Alper Görmüş: 2009’da terörün güç kullanarak tümüyle bitirilebileceğini ispatlayan Sri Lanka’nın bugünü

31.05.2022,

Alper Görmüş, serbestiyet.com’da “2009’da terörün güç kullanarak tümüyle bitirilebileceğini ispatlayan Sri Lanka’nın bugünü” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Bundan 13 yıl önce, yine bir Mayıs ayında Sri Lanka’da 25 yıldır süren iç savaşın “son isyancıların öldürülmesiyle dün bittiğini” bildiren gazete haberleri yayımlandı. Haberler gerçeği yansıtıyordu. Sri Lanka ordusu başlattığı “nihai saldırı”da on binlerce Tamil gerillasını bir kilometrekarelik bir alanda sıkıştırmış, liderleri dâhil hepsini öldürmüştü. Gerçekten de ondan sonra Tamil gerillalarının tek bir eylemine bile rastlanmadı. 13 yıl sonra, şimdi, temerrüde düşmüş ve açlıktan ölen insanların ülkesi, Sri Lanka… Peki, bugün Sri Lanka’da yaşananlarla, ülkenin en önemli sorununun salt ve mutlak bir şiddetle “çözülmüş” olması arasında bir bağ var mı?

Ahmet Turan Alkan, doğup büyüdüğü şehri anlattığı Altıncı Şehir’de çocukluğunun Sivas’ını “Ortaçağ kesinliğiyle biten bir şehir” diye tanımlamıştı. Yani, bir noktaya geliyorsunuz, orada bir ya da birkaç ev görüyorsunuz ve “İşte burası Sivas’ın sonu” diyorsunuz, artık ondan sonrası göz alabildiğine boş arazi; o kadar kesin… Ortaçağ kesinliği…

Çok sevip hiç unutamadığım bu tanım, Sri Lanka’da 25 yıldır süren iç savaşın “son isyancıların öldürülmesiyle dün bittiğini” (2009 Mayısından söz ediyorum) bildiren gazete haberlerini okuduğumda tekrar aklıma gelmişti. Ahmet Turan Alkan’ın tanımlamasıyla birdenbire biten eski Sivas’a benzetmiştim Sri Lanka iç savaşını…

Aklım pek yatmamıştı aslında, 25 yıldır süren bir iç savaş “dün” birdenbire nasıl bitebilirdi? Fakat sonraki okumalarım durumun hakikaten öyle olduğunu gösteriyordu: Haberlere göre, ordu güçleri uzun bir hazırlıktan sonra başlattıkları “nihai saldırı”da on binlerce Tamil gerillasını bir kilometrekarelik bir alanda sıkıştırmış, liderleri de dâhil hepsini “imha” etmişti.

Gerçekten de ondan sonra Tamil gerillalarının tek bir eylemine bile rastlamadık.

Sri Lanka’da iç savaşın bu surette sona erdirilmesinden dört ay kadar sonra (Eylül 2009), “eski” Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen Habertürk televizyonunun öğle kuşağı programlarından “Parantez”de karşıma çıktı. Konu, o günlerde gündemin bir numaralı maddesi olan “Kürt açılımı” idi… Program sunucusu ile Öymen arasında aynen şu konuşma geçti:

Öymen: Terör bitmeden hiçbir açılıma razı değiliz. Önce terör bitmeli.

Sunucu: Siz terörün şimdiye kadar denediğimiz yollardan bitirilebileceğine inanıyor musunuz?

Öymen: Elbette inanıyorum. Sri Lanka’da bitirilmedi mi?

Ne eksik ne fazla, aynen böyle… Programa ben de telefonla katılacağım için, benden önce konuşan Öymen’in sözlerini not almış, o günlerde dışarıdan yazı yazdığım Aktüel dergisinde de yayımlamıştım. (Hoş o gün Öymen’den bana sıra gelmemiş, kendisine cevap verememiştim ama…)

Yine bir Mayıs ayı, Mithat Sancar Sri Lanka’yı hatırlatıyor

2009 Mayıs’ından bu yana tam 13 yıl geçti. Mayıs ayı bitiyor, fakat Sri Lanka’dan Mayıs boyunca gelen haberler korkunç. Hepsini temsilen, Euronews’de yer alan “’Ölüm artık kaçınılmaz bir son’: Sri Lanka’da açlık tehlikesi büyüyor” başlıklı olanından birkaç paragrafı hatırlayalım:

“Ekonomik krizle boğuşan ve ilk kez vadesi gelen borcunu ödeyemeyerek temerrüde düşen Sri Lanka’da kabinenin 9 yeni üyesi belirlenirken, gıda ürünlerine ulaşamayan halk ‘ölümün artık kaçınılmaz bir son olduğunu’ söylemeye başladı.

“Merkez Bankası Başkanı Nandalal Weerasinghe, karşı karşıya olunan ekonomik krize dair dün yaptığı basın açıklamasında, 78 milyon dolarlık vadesi dolmuş borcun faizinin ödenmesi için tanınan 30 günlük mühletin de dün dolmasına karşın borçların ödenememesiyle temerrüde düşüldüğünü söyledi.

“Sri Lanka yönetimindeki Rajapaksa ailesi protestolar sonrası ayakta kalma mücadelesi veriyor

“Tarihinin en büyük ekonomik krizi ile karşı karşıya olan Sri Lanka’da halk, elektrik kesintilerinin günde 13 saati bulmasının ardından mart sonunda protesto gösterilerini yoğunlaştırmıştı.

“Şiddet olayları sonrası ülke çapında sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, hükümet, protestolar sırasında kamu malına veya başkalarına zarar veren herkese ateş açılması talimatı vermişti.”

Sri Lanka’da durum her gün daha kötüye gidiyor.

Peki, bugün Sri Lanka’da yaşananlarla, ülkenin en önemli sorununun salt ve mutlak bir şiddetle “çözülmüş” olması arasında bir bağ var mı?

HDP Genel Başkanı Mithat Sancar “var” diyor. Sancar, bugün (28 Mayıs) düzenlenen “Tecrit siyasetine karşı barış hakkı” konulu konferansta yaptığı konuşmada Sri Lanka tecrübesinden çıkartılması gereken bir ders olduğunu söyledi ve anlattı.

Kürt sorununun çözümünde ancak diyalog, müzakere ve siyasetin esas alınması ile sonuç alınabileceğini vurgulayan Sancar, tersi yöntemler deneyen ülkelerin olduğunu, bunların bu yöntem nedeniyle çeşitli sorunlar yaşadığını dile getirdi ve “tipik örnek” olarak Sri Lanka’yı anımsattı:

“Tipik örneği Sri Lanka’dır. Biliyorsunuz Sri Lanka güvenlikçi anlayışın en başarılı örneği olarak sunulmaktadır. İmha politikalarını ve uygulamalarını acımasızca ve yaygın bir şekilde hayata geçirmenin sonuç alabileceğine dair bir örnek olarak gösterilmektedir. 2009 yılında çok büyük bir askeri operasyonla on binlerce insanın katledildiği, 60 bine yakın insanın akıbetinin belirsiz kaldığı bir dönem yaşandı.  

“25 yılı aşkın çatışma ve soruna yaklaşım böyle kapsamlı, sınırsız insafsız bir askeri yaklaşımla ele alınınca o toplumda neler ortaya çıktı. Hangi sonuçlar doğdu bunları kısaca hatırlatmak isterim sonra Türkiye’ye tekrar dönelim. Silahlı bastırma ve güvenlikçi anlayışa parlak bir örnek olarak gösterilen Sri Lanka 2009’dan sonra kısa bir ‘sakin’ dönem geçirmiş olsa bile o politikaların etkileri çok derine işlemiştir. Toplumsal siyasal ve ekonomik boyutlarda büyük tahribatlar yaşanmıştır.

“Sistem otoriterleşmiş, toplum tekçi anlayışla biçimlendirilmek üzere müdahaleye maruz kalmış, ekonomi bir talan ve rant döngüsüne mahkûm edilmiştir. Sonuç itibariyle bugün sadece Tamillere değil, çoğunluğun dışında kalan diğer gruplara; Müslüman ve Hristiyanlara da aynı asimilasyoncu ve tasfiyeci politikalar uygulanmaktadır. Buna literatürde çatışma tuzağı diyoruz. Yani çatışmanın askeri yöntemle, sorunun güvenlikçi anlayışla çözülebileceğine yönelik inancın yarattığı tuzak…

“Bu tuzak sorunların çok farklı boyutlarda çok daha derinleşmesi anlamına gelmektedir. Sri Lanka bugün hem toplumsal dokuda büyük yıkımların yaşandığı bir ülke hem de ekonomik olarak iflas etmiş bir devlet durumuna gelmiştir. Bunların tamamı Tamil sorununa yaklaşımla doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’de de çok uzun süre aynı anlayış hep masalarında olmuştur iktidarların. Sanki imha politikaları sonuç alabilirmiş ve Kürt sorunu bu şekilde yok edilirmiş gibi. Bu politikaların temelinde çözüm değil sorunu yok sayma ve görünür tartışılır olmaktan çıkarma hedefi yatmaktadır.”

Hakiki bir akademimiz olsaydı Sri Lanka’ya mutlaka bakardı; fakat tabii ki bakmayacak.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.