Altan Tan: Şeyh Said’in Kemiklerini Sızlatanlar

05.07.2024

Altan Tan, indyturk.com’da “Şeyh Said’in Kemiklerini Sızlatanlar” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarının kıyamından bu yana 99 yıl geçti.

Bu 99 yıl boyunca neler söylenmedi ki…

Özellikle laikçi, ulusalcı ve batıcı kişiler ağızlarına gelen en galiz laflarla, yer yer küfürlerle, Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarını karaladılar.

Bu karalama sadece bir karalama olarak da kalmadı.

Tarihi tersyüz ettiler.

Yalanları doğru diye yutturmaya çalıştılar.

Kendileri batıyla iş birliği içerisindeyken Şeyh Said’i bununla suçladılar ve daha neler neler.

Türkiye’nin içine “Bu bir Kürt isyanıdır. Aman ey batıdaki, Karadeniz’deki, iç Anadolu’daki Müslümanlar bunlarla bir olmayın. Bunlar bölücüdür, Kürtçüdür” diye propaganda ettiler.

Dış dünyaya ise “Bunlar gericidir, şeriatçıdır, yobazdır devrimlere ve Batı devrimlerine karşıdırlar” diye propaganda yaptılar.

Bunlara kısmen alışkınız.

Dilimiz döndüğünce, aklımız yettiğince, bilgimiz el verdiğince yıllardır bunlara gerekli cevapları her türlü ortamda verdik.

Ama ne yazık ki son dönemlerde sözde Şeyh Said Efendi’yi ve arkadaşlarını savunan onun yolunun takipçisi olduğunu iddia eden bazı çevreler ve bunların içerisinde ne yazık ki Şeyh Said Efendi’nin ailesinden de bazı kimseler var, onlar da bir başka yönden işi tersyüz etmeye başladı.
 

Dediğim gibi, insanların fikirleri ayrı ayrı olabilir.

Siz kendi fikrinize göre herhangi bir siyasal olaya veya tarihi şahsiyete eleştiriler getirebilirsiniz.

Ama burada olmazsa olmaz olan bir kural var.

Ahlakın, şerefin, namusun birinci kuralı:

Dürüst olmak zorundasınız.

Yalan atmamak zorundasınız.

Tarihi tersyüz etmemek zorundasınız.

Ondan sonra eleştirinizi getirebilirsiniz.

Geçen hafta da Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarının şehadetlerinin 99. yıl dönümüydü.

Bu 99 yıl boyunca en fazla tartışılan şey;

Bu hareket dini bir hareket miydi, İslami, şeriatçı bir hareket miydi?

Yoksa Kürt halklarını savunan, Kürdi, Kürdivari bir hareket miydi?

Veya işin aslı neydi?

Bu konuda binlerce sayfa yazısı ve birkaç kitabı olan bir kişi olarak, bunların hepsini tekrarlamayacağım, isteyenler bunlara bakabilir.

Ama o dönemde Kürt siyaseti içerisinde 3 ayrı çizgi var:

Bunlardan birisi, salt İslami dini endişelerle Kemalist rejime muhalif olan Kürtler. Bunların önemli bir kısmında Kürtlükle ilgili bir iddia veya bir talep yok. Geniş şeyhler ve tarikatlar da bu çerçevede değerlendirilebilir.

İkinci gruptakiler, Osmanlı bünyesi içerisinde Kürtlerin milli haklarını yerel bir yönetimle, o günkü tabiriyle muhtariyet, bugünkü tabiriyle özellik veya federasyon şeklinde talep eden Osmanlı Birliği, İslam Birliği içerisinde Kürt haklarının verilmesini talep eden grup.

Üçüncü bir grup ise, daha seküler, laik, Batıcı, İslam’dan da çok fazla ilişkisi, haşır neşirliği olmayan bağımsız bir Kürt ulus devleti fikrinde olanlar.

Birinci gruptakilere, yani salt İslami görüşte olanlara, rejime hilafetin kaldırılması, şeriat ahkamının kademe kademe lağ edilmesi, medreselerin kapatılmasına karşı tepkili olan kesime, Kürt şeyhlerinin neredeyse yüzde 80-90’ını katabiliriz.

Aynı şekilde Kürt okumuş yazmışlarının da yine belki yüzde 70, 80’ini katabiliriz.

Ve nitekim Şeyh Said Efendi’nin etrafında bulunan şeyhlerin böyle birkaç tanesini sıralayayım:

Bingöl Çan Şeyhlerinin, Gökdere Şeyhlerinin, Şeyh Said Efendi’nin Palu’daki amcazadelerinin, Diyarbakır’daki Şeyh Şemseddin’in ve yine aynı şekilde Hakkari’den Van’a kadar, Ağrı’ya kadar geniş Kürt coğrafyasındaki alim, hacı, hoca ve şeyhlerin büyük bir kısmını bu grubun içinde değerlendirebilir.

İkinci grupta ise, -bir özellik, muhtariyet, Osmanlı Birliği ve İslam Birliği içerisinde bir Kürt kimliği mücadelesi verenler- Kürt Talih Cemiyeti Başkanı Seyit Abdülkadir, Said-i Nursi, Cibranlı Halit Bey gibi yine onlarca aydını, şeyhi, mollayı sayabiliriz.

Üçüncü grupta, laik, ulusal, seküler bir Kürt ulus devleti savunanların içine de Cemil Paşalardan Ekrem, Kadri, Cevdet, Ömer, Cemil Paşaları, Bedirhani ailesini, Babanlardan bir kısmını sayabiliriz.

Şeyh Said Efendi’nin kıyamına geldiğimiz vakit, yani o günlere geldiğimiz vakit bu çevrelerin hepsinin birbirleriyle belli bir diyalogları var.

Şeyh Said Efendi de Osmanlı Birliği içerisinde, İslam Birliği içerisinde bir Kürt muhtariyeti veya Kürtlerin haklarının verilmesini savunan bir çerçevede bakıyor olaylara.

Ama Azadi Cemiyeti’nin başkanı Cibranlı Halit Bey hem teyzesi oğlu hem de kayınbiraderi, yakın ilişkileri var.

Cibranlı Halit Bey de başlangıçta Osmanlı Birliği içerisinde ve İslam Birliği içerisinde bunu savunan bir Kürt, dindar, Müslüman. 

Ama hilafetin kaldırılmasından; Kemalist kadroların tamamen ters bir yola girmesinden sonra o da artık bunun mümkün olmadığını ve ayrı bir Kürt devleti kurmak gerektiğini savunma noktasına geliyor.

Burada belli nüans farklılıkları da var.

Ama Şeyh Said Efendi bugüne kadar tespit edilebildiği kadarıyla böyle bir fikirde değil, böyle bir örgütün ve yapının içinde de değil.

Said-i Nursi de yani günümüzde Said-i Nursi’nin ölümünden sonra devletin, MİT’in, karanlık güçlerin kontrolüne geçen Nurcuların ahlaksızca sakladıkları gibi bu işin uzağında değil.

Said-i Nursi, Van’a gitmeden evvel, Şeyh Said Efendi’nin kıyamından 4-5 ay önce, eylül ayında 15 gün Erzurum’da Cibranlı Halit Bey’in misafiri oluyor.

Bu mevzuları uzun uzadıya tartışıyor.

Ama Said Nursi de yine ayrı seküler bir ulus devlet değil, İslam Birliği içerisinde bu hakların alınmasından yana bir çizgide duruyor.

Tıpkı Şeyh Said Efendi gibi.

Peki ben bunları niye anlatıyorum?

Şeyh Said Efendi’nin kemiklerini sızlatıyorlar

Bu hafta Şeyh Said Efendi’yi anma gösterilerinde, toplantılarında özellikle torunlarından bazılarının açıklamaları Şeyh Said Efendi’nin kanaatimce kemiklerini sızlatıyor.

Çünkü bu anmalarda Şeyh Said Efendi’nin İslami kimliğiyle ilgili verdiği şeriat ve İslam mücadelesiyle ilgili tek bir cümle bile yok.

Sadece çok yuvarlak bir cümleyle, “İnancı ve milleti için öldü” denildi.

Hele hele öyle ifadeler kullanıldı ki “Şeyh Said Efendi’nin mücadelesini bugün Abdullah Öcalan yürütüyor” diye akla ziyan laflar…

Abdullah Öcalan‘ın Şeyh Said Efendi’yle ilgili, o kadrolarla ilgili, Kemalizm’le ilgili, Mustafa Kemal’le ilgili görüşleri ortada.

Onlarca, yüzlerce sayfa beyanatı, konuşması, yorumları var, ben bunlara da girmeyeceğim.

Siz ikisini nasıl aynı çizgide değerlendiriyorsunuz?

Ki kaldı ki o dönemde Diyarbakır’da, Bitlis’te, Cibranlı Halit Bey gibi, Yusuf Ziya Bey gibi, Hacı Akdi gibi, Dr. Fuat gibi, Seyit Abdülkadir gibi Kürt kimlikleri çok daha baskın kişiler idam edildiler ve bunlar idama giderken de bu kimliklerini muhafaza ettiler.

Ama Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarının, Şeyh Said Efendi ile beraber 47 kişinin verdikleri ifadelerin yüzde 99’u İslam ve Şeriat üzerinedir.

Şeyh Said Efendi ölürken, idama giderken bile sözleri böyle.

Yani burada ne kadar Kürtlük vardı, ne kadar İslam vardı; bunu dediğim gibi kabaca anlattım.

Çok detaylarına anlattığım binlerce sayfalık yazım, konuşmam, beyanatım var.

Ama özellikle Şeyh Said Efendi ve 46 arkadaşı idama giderken çok açık ve net ifade ettiler.

Mesela tam idama giderken, idam sehpasında İstanbul’da yayımlanan Son Saat gazetesinin muhabiri bir işgüzarlık yapıyor.

Önüne bir defter ve kalem uzatıyor; “Bir şeyler yazın Şeyh Efendi” diyor.

Düşünün idama gidiyor, siz ona diyorsunuz ki “Bir şey yazın” ama Şeyh Efendi orada bile vakarını, soğukkanlılığın sükunetini muhafaza ediyor ve İslam’ın ilk dönemdeki şehitlerinden, Peygamber Efendimiz dönemindeki şehitlerinden Hz. Hübeyb’e izafe edilen bir şiiri oraya kendi el yazısıyla yazıyor.

Bu bir tarihi belge, vesikadır:

Vela-u bali bi-salbi ala cüzui-n-nahl
Lev kane masrai fillahi ve fiddin.

Yani, diyor ki:

Eğer Allah ve din için kavga vermişsem,
basit dallarda asılmaktan perva etmem

Hanili Salih Bey‘in idam sehpasına yürürken, ünlü divan şairi Urfalı Nabi’nin şu beytini söylüyor:

Kimdir bizi men eyleyecek bağ-ı cinandan?
Hane bizim miras-ı pederdir, gideriz biz.

(Cennet bağına girmekten bizi alıkoyacak olan kimdir?
Cennet bize babadan kalmış bir miras gibidir.)

Ve yine aynı şekilde Hanili Salih Bey, ki çok büyük bir entelektüel hem âlim hem aydın entelektüel, 4-5 dil bilen 6. dili İngilizceyi bir papazdan öğrenmeye çalışan Hanili Salih Bey diyor ki:

SALİH’im, ehl-i salâh’ım, dine can kıldım fedâ
Lütf-i hakla teşnegâne ab-ı Kevser olmuşuz. 

Şimdi bu insanları kalkıp bir başka şekilde anlatmak ve bunların İslami kimliğini yok kabul etmek bundan sonra bir kelime bulamıyorum.

Maalesef arkadaşlar tarihi tersyüz etmeyin.

Hangi fikirde olursa olsun, Öcalan’ın fikrinde olursunuz, Mustafa Kemal’in fikrinde olursunuz, bir başkasının fikrinde olursunuz; ne olursanız olun yalan atmayın.

Tarihi tersyüz etmeyin.

Salavatlar getirerek, kasideler okuyarak, Allah-u Ekber nidalarıyla idam sehpasına giden bu insanların bu yönünü gizlemeyin.

Tarih boyunca birçok insan, Şeyh Said ve arkadaşlarını Kürtlükten soyutlamak istiyorlar.

Şimdi de bazı Kürtler onları Müslümanlıktan soyutlamaya çalışıyor.

Sanal bir kimlik üretmeye çalışıyorlar.

Utanın!

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.