Altan Tan: Müslüman Demokrat

20.01.2024

Altan Tan, indyturk.com’da “Müslüman Demokrat” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

İslam dünyası büyük bir perişanlık içerisinde.

Bu hem ekonomik açıdan hem siyasi açıdan hem de kültürel açıdan da böyle.

Bunun nedenleri üzerine çok kafa yoranlar var;

Neden bir zamanlar birbirinin kanına ekmek doğrayan Avrupalılar, İsveçliler, Norveçliler, Danimarkalılar, Almanlar, İtalyanlar, Fransızlar, İngilizler, İspanyollar veya eski isimlerini sayarsak Ostrogotlar, Vizigotlar, Vikingler, Vandallar, Germanler, Franklar, Keltler… neden bugün kendilerine kısmen işleyen, bütün sorularına rağmen insanlığın bugüne kadar bulabildiği en iyi yönetim şekli olan demokrasiyle yönetiliyorlar?

Tekrar söylüyorum, bir Müslüman olarak bunu söylerken,bu çoğulcu demokrasi, bireysel demokrasi, çoğunluğun hakimiyeti, bireyin tek bir kişinin bile haklarını korunması gibi tartışmalara girmiyorum.

Dediğim gibi, bugüne kadar gelinen noktada kısmen bir düzen kurulabilmiş durumda. 

Daha iyisi nasıl olur?

Bunu herkes tartışıyor. 

Bu tabii biraz daha sosyologların, filozofların, sosyal felsefecilerin işi.

Peki, İslam dünyası neden bunu beceremedi? 
 

Şu an işte İran’dan Yemen’e, Fas’tan Mısır’a, Türkiye’den Umman’a kadar, ismine ister monarşi, ister cumhuriyet ne derseniz deyin, hatta İran ve Afganistan gibi İslami cumhuriyetler var; meclisler var, sözde seçim var, sözde halkın iradesi var ama bir türlü istenilen şekilde bir düzen kurulamıyor.

Tabii bunun tarihi kökleri sadece felsefi olarak değil, siyasi olarak da ta “Dört Halife” devrinin bitimine kadar uzanıyor. 

Zaten İslam hukukçuların neredeyse tamamı “Dört Halife”den sonraki dönemi halifelik olarak kabul etmiyor. 

Neden kabul etmiyor?

Çünkü;

  1. En önemlisi seçim yok. 
  2. Gelenler üzerinde toplumun bir ittifakı yok. 
  3. İnsanları tatmin eden bir hukuk düzenli yok.

Peki nasıl olacak bu? 

Bugün de İslam dünyasının en büyük sorunlarının başında belki de işte bu yönetim krizi geliyor.

Adına ne derseniz deyin ister monarşiler ister cumhuriyetler ister İslami cumhuriyetler… Bunların hepsinde belli bir sınıfın, zümrenin, grubun, ailenin diktatoryası var.

Buradan çıkabilmenin yolu ne? 

İslam’da, Kur’an-ı Kerim’de, peygamberin hayatında ondan sonrası için vaaz edilmiş, belirtilmiş, kuralları ortaya konulmuş, çerçevesi çizilmiş bir yönetim modeli yok. 

Dikkat edin, model yok; ama esaslar var. 

Nedir bu esaslar:

  1. Seçim olacak? 
  2. Halkın rızası olacak. Biat dediğimiz olay.

Biat da bizim şimdiki şeyhlerin, beylerin, padişah özenti içinde olanların uyguladığı gibi, kayıtsız şartsız teslim olma değil, karşılıklı bir anlaşma, ahitleşme, belli kurallar üzerinde bir güven ve teslimiyettir.

Biatın esası bu, yoksa kölelik değil.

Tabii seçim ve biattan sonra üçüncü bir husus da adalettir..

Bugünkü dile “bağımsız yargı” diye çevriliyor. 

Her hâl ve şartta, karşısında kim olursa olsun, buna işte eski hukukçular, “padişah ve geda” derlerdi; “ister padişah olsun ister geda ister bir köle ister en fakir, en yoksul bir kişi olsun…”

Hukuk bunların her birine aynı şekilde muamele eder.

Peki bu, bugün var mı? 

Yok, 1400 senedir yok. 

Peki bugün nasıl çıkılacak bu işin içinden?

Birincisi, “şura” dedikleri meclis, danışma ile.

Peki kim kime, nasıl danışacak? 

Danıştığı şeyleri yapacak mı, yapmayacak mı? 

Yapmazsa ne yaptırım gücü var? 

Danışılan kişileri, yani şurayı, meclisi kim seçecek?

Ne kadarlık bir süre için seçilecek?

Yetkileri neler olacak? 

Aldığı kararlar ne kadar bağlayıcı olacak?

Yoksa bu şuraya danışan kişi hesabına geldiği kimselere bir şeyler soracak, sonra yine kendi bildiğini mi yapacak?

Böyle bir şura, böyle bir danışma olur mu?

Bir diğer mesele yargı; hakimleri kim atayacak?

“Ben seni atayayım, sen de beni yargıla” diye bir şey olur mu? 

Atadığınız kişi sizi yargılarsa, onun ipi sizde olursa, oradan sizin aleyhinize bir karar çıkar mı?

Ve denetim meselesi, meclis, yani işte şura belli. Esasla diyelim ki seçildi ne kadarlık bir zaman için seçilecek?

Bunun seçtiği yürütme -bugünkü adıyla başbakan, cumhurbaşkanı, başkan- ne kadarlık bir zaman için seçilecek? 

Mesela Hazreti Ali, hakem olayında halifeliği bırakabileceğini taahhüt etti, kabul etti, “Hakem karar versin. Eğer benim aleyhime bir kararı çıkarsa bırakacağım” dedi.

Ama Hazreti Osman, bütün olaylara rağmen, “Bu gömleği bana Allah giydirdi” dedi. İstifaya asla yanaşmadı.

Peki bu yöneticilerin; yürütmenin, icranın seçimi nasıl olacak? 

Bizim ehli sünnet dünyasının inancına göre, peygamber (s.a.v.) ölmeden önce bir varis bırakmadı, birini işaret etmedi.

Ama Hazreti Ebubekir peygamberin yapmadığı, işi yaptı ve kendi yerine Hazreti Ömer’i tayin etti.

Hazreti Ömer 6 kişi belirledi, “O 6 kişi içinden seçin” dedi.

Hazreti Osman döneminden sonra ise zaten işler tamamen bir kaosa doğru evrildi.

Bunun seçim usulü nasıl olacak? 

İşte bütün bunlar önümüzde çok önemli sorunlar.

Efendim İslam ve demokrasi bağdaşır mı? 

İslam’da seçim var mı?

Peki seçim yoksa bu halifeler nasıl belirlendi?

Seçim yoksa, İslam şeriatına, hukukuna göre “Allah adına hüküm verecek” olan halife, bu hükmü nasıl verecek?

Ve bu hüküm verenleri kim belirleyecek? 

Allah’ın vekilleri kim?

Kendini yeryüzünün gölgesi ilan eden padişahlar mı?

Onun için önümüzde ciddi sorunlar var.

İslam ve demokrasi uyuşur mu, uyuşmaz mı, bu tartışmalara da bir yana bırakıp, bu soruların cevabını vermek lazım.

Ve bir Müslüman demokrasisi inşa edilmesi lazım. 

“Efendim, bunun adına demokrasi demeyelim. Batı’dan geldi” deniliyorsa; yahu cep telefonundan, elektrikten arabaya kadar Batı’dan gelen her şeyi kullanıyorsunuz.

Batı’dan da alabileceklerimiz var, harmanlayacaklarımız, sentezleyecekleriniz var. 

O zaman yönetimin kurallarını nasıl belirleyeceğiniz, hadi çıkın, anlatın.

Boş fetvalar vermek yerine, dişe dokunur bir şey söyleyin.

Bugün önümüzdeki en önemli sorun işte bu yönetim kriz.

Tabii, birey olmadan demokrasi olur mu? 

Ekonomik olarak herkes kendine yetmeden özgür bir karar verilebilir mi, yoksa ağların, beylerin, lordların, kontların sözü mü geçer yoksa?

Tabii ki onların sözü geçer.

Onun için, tüm İslam dünyasında önce hem fikren hem ekonomik olarak özgür bir bireyi ve bu özgür bireylerden oluşan toplumu yaratmak en önemli hedef. 

Ondan sonra da bu yönetim krizine bir çare bulmak lazım.

Bence “Müslüman demokrasisi”, “Demokrat Müslüman”, “Müslüman demokrat” tabirlerini kullanmanın hiçbir sakıncası yok.

“Sakıncası var” diyenler kendi gerekçeleriyle, kendi yöntemleriyle, kendi kurallarıyla bir alternatif ortaya koysunlar.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.