Ali Bal: İslamcılık Öldü mü?

19.05.2021

Ali Bal “İslamcılık Öldü mü? ” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Aşağıya alıntılıyoruz.

Öncelikle belirtelim ki İslamcılık kimsenin siyasi partisi değildir. İslamcılık bir cemaat de değildir. Hatta bir ekol de değildir. İslami akımlardan bir akım da değildir. Bunları anlamayan İslamcılığı anlamamıştır. İslamcılığın kaybetmesi ile İslam’ın kaybetmesi aynı şeylerdir.
İnsanlık âleminde İslam’ın kaybetmesi insanlığın kaybetmesidir. Bu aslında her inanç, ideoloji ve dünya görüşü için böyledir. Mesela sosyalist düşüncenin kaybetmesi de insanlığın kaybetmesidir. Sosyalist düşünce kaybettiyse ya sosyalizmin zamanın gereklerine göre doğru yorumlanamaması veya sosyalist partilerin sosyalizmi doğru temsil edememesindendir.
O nedenle sosyalizmin kaybetmesi işçi sınıfının o da insanlığın kaybetmesidir.
Ayakları yere sağlam basan bir sosyalist böyle düşünür nedenle dünyada sosyalizm kaybediyorsa onun da diyeceği budur. Sosyalizm’in kaybetmesinden kimseye ekmek çıkmaz ancak egemenlere ekmek çıkar. Hele ki işçi köylü, memur gibi alt sınıftan biri Sosyalizm’in kaybetmesine sevinip elini ovuşturuyorsa bu o kişi için bindiği dalın kırılmasına sevinmesiyle aynı şeydir.
Bir demokrat için de bu böyledir. İslamcılık da böyledir. Çünkü İslamcılık İslam’ın içinde yaşadığımız ideolojiler çağında İslam’ın yerini doğru belirlemesi kaygısından ortaya çıkan bir kavramdır. O nedenle ideolojiler barış ve adalet anlamında ne yapmak istiyorsa İslam ve İslamcılık aynı şeyi yapmak istiyor. İdeolojiler bunu seküler akıl ve seküler bilimi referans alarak yaparken İslam / İslamcılık bunu Allah’ı, dini ve vahyi referans alarak yapar veya yapma yolunu seçmiştir.
Ancak o bunu yaparken aklı ve bilimi vahiyden ayırmaz. Ayırdığını sananların bu kendi cehaletleridir. Kur’an vahyin gerçeklerini eşyanın tabiatı (doğası / fıtratı) olarak kabul etmekte (Bkz. Rum/30), dolayısı ile uğraş alanı varlığın doğasını incelemek olan bilimle insanı insan olmayan varlıklardan ayıran aklı vahyin insana yol göstericiliğinde tanık olarak göstermektedir.
İslam nasıl İslamcılık oldu?
En kestirme ifadesi ile İslamcılık İslam’ın ideolojiler çağına verdiği bir cevaptır. İdeolojiler çağında sağ ideolojiye sağcı, sol ideolojiye solcu dendiği gibi İslam’ı onlarla aynı kulvarda ve onların yerine kaim bir dünya görüşü olarak algılayanlar –ki doğru olan da budur- bunun için İslamcı ismini geliştirmişlerdir.
Önceki zamanlarda insanlığın gündeminde ideolojiler şimdiki gibi belirleyici olmadığı için böyle bir şeye ihtiyaç duyulmamıştı. Dikkat edilirse sağcı, solcu, milliyetçi vb. ideolojiler kamunun (milliyetçilik ulusun) hakkını korumayı kendilerine kulvar olarak belirlemişler ve bunun için de devlet ve siyaset onların olmazsa olmazıdır. Onlar neyi amaçlamışlarsa İslam da özünde onlarla aynı şeyi amaçlamıştır. O nedenle nasıl sağ görüşlü veya sol görüşlü veya demokrat görüşlü olanlara devletten ve siyasetten uzak dur demek onlara ölün, yok olun, kendi kendinizi fesh edin demekse Müslüman’a ’’İslamcı olma!’’ demek de aynı şeydir.

İslam’a kulvar olarak manevi, mistik, ruhsal olanı layık görmek, siyasayı, devleti, iktidarı ise ideolojilere ait bir alan olarak görmek, modern zamanların kendi rey, zan ve hevasına göre geliştirdiği batıl bir tezdir. Üstelik bu sadece İslam için böyle değildir. Hıristiyanlık da aslında ve özünde böyledir. Modern çağ ideolojileri nasıl kendilerine alan olarak özgürlük, adalet ve eşitliği seçmişlerse ve sosyal devleti esas almışlarsa, emperyalizm, kapitalizm modern zamanlarda tüm önlenememişliğine rağmen dünya halkları tarafından savunulabilir bir tez değildir.
Yahudiliğin de, Hıristiyanlığın da, İslam’ın da aslı ve özü her türlü zulmü, haksızlığı, sömürüyü, diktatörlüğü, baskıyı, sultayı, kula kulluğu reddeder. O nedenle İncil’de anlatılan Hıristiyanlık da aslında kamusal alan dışında tutulamaz.
O nedenle kendi felsefesini sevgi ile ifade eden Hıristiyanlık sevgiyi devlete hâkim kıldığında devlet temeli köleliğe dayalı Firavunların devleti olmayacak aksine sevgi, merhamet ve adalete dayalı Musa’ların, İsa’ların, Muhammed’lerin (sa) devleti olacaktır. Kulluk sadece Allah’adır demenin anlamı da budur zaten. Hal böyleyken din nasıl olur da manevi ve mistik alana indirgenir, siyasal ve kamusal olan da modern çağ ideolojilerine ait alan olarak görülür?
Kim, neye göre böyle bir alan tahsisi yapmış? Dolayısı ile bu zihin yapısı hâkim oldukça insanlığın barışta ve adalette bir adım dahi atması mümkün değildir.
İnsan, şeytani egoları, zaafları, hırsları, çıkarcılıkları, bencillikleri vs ile malül bir varlıktır. Akla, mantığa, bilime, doğaya en uygun, en doğru, bir inanç, ideoloji veya dünya görüşünü insanın eline verirsiniz. Fakat insan bahsettiğimiz fıtratında egosuna kodlanmış olan bu zaafları, eksik ve yanlışları nedeni ile gittiği temiz yolda çok kirli bir profil çizebilir. O nedenle hangi din, ideoloji veya dünya görüşü olursa olsun o yolda giden insanların sergilediği, kötü, yanlış iş ve davranışların faturasını o inanç, ideoloji veya dünya görüşüne kesmek çok çok büyük bir yanlış olup insanlar bu gaflet ve dalaletten vazgeçmedikçe toplumda kutuplaşmanın, cepheleşmenin, çatışmaların sonu gelmez. Bunun sonu da vatanını, ülkesini, devletini, özgürlüğünü kaybetmeye, düşman eline esir düşmeye kadar gider.
Sırtlanlara, çakallara, akbabalara yem olur.
Bu cümleden olarak bu ülkede İslamcılar çok yanlış bir profil çizmiş olabilirler. Farklı inanç, ideoloji ve dünya görüşlerinden, hatta İslam toplumundan bile dinini anlamaktan aciz bazı zavallı kesimlerin bundan kendilerine pay çıkarmaları İslamcılığın insanlığın karanlıklardan aydınlığa olan tek çıkış kapısına sırtlarını dönmeleri demektir ki bundan kaybedecek sadece İslamcılar değil, İslamcılığın kaybetmesine sevinen veya ondan kendine pay çıkaran herkesedir.
Aksini iddia edenler hangi din, ideoloji ve dünya görüşü aynı problemlerle malül değil onu göstersinler.
Tek çözüm yolu:
Onun için hangi inanç, ideoloji veya dünya görüşü olursa olsun öncelikle kendi teorik bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir. Irkçılığın her türlüsünü, soy-sop, boy, aşiret, kavim kayırıcılığını, servet yığmayı, insanın insana kulluğunu reddeden, insanın yaşama hakkını en önde tutarak haksız yere, birbirini öldürme ve yurtlarından sürmeyi vs. reddedip, Allah’a isyan kabul eden, onların cehennemlik olacağını vaad eden bir din olarak İslam ve ondan doğup gelişen İslamcılığın ölümünden nasıl olur da insanlar, hele ezilen kesimden olan insanlar bundan kendilerine pay çıkarabilirler bunu anlamak mümkün değildir.
Doğru olan, bir inanç, ideoloji veya dünya görüşü teorik bütünlüğü içinde veya felsefesinde insanlığı karanlığa, zulme, haksızlığa, adaletsizliğe sürükleyen unsurlar taşıyorsa suçlama, eleştiri veya sorgulamanın bu unsurlar üzerinden yapılması doğrudur. Eğer içerikte bu arızalar yok ta problem o inanç, ideoloji veya dünya görüşünü yanlış icraatları ile kötü temsil eden insanlardan kaynaklanıyorsa o zaman yapılması gereken onların suçu üzerinden ”öldüler, bittiler, tükendiler, ruhuna Fatiha” edebiyatı yapmak değil; aynı inanç, din veya dünya görüşüne onlardan daha iyi sahip çıkarak, âmâ aynı zamanda onların yaptıkları yanlış işleri yapmayarak onu onlardan çok daha iyi ve başarılı bir şekilde temsil eden alternatif bir form ortaya koymaktır.
Çünkü örgütler, partiler, rejimler onları temsil eden insanlarla yargılanabilir. Bir siyasi partinin üyelerinin yaptığı yanlış icraatlar o parti üzerinde bağlayıcıdır. Bu bir örgüt için de öyle. Ama hiçbir zaman bir din (hangi din olursa olsun), bir dünya görüşü (hangi dünya görüşü olursa olsun), bir ideoloji (hangi ideoloji olursa olsun) onu temsil ettiğini iddia eden insanların pratikleri ile yargılanamaz. Bu ikisinin arasını ayırmadan düşüncede de bir adım ilerlemememiz mümkün değildir.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir