Altan Tan: Derin Devlet ve Aleviler

03.05.2024

Altan Tan, indyturk.com’da “Derin Devlet ve Aleviler” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Fotoğraf: X

Türkiye’de son 130-140 yıldır meydana gelen siyasi ve sosyal olaylar, görünüşte birbirlerinden ilintisiz görünseler bile, dikkatli bir göz olaylara baktığında, kurgularını incelediğinde, derin bir aklın, derin bir planın neredeyse tıkır tıkır işlediğini görür.

Türkiye son 40 yılını genellikle Kürt meselesiyle geçirdi.

Ama bizim, adına “78 kuşağı” denilen kuşak, 12 Eylül’ü bütün ağır sonuçlarıyla ve çok acı bir şekilde yaşadı.

Adına “sağ-sol kavgası”, “Alevi-Sünni kavgası” denilen bu dönemde binlerce insan hayatını kaybetti.

Maraş, Çorum, Malatya, Sivas, Adıyaman gibi, Türkiye’de Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları, genellikle Fırat Nehri’nin kuzeyindeki bölge kana bulandı.

Bir tarafta büyükşehirlerde sağ-sol kavgası, bir tarafta da -biraz evvel saydığım illerde- Alevi-Sünni kavgası adı altında bir kanlı boğazlaşma…
 

Üç tarz-ı siyaset

Biliyorsunuz ki, Türkiye’de üç tarz-ı siyaset son 150 yıllık tarihimize damgasını vurdu.

Osmanlı İmparatorluğu, Batı dünyası karşısında teknik, kültürel, ekonomik… hemen hemen her konuda askeri gerilemeye başlayınca çözüm önerileri gelmeye başladı.

Aydınlar tartışmaya başladılar:

Neden çöküyoruz?

Herkes kendine göre bir reçete yazdı.

Bunları uzun uza diye burada anlatacak değilim. Özetle;

Osmanlıcılık netice vermedi

Birincisi, Osmanlıcılık.

“Osmanlı İmparatorluğu çok etnisiteli, çok dinli, çok mezhepli, çok dilli bir imparatorluk.

Biz herkesin hakkını, hukukunu verirsek, imparatorlukta da reformlar yaparsak, bütün bu halkları, dinleri, mezhepleri bölünmeden, parçalanmadan bir çatı altında toplayabiliriz” dediler.

Bu olmadı.

Özellikle Hristiyan tebaa; Bulgarlar, Yunanlılar, Romenler, Heruvatlar, Sırplar ve Anadolu’da Ermeniler, ilk baştan başka bir yola koyuldular.

İlk Yunanistan biliyorsunuz, 1828’de bağımsızlığını kazandı. Yeni bir devlet kuruldu.

Yaklaşık 400 yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde yaşayan, “Rum” dediğimiz Yunan vatandaşlar, Grekler, Atina merkezli bir devlet kurarak ayrıldılar ama Selanik bile ta 1913’lere kadar Osmanlı egemenliği altındaydı.

İslamcılık da bir netice vermedi 

Osmanlıcılık bir netice vermeyince bu sefer, özellikle Sultan Abdülhamid İslamcılık siyasetine sardı.

İslamcılık ciddi bir dindarlık.

İslam’ın halka anlatılması, yaşanması değildi.

Birçoklarının bildiğinin aksine, Müslüman halkları bir arada tutma siyaseti.

Kim bu Müslüman halklar?

Özellikle Arnavutlar, Araplar ve Kürtler.

Bir müddet sonra bu da bir netice vermedi ve ilk olarak Arnavutlar imparatorluktan ayrıldılar.

Son umut Türkçülük’te başarılı oldular

Müslüman Arnavutların gitmesinden sonra İttihatçılar tamamen üçüncü siyaset olan Türkçülüğe sarıldılar.

Türkçülük, bütün Türk unsurlara dayalı, Arapları ve Kürtleri de dışlayan yeni bir ulus devlet projesi.

Bunda da aslında başarılı oldular.

Çünkü Araplar da ayrıldıktan ve Arap coğrafyasında 22 Arap devleti kurulduktan sonra, Ermeniler tehcirle, katliamla, sürgünle Anadolu topraklarından çıkarıldıktan sonra geriye Kürtler kaldı.

Kürt meselesini de uzun uzadıya anlatacak değilim…

Çünkü bugünkü konumuz değil.

Uzun yıllardır konuşuyoruz, ne kadar daha konuşacağız onu da bilmiyoruz…

Aleviler 2 büyük felaketle karşılaştılar

Bir diğer unsur, mezhep olarak, Aleviler.

Yeni cumhuriyet, her ne kadar dini toplumun, sosyal hayatının dışına çıkarmış olsa bile, özünde Türk, Hanefi, laik bir kitle hedeflendi.

Evet, laik, hatta laikçi uygulamalar, en acımasız bir şekilde Fransız Jacobenliğini aratacak şekilde, acı bir şekilde uygulanmaya konuldu.

Ama bunun altyapısında da -ideoloji, din olarak değil- bir etnik kimlik olarak Türklük ve Hanefilik esas alındı.

Aleviler de bir “aykırı ot” olarak görüldü.

Alevilerin de tekkeleri, Bektaşi babalarının, Alevi dedelerinin cemevleri, ocakları, ritüelleri de yasaklandı.

Ama Anadolu’da Safaviler dönemi öncesinden, Yavuz Sultan Selim ve Şah-ı İsmail savaşmadan önce gelmiş, yerleşmiş, çok büyük oranda Türkmen ve biraz da Kürt Alevi vardı.

Bunlar geleneklerini, inançlarını, ritüellerini yüzyıllarca her türlü baskıya, her türlü dışlanmaya rağmen devam ettirdiler.

Yeni cumhuriyete destek verdiler.

Dersim bölgesinde Seyit Rıza’nın kısmi bazı olayları ayrı tutulursa, özellikle Türkmen Aleviler yeni cumhuriyete destek verdiler.

Çünkü Türkiyeli Aleviler için, katı Sünni uygulamalara karşı bir nefes alma, yüzyıllardır ayrı tutuldukları şehirlere gelme, dışlandıkları sosyal hayata katılma ve en önemlisi de eğitim, yani okullarla tanışma dönemi oldu.

Ama devletin derin aklı uzun vadede bunu da tehlike olarak gördü.

1970 ile 80 arasında maalesef Türkiye’deki Aleviler de çok acı günler yaşadılar.

Bu yeni projenin adı “Anadolu’yu Alevisizleştirmek”, “Alevilerden arındırma” projesiydi.

Keşke önümüzde tek tek nüfus istatistikleri olsa…

Eskiden nüfus cüzdanlarında Sünnilerin de “Hanefi”, “Şafi” diye mezhepleri yazılırdı.

Türkiye’de bir mezhepsel nüfus sayımı şu an elimizde olmadığı için, o dönemki bazı verilerden hareketle Anadolu şehirlerinde ne kadar Alevi yaşadığını az çok tespit edebiliyoruz.

Hangi köy Alevi, hangi köy Sünni?

İşte 1945 sayımında, 1955 sayımında, 60’ta, 65’te, 70’te bunların nüfusu neydi?

Biliyoruz.

Daha göçler başlamadan önceki rakamlar elimizde.

Ama bu da ciddi bir çalışma gerektiriyor.

Şunu söyleyebiliriz; özellikle Sivas, Erzurum, Maraş, Çorum, İşte Dersim, Tunceli, Adıyaman, Malatya, Tokat gibi illerde, en az 3’te 1’lik bir Alevi nüfus bulunuyordu.

Bazılarında daha da fazla… Oran tartışmalarına girmiyorum.

“sağ-sol” ve “Alevi-Sünni çatışması” dedikleri dönemde, derin devletin provokasyonlarıyla, kışkırtmalarıyla, tezgahlarıyla Anadolu’daki Alevilerin üzerine gidildi.

Ve bu iller adeta boşaltıldı.

Bugün CHP’ye destek veren Alevi kitlenin oyları ile artık CHP bu illerde birer milletvekili bile çıkarmakta zorlanıyor.

Erzurum’dan çıkaramıyor mesela.

Tokat’ta Maraş’ta, Sivas’ta zorla birer tane ancak milletvekili çıkabiliyor.

Sayı o kadar azaldı ki…

Bunlar önce Türkiye’nin sahillerine doğru itildiler.

Yani Adana’ya, Mersin’e, İzmir’e, Antalya’ya ve İstanbul’a.

Ama yurt dışına çıkıldığında, özellikle Almanya ve İngiltere’ye tahmin edemeyeceğiniz kadar bir Alevi nüfus var.

Ben ilk İngiltere’ye gittiğim zaman hayret etmiştim.

Karşılaştığım insanların neredeyse yarısı Maraş Pazarcıklı, Elbistanlı ve Dersimliydi.

Türkiye’de bu kadar, yani bunun 3’te 1’i, 4’te 1’i kadar bir yoğunlukta bile bu yöreden insanlarla karşılaşmadım.

12 Eylül öncesi ve sonrası o korkunç ortamda Anadolu’daki Aleviler önce büyük metropollere doğru, arkasından da yurt dışına doğru büyük bir göçe koyuldu.

Derin İttihatçı aklının bizi mahveden, yok olası o akıl, sözde Anadolu’yu tek parça yapma uğruna önce bütün gayrimüslimleri, arkasından Kürtleri ve Alevileri hiçleştirme, yoklaştırma yoluna girdi, girmiş.

Maalesef hani “‘Girdi’ dedikten sonra, neden ‘girmiş’ dedin” derseniz, maalesef biz bunları da bu siyaseti de çok sonraları fark ettik.

İş işten geçtikten sonra…

Ve Alevilerin başına bir daha büyük felaket geldi; dinden uzaklaştılar.

“Din” derken bu klasik Sünnilerin söylediği dinden bahsetmiyorum.

Ben de Sünniyim, Şafiyim; Nakşibendi geleneği olan bir bölgeden, bir aileden geliyorum.

“Dindar Alevi” tabiri, benim sıkça kullandığım bir tabir.

Nedir bu?

Orijinal Aleviliğe sadık olan,; 12 imama, Kerbela’ya, aşure orucuna, ceme sadık olan, bunları hayatında uygulayan bildiğimiz klasik Alevi.

Buna şimdi “köylü Aleviliği” diyorlar.

Aleviliğin ikinci felaketi; “Ali’siz Alevilik” adı altında ikinci büyük zulümle Alevileri, o esas Alevi felsefesinden, Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Pir Sultan Abdal’ın yolundan alıp, ateist bir kimliğe ve “Ali’siz Aleviliğe” getirmek oldu.

Bunu da İttihatçı kafaya sahip, özünde Türkiye’deki solcular, sosyalistler, Marksistler yaptılar.

Bugün maalesef Alevi aydınlarının, okumuş yazmışlarının büyük bir çoğunluğu “Ali’siz Aleviliğe” inanılıyor ve ateistler.

Ateistin Sünni’si de olmaz, Alevi’si de olmaz.

Bir Sünni de bugün Ateist olmuşsa, işte bunun artık dindarlığından, Müslümanlığından bahsedilemez.

Aleviler özetle iki büyük felaketle karşılaştılar:

Birincisi, yerlerinden yurtlarından edindiler, çıkarıldılar, boşaltıldılar önce sahillere, oradan Avrupa’ya doğru sürüldüler, gitmek zorunda kaldılar.

İkincisi de, kendi kimliklerinden, inançlarından, o Türkmen veya Kürt Aleviliğinin özünden uzaklaştırıldılar.

Bunların da hepsi bilinçli olarak yapıldı.

Burada ittihatçı Kemalistlerle, İttihatçı Marksistler, -tabi “bu ittihatçı Marksist nereden çıktı diyeceksiniz”, e bunu da ben çıkardım, diyelim. Araştırsınlar, baksınlar;
O kök zihin yapısı nereden geliyor?

Bunların fikir babaları nereden geliyor?

Bakacaksınız ki aynı yerden geliyor.

Büyük şehirlerde tutunamayan Alevilik, yani dini organların mekanizması, yapısı olmayan Alevilik, hızlan sekülerleşti, dünyevileşti, özünden ayrıldı ve bugün ciddi bir Alevilik yapısından bahsetmek de çok zor olmaya başladı.

Evet, bunları bu gözle inceleyip, araştırıp, tartışmak lazım.

Bundan sonra ne kalır elde ona da bakmak lazım.

Bir de tabii AK Parti’ye de hakim olan Alevileri zorla, hileyle sinsileştirme projesi var.

Bu da çok yanlış bir proje.

Çünkü insanlar neyse odur, neye inanıyorsa da onu yaşamak durumundadır.

Bunun ötesi zordur, hiledir, zulümdür.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.