Altan Tan: Kurucu İrade: “Türkiye İslam Cumhuriyeti”

08.01.2024

Altan Tan, indyturk.com’da “Kurucu İrade: “Türkiye İslam Cumhuriyeti”” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Fotoğraf: AA

Türkiye son bir haftadır yine şeriat ve hilafet tartışmalarıyla çalkalanıyor.

İstanbul’da Galata Köprüsü’nde yapılan Gazze’ye destek mitinginden sonra bir üniversite öğrencisinin, elinde Kelime-i Tevhid; yani “La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah” yazılı bir bayrak taşıyan şahsa yumrukla saldırmasından sonra bu tartışmalar tekrar alevlendi.

Gence; “Durup dururken, senden yaşça epey büyük bir ağabeyine, bir büyüğüne yoldan geçen niye gelip yumrukla saldırdın?” diye soruyorlar.

Genç ise şöyle yanıt veriyor:

Elinde şeriat bayrağı vardı. Bu, Arap seviciliğidir, ben de kendimi tutamadım, vurdum.

Çok meşhur bir laf vardır; “Özrü kabahatinden büyük” derler ya, tam da öyle bir durum.

Belli bir yaşa gelmiş, emekli bir binbaşının oğlu, bir üniversite öğrencisi, ama Kelime-i Tevhid; “La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah” nedir bilmiyor…

Hilafet hakkında, şeriat hakkında doğru düzgün hiçbir bilgisi yok.

Ve böylece ülkede bir curcunadır gidiyor.
 

Değerli okuyucular;

Türkiye yıllardır bu cahil dalaşının içinde.

“Cahil dalaşı” diyorum, zira tarihini, geçmişini, sosyolojisini bilmeyen, toplumunu tanımayan insanlara “cahil”den başka bir sıfat yakıştırılamaz.

Hilafet, hilafet, hilafet…

Peki, nedir bu hilafet? 

Öncelikle şunu söyleyelim ki, 1400 yıla yakın bir zamandır İslam dünyasında hilafet zaten yok .

Bütün İslam alimlerinin ittifakıyla, Dört Halife dönemi denilen, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’den sonra hilafet dönemi bitmiştir. 

Bu işi çok zorlayanlar, 6 aylık Hz. Hüseyin dönemini ve  Emevîler döneminde iktidara geldiği vakit 2 buçuk sene çok adil bir yönetim sergileyen, Müslüman muttaki bir aile ferdi Ömer bin Abdülazîz’i de halifelik dönemine eklerler.

Ancak, Hz. Hüseyin ve Ömer bin Abdülazîz dönemini katmak bile zorlama eklemelerdir. 

Esası; Dört Halife dönemidir ve o günden bugüne kadar İslam dünyası hiçbir zaman bir olmamış, tek bir idare tarafından yönetilmemiştir.

Endülüs’te Emevîler ayrı bir baş çekmiş, Mısır’da Fatimiler ayrı bir baş çekmiş; onlardan çok daha önce Mekke’de Abdullah bin Zübeyir başka bir baş çekmiştir.

Daha sonra zaten Hint yarımadası ayrı yönetilmiş, Osmanlı, Selçuklu… bunların hepsini de katınca onlarca İslam devleti ayrı yönetimlerce idare edilmiştir.

İslam hanedanı bir halifelik olmamıştır.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan cebren, savaşla, kendine “halife” diyen son kişinin yetkilerini alıp İstanbul’a getirmesi de bu tartışmaları bitirmemiştir.

Çünkü İran, Şii dünyası zaten başından beri bunları kabul etmemiştir. 

Onun için tarihte böyle bir İslam birlikteliği, tek bir yönetim olmadığı gibi, bugün de zaten böyle bir tablo yok. 

Bugün İslam dünyası denilen dünyanın bir kısmı Amerika’nın, bir kısmı İngiltere’nin bir kısmı (Uygur Müslümanları gibi) Çin’in, bir başkası, diğer yerin yönetimi altında.

Şii dünyası ise -şu an İran başını çekiyor- bambaşka bir yerde.

Peki, hangi hilafet?

Neyin hilafeti?

Hilafet; bütün Müslümanların tek bir yönetim altında toplanması, bir yerden yönetilmesi, bir mekanizmanın bugünün tabiriyle federatif bir şekilde sürdürülebilmesi fiilen mümkün değil.

Gelelim şeriat meselesine;

Şeriattan da öyle bir bahsediliyor ki “korkunç”, “öcü”, “karanlık”…

“Şeriat”ın kelime anlamı, “hukuk”, “yol”, “kanunlar”, “uygulama” demektir.

“İslam şeriatı” olduğu gibi, “Yahudi şeriatı” da olabilir. 

Mesela şu an İsrail’de Yahudilerin önemli bir kısmı Yahudi şeriatına bağlı olarak yaşıyorlar. 

Şu anki inançlarına göre, Yahudi şeriatının kutsal saydıkları değerler, kanunlar doğrultusunda hayatlarını düzenliyor ve yaşıyorlar.

Ve çok ilginç bir şey söyleyelim;

Türkiye Cumhuriyeti, şeriatçı, İslamcı bir cumhuriyet olarak kuruldu. 

Bunu gençlerimiz bilmediği gibi, “aydın” dediklerimizin de büyük bir kısmı bilmiyor. 

İlber Ortaylı gibi, Fatih Altaylı gibi bilenler de gizliyor, saklıyor. 

1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu var, 1924 Anayasası var; 1928’e kadar “Türkiye Cumhuriyeti’nin dini İslam’dır” yazıyor. 

Girin bir internete bakın, yorulmayın;

1924 Anayasası’nın 26’ncı maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini sayarken “Şeriat ahkamının tenfîzî (şeriat kanunlarını uygulaması) ile sorumludur” diyor. 

1928’e kadar bu böyleydi. 

Tekrar söylüyorum;

Türkiye Cumhuriyeti, İslamcı bir cumhuriyet olarak kuruldu. 

“Kurucu irade”, “kurucu irade”… 

“Kurucu irade cumhuriyeti şöyle kurdu”

“Kurucu iradeye karşı gelinemez”

Bütün bu dedikleriniz hepsi palavra.

Kurucu irade Türkiye Cumhuriyeti’ni, İslami, şeriat kanunlarını uygulayıcı bir cumhuriyet olarak kurdu. 

Cumhuriyetin kurulduğu gün Türkiye’de adına “halife” dediğimiz, İslam alimlerine göre halife olmayan ama o günkü ismiyle halife olarak adlandırılan halife var. 

29 Ekim 1923’ten 3 mart 1924’e kadar Türkiye Cumhuriyeti’nde halife var.

Ha doğruydu, yanlıştı; halifelik olur, olmaz; şeriat kanunlarını beğenirsiniz, beğenmezsiniz; doğrudur, yanlıştır; bugünkü rejim doğrudur, bugünkü rejim de doğru değildir, başka bir şey olmalıdır, sosyalizm olmalıdır, liberalizm olmalıdır, Batı demokrasisi olmalıdır…

Bunların hepsi ayrı bir tartışmadır. 

Ama önce ne olduğunu, nereden başladığını, nereye gelindiğini doğru düzgün bilmemiz ve bu konuda ittifak etmemiz lazım.

Onun için bunlar boş bir tartışmadır. 

Yersiz, gereksiz bir tartışmadır. 

Toplumu germekten, ayrıştırmaktan ve bölmekten başka bir şeye de yaramaz.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.