Altan Tan: Aile Çöküyor

24.05.2024

Altan Tan, indyturk.com’da “Aile Çöküyor” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Bildiğiniz gibi, Türkiye’nin nüfus istatistikleri her sene belli bir tarihte açıklanır.

Bu istatistiklerle, bir yıl içinde ölüm sayısı ne kadar, doğum sayısı ne kadar, hem yurt dışına giden göç hem de Türkiye’ye gelip yerleşenlerin oranı ne kadar, bu oranlar ileriye doğru nasıl bir demografik yapı; nasıl bir nüfus projeksiyonu meydana getirir, bunlar anlaşılmaya çalışılır.

Son dönemde büyük bir fırtına kopuyor.

“Türkiye nüfusu hızla azalıyor.”

Tabi bir anda ülke nüfusu 85 milyondan aşağı doğru gitmiyor, doğurganlık hızı azalıyor.

Bu doğurganlık hızı azaldıkça haliyle ortaya birçok sonuç çıkıyor.

  • Birincisi, genç nüfus azalıyor.
  • İkincisi, bölgeler arası bir dengesizlik ortaya çıkıyor.
  • Üçüncüsü, bu bölgeler arası dengesizlikten dolayı etnik yapının demografik oranları değişiyor.

Tabii, istatistiki ve bilimsel cümleler kurduğumuz vakit vatandaşın kafası biraz karışıyor.

Biraz basitleştirelim: Ne demek istiyoruz?

Birincisi, bir ülkenin nüfusunun mevcut sayısını koruyabilmesi için, bir kadının hayatı boyunca en az 2,1 ortalama, ülke ortalamasında doğum gerçekleştirmesi lazım.

Şimdi 2,1 ne demek?

1 erkek ve 1 kadın evleniyorlar: 2 kişi.

2,1 oranı da, bu 2 kişinin yerlerine 2 kişi koymaları demek.

Eğer ortalamada bu 2 kişi çoğalmıyorsa, kadın doğurmuyorsa, oran 2,1’in altına düşüyorsa, bu, yıllar geçtikçe ülke nüfusunun azalması demek.

Japonya, İsveç, Norveç, Danimarka vw dünyada birçok ülke şu an bu durumda.

Buna çareler düşünülüyor.

Çünkü yıllarca dünyada, özellikle nüfusu hızla ve kontrolsüz bir şekilde artan Çin gibi ülkelerde, çok katı doğum kontrol tedbirleri uygulandı.

Hatta Çin’de 1 çocuktan fazlası yasaklandı.

Ama şu an Çin bile, nüfusta geriye doğru gidince; belli bir seviyenin altına inince tekrar doğumları teşvik etmeye başladı.

Türkiye’de doğurganlık hızı, keskin bir düşüşe 1,51’e geriledi

Türkiye’de de yıllarca bu tartışıldı.

Türkiye’nin en büyük sorunu kontrolsüz ve hesapsız kitapsız nüfus artışı.

E tabi ki bunlar konuşulmalı ama esas konuşulan bu değildi.

Esas konuşulması gereken, ülkenin kaynakları, üretimi, imkanları, serveti, mesela 500 milyon kişiye yetebilecekken ülke neden fakirlik yaşıyor?

Bunun çözümü olarak da “nüfusu azaltın” denildi.

Nüfusu ne kadar azaltırsanız azaltın, nüfusun yüzde 2’si, 3’ü, 4’ü bütün serveti alıp götürürse gerisiyle aç kalacak.

Bu çare değil.

Şu anda da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yıllardır, 2,1 oranı yerine, ısrarla “3 çocuk” demesine rağmen, bu oran bu sene açıklanan şekliyle 1,51’e düştü.

Bu, keskin bir düşüş.

Türkiye gibi bir ülkede özellikle 10 – 15 yıl öncesine giderseniz, 2,5’tan 1,51’e düşmesi çok keskin bir düşüş.

Üstelik bu düşüşün kendi içinde barındırdığı başka çelişkiler de var.

Ülke ortalaması 1,51 ama Bartın, Zonguldak, Kütahya gibi ülkenin batısında, büyük şehirlerde bu oran 1,20’lere kadar düştü.

Hatta Bartın ve Zonguldak örneklerini baz alırsak 1,13’e kadar düşmüş durumda.

Urfa’nın 3,27’si ancak Bartın’ın 1,13 oranını 1,51’e getirebiliyor

Peki 1,13 nasıl 1,51’e geliyor?

Urfa’da bu oran 3,27.

Mardin’de, Şırnak’ta 2,72, 2,50.

Yani ülkenin, Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı yerlerdeki yüksek oran, o düşüğü yani Urfa’nın 3,27’si ancak Bartın’ın, Kütahya’nın, Zonguldak’ın 1,13, 1,14, 1,20’sini 1,51’e getirebiliyor.

Burada tabii başka tartışmalar da yaşanıyor.

Hatırlarsanız, 20-25 sene evvel Doğru Yol Partisi döneminde, bu, bir Milli Güvenlik Kurulu toplantısında tartışıldı.

“Eğer bu nüfus artış hızı bölgeler arası farklılık devam ederse, 50 yıl sonra Kürt nüfus Türkiye’deki Türk nüfusu geçecek” denildi.

Bunlar bile tartışıldı.

Suriyeli göçmenlerin gelmesi, Özbekistan’dan, Afganistan’dan göçmenlerin kabul edilmesi; bunlara vatandaşlık verilmesi… Bunların hepsinin içinde, içerisinde bu derin hesaplar var.

Tabii bu konuya çok fazla devam etmek istemiyorum.

Ben esas söylemek istediğim şu;

20 yıllık “dindar iktidar” döneminde ülke ailesini kaybetti

“Türkiye’ye şeriat geliyor”, “Bunlar Türkiye’yi Afganistan’a, İran’a, Suudi Arabistan’a çevirecekler”, “Bunlar dindar ve kindar bir nesil yetiştirmek istiyorlar” diye hiçbir şeyi derinlemesine analiz etmeyen, sadece sloganlarla geçinen, ulusalcı, laikçi kesimler feryat ediyorlar.

“Bu AK Pari geldi, din, ahlak, millet, biz geriye gidiyoruz”, “totaliter, otoriter rejim”… deniliyor.

Tamam totaliter, otoriter kısmı doğru ama, “şeriat gelecek”, “dindar ve kindar bir nesil yetişecek”, “şöyle olacak, böyle olacak”… söylemlerinin hepsi boş çıktı.

Bu 20 yıllık sözde dindar iktidar döneminde aile kurumu çok büyük bir darbe aldı.

Evlilik sayıları azaldı.

Çocuk doğurma sayıları azaldı.

Boşanmalar katlamalı olarak arttı.

Peki, nasıl dindar bir iktidar bu?

Ne oldu?

Sonunda ülke nereye geldi?

Ülke başta ailesini kaybetti.

Toplum çözülüyor ve çürüyor; “3 çocuk yapın” demekle olmuyor

Felaket tellallığı da yapmak istemiyorum ama rakamlar ortada.

Yani İzmir’de boşanma oranı ne?

Hakkari’deki oranlar ne?

Rize’de nüfus artışı ne?

Marmaris’te, Muğla’da, Aydın’da ne?

Evlilik oranları ne?

Neler oluyor?

Topluma topyekûn baktığınız vakit, maalesef ciddi bir çürüme, ciddi bir yozlaşma, ciddi bir çözülme var.

Tabi bu istatistiklere çok daha başka rakamlar da ekleyebiliriz.

Tek başına yaşayan insan sayısı ne kadar?

Sahipsiz, bakımsız, yaşlı oranı ne kadar?..

Özetle şunu söylemeye çalışıyorum;

Toplum çözülüyor ve çürüyor.

Bu da “3 çocuk yapın” demekle olmuyor.

O filmlerdeki güzelim aileler kalmadı 

Sizin vereceğiniz eğitim, kültür, çocuklarınızı ve toplumu yetiştirme tarzı, televizyonlardaki dizilere kadar…

İnanın Adile Naşit, Münir Özgül’ün, Şener Şen’in o güzelim aile filmlerini özledik.

O filmlerdeki aileler kalmadı maalesef.

O birbirine sarılan aile fertleri kalmadı.

Allah hepsine rahmet etsin; oyunculardan senaristlerine kadar…

Ne güzel aile tabloları koydular önümüze.

Ama bugün en fazla tartışılacak konu, “ekonomiye katkısı ne kadar”, “işsizlik ne kadar”; bir yandan “niye çoban bulunamıyor”, “tarımda istidam yok”, bir yandan “işsiz milyonlar var”, bir yandan da “iş yapacak yerlerde, iş yapacak meslek sahibi insan yok.”

Bugün, evinize bir elektrikçi, bir musluk tamircisi, bir boyacı çağırmaya kalkın, günlerce bekliyorsunuz.

Tartışılacak çok konu var.

Dediğim gibi, bunun ekonomik boyutu, işte istatistikler, rakamlar, bilmem şunlar bunlar, ben orada değilim.

Söylediğim özetle şu:

Sözde “dindar ve kindar bir nesil yetiştirmekle” suçlanan AK Parti’nin 20 küsur yıllık iktidarının sonunda bir İslam toplumunun, ailenin en güçlü olduğu, en büyük gücünün aile olduğu bir millet, bir halk, Türk’üyle, Kürt’üyle, laikiyle, seküleriyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle bakın ne duruma geldi.

En fazla üzerinde durulması gereken bu.

Eğer aile çökerse toplum da çöker.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.