Altan Tan: ‘Kanunsuz Topraklar’

10.12.2021
Altan Tan, indyturk.com’da “’Kanunsuz Topraklar’” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 
Ekran alıntısı: YouTube

Yazımın ‘Kanunsuz Topraklar’ başlığına bakarak hemen Türkiye’deki haksızlık ve kanunsuzluklardan yakındığımı zannetmeyin. 

Başımda bunca dert varken Türkiye’ye ‘Kanunsuz Topraklar’ diyerek bir kez daha savcıların gazabını üzerime çekecek kadar akılsız değilim!

Mevcut adliye sistemimizin çarpıklığı, haksız gözaltılar, tutuklamalar ve hukuka aykırı hapis kararlarıyla ilgili zaten yeterince yazan çizen, bağıran, feryat eden var. 

Hayatı boyunca illegal örgütlerden uzak durmuş, şiddete ve teröre karşı çıkmış bir kişi olarak ‘hukuk timsali’ savcı ve hakimlerce müebbet hapisle yargılanıyorum.

PKK bile ‘Bu adam bizim siyasetimize karşı, eylemlerimizi onaylamıyor, sürekli olarak bizi eleştiriyor’ derken; bizim savcılar ısrarla ‘PKK propagandası yapıyor, PKK terör örgütü üyesidir’ demeye devam ediyorlar.

Her ne yaptımsa gıcık almışlar bir sefer; ‘Nuh diyorlar da, peygamber demiyorlar!’

Yeterince derdiniz varken bir de ben sizi bu işlerle meşgul etmeyeyim!

‘Kanunsuz Topraklar’ FOX TV’de yayımlanmaya başlayan bir dizi.

‘Her şey bitti, tüm dertlerimiz sona erdi; şimdi de dizilerden mi bahsetmek istiyorsun!’ demeyin, biraz sabırlı olun!

Dizi işi sandığınız kadar basit ve fuzuli bir iş değil.

Bugün Türkiye Latin Amerika’dan, Avrupa’ya; Orta Asya’dan Körfez ülkelerine kadar dizi ihraç ederek, yüz milyonlarca dolar kazanç elde ediyor.

300 milyonluk Arap aleminin kızları Behlül (onlardaki adı Muhanned) diyor da başka bir şey demiyor!

Behlül’den sonra kocaları ve sevgilileri gözlerine ‘Erol Taş’ gibi görünüyor!

Muhteşem Yüzyıl dizisi tüm dünyada fırtına gibi esiyor. Kardeşimin Peru’daki kayınvalidesi Hürrem Sultan’ın hatırına 80 yaşından sonra Osmanlı tarihi okumaya başladı.

Dizilerdeki muhteşem İstanbul görüntüleri milyonlarca kişiyi büyüleyerek Türkiye’ye gelmelerini sağlıyor.

Dizilerdeki gecekonduların bile hepsinin Boğaz manzaralı olması, tüm mekanların mutlaka Boğaz köprülerini görenlerden seçilmesi tesadüf değil.

Bu diziler sayesinde dünya alem bizim fakir fukaranın bile cennette yaşadığını sanıyor.

Dediğim gibi, en azından yaklaşık 50 yıldır iyi bir dizi izleyicisi olan benim gibiler için dizi işi sandığınız kadar basit ve fuzuli bir iş değil!

Ne yazık ki hiçbir zaman belgesellerden başka bir şey izlemeyen ağır abilerden olamadım!

Huyum kurusun Aziz Nesin’in TRT’de yayımlanan ‘Yaşar Ne Yaşar Ne yaşamaz’ dizisinden, ‘Dallas‘a; Şener Şen ve Türkan Şoray’ın ‘İkinci Bahar’ından, ‘Hatırla Sevgili’ye kadar iflah olmaz bir dizi müptelasıyım.

Az buçuk ‘İngilazca!’ bilmeme rağmen İngiliz ve Amerikan dizilerinden ziyade bu konuda birkaç istisna hariç elhamdülillah ‘yerli ve milliyim!’

Kendimi Midyat’ta babaannemin dizleri dibinde hissederek zevkle izlediğim Beyrut yapımı ‘Al Hayba’ dizisi de tabii ki ‘yerli ve milli’ kapsamında.

Altı çocuğumun da söz birliği etmişçesine ‘Baba sen hep IQ seviyesi düşük, sonu baştan belli Türk dizi ve sinema filmleri izliyorsun. En beğendiğin diziler dört, en geç beşinci hafta final yapıyor!’ demeleri beni hiç etkilemiyor.

Onlar varsın ‘Games of Throne’, ‘Squid Game’, ‘La Casa de Papel’, ‘Harry Potter’… izlesinler! (Laf arasında söyleyeyim ki Squid Game’i onlardan gizli ben de izledim, tabii ki birkaçını daha…)

Sırf gün gelir de gönlüme göre, senaryosunu da benim yazacağım bir film çeker diye, aile içindeki tüm karşı çıkışlara rağmen Sinema-Televizyon okuttuğum kızım Zühal de hevesimi kursağımda bıraktı.

Şimdi Dubai’de peş peşe doğan 4 çocuğuyla her gün canlı dizi çekiyor! 

Çocuklarıyla kendi oynuyor, kendi çekiyor; bizlere de kısa bölümler yolluyor!

‘Kanunsuz Topraklar’ dizisi 1939 yılının Zonguldak‘ını, kömür madenlerini anlatıyor.

Hatırlarsınız bir dönem Midyat ve Mardin’de çekilen ‘Berivan’, ‘Bir Bulut Olsam’, ‘Aşka Sürgün’, ‘Sıla’, ‘Hercai’ gibi televizyon dizileri ipe sapa gelmez saçmalıklarla doluydu.

Sabah ayağında şalvar, başında puşu atla dolaşan dizi kahramanları öğleden sonra son model jiplerle geziyorlar, akşam ise smokinle 5 yıldızlı otellerin havuz başı partilerine katılıyorlardı.

Türkiye’nin hiçbir yerinde konuşulmayan saçma sapan bir şive ile konuşuyorlardı.

Hayatında Diyarbakır, Urfa, Mardin, Midyat’ı görmemiş halkımız ‘Yahu bunlar hangi kavim? Orta Çağ ile Uzay Çağı arasında gidip geliyorlar!’ diyerek hayretler içinde kalıyordu.

Allah’a şükür ‘Kanunsuz Topraklar’ ile cemi cümle tüm Mezopotamya halkı bu acaip ve garaip durumdan kurtulduk.

Saçmalıklar kervanı bizden Batı Karadeniz’e yol aldı!

Varsın bundan sonra da tüm Batı Karadeniz derdine yansın!

Sene o sene!

1939 Milli Şef dönemi.

Dedemin tabiri ile 2 jandarmanın bir köyü topyekun bağlayarak karakola götürebildiği, değil ovalarda dağlarda bile devletten habersiz kuşun uçamadığı yıllar.

Zonguldak’ta bir eşkıya kasap (bazen kasketli, bazen şapkalı, bazen poturlu, bazen takım elbiseli) terör estiriyor.

Sadece bu acaibül garaip kasap değil, hatırı sayılır sayıda bir Zonguldaklı da eşkıyalık yapıyor. 

Bu zevat akıllarına estikçe adam kaçırıyor, cinayetler işliyor, silah kaçakçılığı yapıyor, jandarma, polis, mahkeme aciz kalıyor.

Maden işçilerinin halleri Kunta Kinte’den beter!

Bütün bir Zonguldak’ta birkaç maden sahibinin dışında o günün şartlarında vasat sayılabilecek bir evde oturan yok.

Eşkıya kasabın eşkıya yardımcısı görevini yürüten dünyalar güzeli şuh ve işveli kızı, bakımlı saçları, keskin bakışları ve kuul (cool yazılıyor!) tavırları ile yürek hoplatıyor. 

Ve nasıl oluyorsa hepsi de değme İstanbullulara taş çıkartacak bir Türkçe konuşuyor.

1939’un Zonguldak’ı değil, sanki Kadıköy’ün Modası!

“Yahu ne diyorsun! 

Sen ‘Kasap eşkıyayı’ dedenin eşkıya arkadaşı Estelli Abdo Hammıké mi zannediyorsun? Zonguldak’ın eşkıyası tabİi ki Midyat’ın eşkıyasından daha entelektüel olacak” diyorsanız haklısınız!

Ne yazık ki saçmalıklar bu kadarla da sınırlı değil.

Dizinin ilk bölümünde 9 işçi madende ölüyor. Cenaze namazları kılınıyor.

Yine hemen ‘Ne var bunda’ demeyin! 

Teşvikiye Camisi’ne cenazelere giden bizim sosyete de bilir ki cenaze namazında cenazeler cemaatin önündeki musalla taşına yüzleri kıbleye gelecek şekilde yatay olarak konulur; imam tabutla cemaat arasında durur ve namazı kıldırır.

‘Kanunsuz Topraklar’da 9 tabut cemaatin önüne diklemesine konuldu (yan yana ve yatay olarak değil) imam da cenazelerle cemaatin arasına değil; 9 tabutun önüne geçti ve namazı kıldırdı!

Bir kez daha anlatayım;

En önde imam, arkada diklemesine konulmuş 9 tabut ve tabutların arkasında da cemaat!

Tersinden bir kez daha tasvir edeyim;

Cemaat, cemaatin önünde diklemesine ve yan yana 9 tabut,

Tabutların önünde de imam!
 

(3).jpg
Ekran alıntısı: YouTube/Kanunsuz Topraklar

 

Nasıl olur?

Orada hayatında, bırakınız cenaze namazı kılmayı, hiç kılınan cenaze namazını da gören, rejisör, yayıncı, yapımcı, ışıkçı, kameraman, esvapçı, figüran…bir Allah’ın kulu yok muydu?

‘Hepsi bir yana boynu kopmayası imam da mı bu işin nasıl olması gerektiğini bilmiyordu?’ demeyin!

Böyle dizinin ‘imamı’ da böyle olur! 

El Ezher veya Ümmül Kurra mezunu olacak değil ya!

Benim gibi iflah olmaz PTT’lilere (pijama, terlik, televizyonculara) kıymayın efendiler!

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir