzerine basıldığı için değerli hale gelmiyor. İlk toplumlarda duvarların üzerine yazıyorlardı. Sonra taş tabletlere yazdılar. Burada önemli olan
harflerden oluşan mesajın bir biçimde muhatabına ulaşmasıdır. Bu dünyanın döngüsü içerisinde sürekli olarak yenilenip değişebilir.

Artık dijital kültüre geçişin güçlü bir şekilde hızlandığını görüyoruz. Burada iki şeyi iyi gözlemliyorum. Birincisi kâğıt dayanıklı bir nesne çıktı. Yani öyle kolay teslim olmadı dijital yayıncılığa.

Bu belki insanın dokunma duygusu ve kültürle kurduğu ilişkinin çok şahsi bir yanının olmasından da kaynaklanıyor. Türkiye’de de matbu dergilerin bir süre daha kültürdeki etki sahalarının devam edeceğini düşünüyorum. Ama bu, çok hızlı bir değişim olduğu için herhangi bir yıl öngörmek mümkün değil. Yani yirmi yıl da elli yıl da devam edebilir. Beş yıl sonra da pek çok dergi dijitale geçebilir.

Burada belirleyici olan şey bir derginin dijital ya da matbu olup olmaması değil. Belirleyici olan şey, bir derginin editoryasının olup olmaması.

Bakın dijital yayınların, dijital dergiciliğin en büyük sorunlarından bir tanesi editörlük sorunu. Yani eğer biz normal dergideki editörlük ciddiyetini, dijital yayınlara da taşıyabilirsek hiçbir sorun yok.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.