Altan Tan: Mustafa Müslim vefat etti

23.04.2021

Altan Tan, indyturk.com’da “Mustafa Müslim vefat etti” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.


Kamuoyunun tanıdığı şekliyle Mustafa Müslim, Suriye Rojava’daki PYD’nin ilk başkanlarından Salih Müslim‘in ağabeyi.

Salih Müslim ile Mustafa Müslim kardeş, ancak iki kardeşin neredeyse her şeyleri ayrı. Birbirlerine hiç benzemiyorlar.

Salih Müslim sol-sosyalist-seküler bir dünya görüşüne sahip,

Mustafa Müslim ise namazında niyazında, sakallı-takkeli muvahhit bir Müslüman.

Salih Müslim İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu, Türkçeyi çok iyi konuşan bir mühendis,

Mustafa Müslim yüksek lisans ve doktorasını Kahire Ezher Üniversitesi’nde yapmış, Arapça hakimiyeti mükemmel bir tefsir profesörü.

Salih Müslim PKK’li, Mustafa Müslim ise İhvan-ı Müslimin’e (Müslüman Kardeşler) ve AK Parti‘ye yakın bir siyasi duruşta.

Mustafa Müslim, Mısır’da eğitimini tamamladıktan sonra yaklaşık 30 yıl Suriye’ye giremedi. Memleketi Kobani’ye hasret Suudi Arabistan ve BAE’de öğretim üyesi olarak çalışmak zorunda kaldı.

2011 yılında Baas rejimi Suriye’nin kuzeyinde hakimiyetini kaybedince, Mustafa Müslim büyük bir hasret ve geleceğe ilişkin umutlarıyla Kobani’ye döndü.

Kobani‘de İslami eğitim veren bir medrese kurdu ve yanında bir cami de olacak bir kampüs (külliye) inşasına başladı.

Daha inşaat devam ederken kardeşinin başkanı olduğu PYD yönetimi çalışmaları durdurarak Mustafa Müslim’i Kobani’den çıkardı.

Sizlere birkaç cümlede özetlemeye çalıştığım bu gelişmeleri Mustafa Müslim bana geçen yıl ziyaretine gittiğim Antep’teki evinde büyük bir üzüntüyle anlattı.

“Ben onlara ‘Siyasetle ilgilenmiyorum, işim siyaset de değil. Ben Kürt halkına ve gençlerine İslami eğitim vermek istiyorum’ dedim; ancak ne yaptımsa yumuşatamadım. ‘Seni de, fikirlerini de istemiyoruz’ diyerek beni dışladılar” dedi.

Mustafa Müslim, 1940 yılında Kobani’de dünyaya geldi. İlköğrenimini Kobani’de, orta ve lise öğrenimini ise Halep’teki “Hüsreviyye Lisesi” de denilen ‘Şer’i Lisede’ tamamladı.

Şam Üniversitesi’nde İslâm Hukuku okudu. Yüksek lisans ve doktorasını Kahire’deki Ezher Üniversitesi’nde yaptı.

Suudi Arabistan ve sonrasında 2011 yılına kadar 13 yıl Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki çeşitli üniversitelerde idari ve ilmi görevler aldı. 

2011’de Suriye’de iç savaşın başlamasıyla Türkiye’ye geldi. 2 yıl Şanlıurfa’da kaldıktan sonra Gaziantep’e yerleşti.

Burada Said-i Nursi‘nin en büyük hayali olan ‘Medresetül Zehra’ isminden esinlenerek Uluslararası Afrika Üniversitesi ile imzalanan bir protokolle Ez Zehra Üniversitesi‘ni kurdu ve rektörü oldu. 

Bu arada TRT Kürdi kanalında Kürtçe Kuran programları yaptı. 

Mustafa Müslim’i birkaç cümle ile özetlemek gerekirse o; geleneksel Ehl-i Sünnet çizgisine bağlı, ifrat ve tefritten (aşırılıklardan uzak), Türk, Kürt, Arap… tüm Müslümanların birliğini, ümmet anlayışını savunan;

Kürt meselesinde ise Kürtlerin tüm İslami haklarının tanındığı, Kürtlerin bölünüp ayrılmadan Türkler ve Araplarla birlikte yaşayacağı tedrici (aşamalı) bir çözümden yanaydı.

Bu inancını gerçekleştirmede de AK Parti’nin tüm eksik ve yanlışlarına rağmen yanında bir duruş sergiliyordu.

Tüm Müslüman Kürtlerin başına gelen ne yazık ki Mustafa Müslim’in de başına geldi.

PKK-PYD-HDP-sol-sosyalist-seküler-laikçi çevreler onu ‘işbirlikçi-hain’ diye yaftalarken; Türk-İslamcılar da ‘Salih Müslim’in kardeşi, ne olursa olsun yine de ‘Kürtçü’ diyerek dışladılar.

Dışlamayan az sayıdaki insaf sahibi kişiler ise aradaki mesafeye azami derece dikkat ederek bir ilişki kurmaya çalıştılar. 

Kürt halkı Müslüman bir halktır ve Kürt halkı kendi fıtratı olan İslam’a dönmelidir.

Buradan da Kürt halkına nasihatim şudur; 

Kürtlerin haklarını temine çalışan Kürtler

İslamcıların elinden tutun, İslamcıları destekleyin. Çünkü İslamcılar, Kürtlerin hakkını ve hukukunu Kürtlere tekrar vermede doğru sözlü insanlardır. 

Çünkü Müslüman bir kişi “Mü’minler ancak kardeştir” ilkesine inanır.

Kardeşler de haklar bakımından birbirlerine denktirler ve eşittirler. 

İşte İslamcılar bu inanca sahip oldukları için, Kürtlere haklarını verecek olanlar da onlardır. Ancak kardeşler, kardeşlerinin haklarını temin edebilirler. 

İslamcıların dışındakilere gelince; kendi çıkarlarına göre davranırlar, Kürtlere yalan söyler ve aldatırlar, kandırırlar.

Kendi hedeflerine ulaştıktan sonra Kürtleri bir kenara atarlar.

Merhum Prof. Müslim, Haziran 2018’de Erdoğan’ın katılımıyla Diyarbakır’da düzenlenen bir iftar programına katıldı.

Programdan sonra TRT ve Anadolu Ajansı başta olmak üzere medya mensuplarının sorularını yanıtlarken, özetle şunları söyledi:

…Bu yüzden de iktidarı elinde bulunduran Müslümanların arkasında durmalıyız, onlara destek olmalıyız.

Konuşma özgürlüğü, eğitim hakkı, üniversite kurma hakkı gibi kazanımlar inşallah Müslümanların sayesinde gerçekleşecektir…

20 yıl önce Kürt’üm demek yasaktı. 20 yıl önce çarşıda pazarda Kürtçe konuşamazdınız.

Fakat çok şükür Kürtlerin artık televizyonları, gazeteleri var. Eğer Müslümanlarla bir olurlarsa süreç içerisinde diğer haklarını da elde edeceklerdir…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürtlere verdiği söz ve vaatleri yerine getireceğine inanıyorum. Çünkü Erdoğan Müslüman ve mümin bir insandır.

Müslüman ve mümin bir insan da verdiği sözü yerine getirir. Bu yüzden şu aşamada bence bütün Kürtler Erdoğan’ı desteklemelidir.

Mustafa Müslim’in bu çok iyi niyetli temennileri ne kadar doğru veya bu temennilerinin ne kadarı gerçekleşti tartışılır.

Siyasette maalesef olması gerekenlerle olanlar çoğu kez aynı olmuyor.

Siyasal uygulamalarında birçok dersten ‘çakan’ İslamcılar ne yazık ki Kürt meselesinde de istenilen notu alamadılar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın en öne çıkan özelliklerinden biri eski dostlarına ve İslami kanaat önderlerine gösterdiği saygı, sevgi ve vefadır.

Ancak ne yazık ki Mustafa Müslim’in vefatı ile ilgili bir mesajı yayımlanmadı (en azından ben duymadım ve okumadım).

18 Nisan 2021 günü vefat eden Mustafa Müslim’in Antep’teki cenazesine Gaziantep Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili gibi yerel yöneticilerin bir kısmı katıldı.

Ancak kerametleri kendilerinden menkul üçüncü sınıf şeyhler ile sözde kanaat önderlerinin bile tabutları altına aşk-u şevk ile giren anlı-şanlı siyasilerin ve Türkiye İslami hayatının kendini çok önemseyen sözde büyük alimlerinin hiç biri yoktu.

Tıpkı rahmetli Abdülmelik Fırat ve İzzettin Yıldırım‘ın cenazeleri gibi!

Allah rahmet eylesin!

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir