Altay Ünaltay: Filistin ve İki Vicdanlı Adam: Marek Edelman Ve Craig Mokhiber

18.11.2023

Altay Ünaltay, fikircografyasi.com’da “Filistin ve İki Vicdanlı Adam: Marek Edelman Ve Craig Mokhiber” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 

 

“Bizler çöpe atılacak sürü değiliz..

Bizler insanız…”

Rashida Tlaib, Filistin asıllı Amerikan kongre üyesinin yasaklanan meclis konuşmasından…  

İnsanlığın tekrar utanç günlerinin ve Filistin halkının bir felaketinin daha yaşandığı bu günlerde onların acılarını paylaşıyor, acılarının son bulması için dua ediyor, özgürlük, eşitlik ve insan onuruna saygılı bir hayat yaşama ve mutlu olma haklarını tekrar vurguluyoruz. 

Bugün ben yazmayacağım, onun yerine iki isimden çeviri yapacağım. Birincisi, Avrupalı aykırı filozof Slavoj Zizek’in 2 Kasım 2023’te YouTube’da yayınlanan söyleşisinde “benim ahlak kahramanım” dediği Marek Edelman. Polonya Yahudisi ve 1943’teki Varşova direnişinin komutanlarından olan Edelman’ın Filistinlilere mektubu şöyle:

Filistinli askeri, paramiliter ve gerilla örgütlerinin tüm liderlerine; Filistinli militan grupların tüm askerlerine:

Image

Benim adım Marek Edelman. Ben Yahudi Askeri Birliği’nin eski komutan yardımcısıyım. Polonya’daki örgüt ve Varşova Gettosu Ayaklanmasının liderlerinden biriyim.  Biz Varşova’da 1943’ün unutulmaz yılında Varşova’daki Yahudi toplumunun hayatta kalması için mücadele ettik. Toprak ya da ulusal kimlik için değil, sadece yaşamak için savaştık. Umutsuzca savaştık ancak silahlarımızı hiçbir zaman savunmasız sivillere çevirmedik, kadınları ve çocukları asla öldürmedik. İlkelerden ve değerlerden yoksun bir dünyada biz, sürekli bir ölüm tehlikesine rağmen, değerlere ve ahlaki ilkelere sadık kaldık.

Mücadelemizde yalnızdık; yine de güçlü düşman ordusu bizi, zar zor silahlanmış çocuklar ve kızları yok edemedi. Varşova’daki savaşımız birkaç hafta sürdü ve daha sonra partizan gruplarında ve 1944 Varşova Ayaklanması’nda savaştık.

Gerçi dünyanın hiçbir yerinde şehir gerilla gücü kesin bir zafer getiremez, ancak iyi silahlanmış ordular tarafından da yenilgiye uğratılamaz. Bu savaş da herhangi bir çözüm getirmeyecektir. Kan boşuna dökülecek ve her iki tarafta da hayatlar kaybedilecek.

Biz hiçbir zaman hayatı umursamaz olmadık. Askerlerimizi hiçbir zaman kesin bir ölüme göndermedik (*). Hayat Sonsuzluk içindir. Kimsenin bunu akılsızca harcamaya hakkı yoktur. Herkes için bunu anlamanın tam zamanıdır.

Sadece etrafınıza bakın. İrlanda’ya bakın. 50 yıl süren kanlı savaşın ardından barış geldi. İrlanda’da Eski ölümcül düşmanlar ortak bir masaya oturdu. Polonya’ya, Walesa ve Kuron’a bakın. Tek bir kurşun bile atılmadan suç dolu komünist sistem yenilgiye uğratıldı. Hem siz hem de İsrail Devleti birbirinize karşı tutumunuzu kökten değiştirmelisiniz. Barış için barış istemelisiniz. Yüzlerce, belki de binlerce insanın hayatını kurtarmak ve daha iyi bir gelecek yaratmak için, sevdikleriniz, çocuklarınız için. Kendi deneyimlerimden biliyorum ki, olayların gelişimi siz askeri liderlere bağlıdır. Siyasi ve  sivil aktörlerin etkisi  çok daha küçüktür. Bazılarınız benim şehrimdeki üniversitede okudunuz, bazılarınız beni tanıyorsunuz. Barış olmadan hiçbir şeyin olamayacağını anlayacak kadar bilge ve zekisiniz. Filistin’in geleceği ve barışa ancak her iki tarafın da bazı tavizler vererek anlaşmayı kabul etmesi ile ulaşılabilir.

Ayrıca Başkan Bill Clinton, Bakan Bernard Kouchner ve Milletvekili Daniel Cohn-Bendit’ten ricamdır;

çağrımı onaylayın. Size Yugoslavya savaşı konusundaki ortak tutumumuzu hatırlatmak istiyorum. Belki kazananın olmayacağı bu savaş da durdurulabilir ve yerini müzakerelere bırakabilir; barışa yol açılır. Belki de en iyi arabulucu bir politikacı değil, yüksek ahlaki mevkideki bir kişi olacaktır. O her insanın onurlu ve barış içinde yaşamasına siyasi hedeflerden daha fazla değer verecektir.

Marek Edelman, Ağustos 2002 

(* Muhtemelen Hamas’ın ve diğerlerinin intihar bombacılarından bahsediyor)

Çevirisini yapacağımız ikinci isim Craig Mokhiber, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin New York ofisi direktörü. Birleşmiş Milletler’in, İsrail bombardımanı altındaki Gazze’de Filistinli sivillere yönelik soykırımı önleme görevinde “başarısız” olduğunu,  ABD, İngiltere ve büyük kısım Avrupa ülkelerinin  “dehşet verici saldırıda tamamen suç ortağı olduğunu” tespit ve bunu protesto ederek görevinden ayrıldı.

Aşağıdaki onun istifa mektubudur:

 

28 Ekim 2023

Sayın Yüksek Komiser,

Bu, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin New York Ofisi Direktörü olarak size son resmi iletişimim olacak. 

Image

Dünya ve meslekdaşlarımızın çoğu için büyük bir acı anında yazıyorum.  Bir kez daha, gözlerimizin önünde soykırımın yaşandığını görüyoruz ve hizmet verdiğimiz kuruluş, bunu durdurmak için güçsüz görünüyor. 1980’lerden beri Filistin’deki insan hakları (ihlalleri)ni inceledim, 1990’larda Birleşmiş Milletler insan hakları danışmanı olarak Gazze’de bulundum ve o zamandan beri o beldede birden çok insan hakları görevini yürüttüm, yani bu, benim için derinden kişisel bir meseledir de.

Tutsiler, Bosnalı Müslümanlar, Yezidiler ve Rohingyalılara karşı soykırımlar sırasında da (BM’deki) bu salonlarda çalıştım. Her durumda, savunmasız sivil nüfusa karşı işlenen dehşetlerin tozu yatıştığında, kitlesel vahşetin önlenmesi, savunmasızların korunması ve faillerin hesap vermesini sağlama görevimizi yerine getiremediğimiz acı bir şekilde ortaya çıktı. Ve bu, BM’nin tüm varlık süresi boyunca Filistinlilere karşı ardı ardına gerçekleşen cinayet ve zulüm dalgalarında da böyle oldu.

Yüksek Komiser, bir kez daha başarısız oluyoruz.

İnsan hakları avukatı olarak alandaki otuz yılı aşkın deneyime sahip biri olarak iyi biliyorum ki soykırım kavramı sıkça siyasi istismara uğramıştır. Ancak mevcut Filistin halkının toptan katliamı, etnik milliyetçi yerleşimci sömürgeci ideoloji temelinde, onların sadece Arap olmalarına dayalı olarak on yıllar süren sistematik zulmün ve (etnik) temizliğin devamı niteliğindedir ve İsrail hükümeti ile ordu liderlerinin açık niyet beyanlarıyla desteklenmektedir. Gazze’de, binlerce sivilin katledildiği sırada, sivil (halka ait) evler, okullar, kiliseler, camiler ve sağlık kurumları keyfi bir şekilde saldırıya uğramaktadır. Batı Şeria’da, işgal altındaki Kudüs dahil, evlere tamamen ırk temelinde el konmakta ve (Yahudi) yerleşimcilerin vahşice (yürüttükleri)  pogromları İsrail askeri birimleri tarafından desteklenmektedir. Ülke genelinde, Apartheid kuralları hakimdir.

Bu, soykırımın (tipik) ders kitabı örneğidir. Avrupa’nın, etnik milliyetçi, yerleşimci sömürgeci projesi Filistin’de final aşamasına girmiş olup, yerli Filistin yaşamının son kalıntılarının hızlandırılmış bir şekilde yok edilmesine doğru ilerlemektedir. Dahası, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık ve birçok Avrupa ülkesi hükümetleri, korkunç saldırıda tamamen suç ortaklığı yapmaktadır. Bu hükümetler, Cenevre Sözleşmeleri’ne uyma yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmakla kalmıyor, aynı zamanda saldırıyı aktif bir şekilde silahlandırıyor, ekonomik ve istihbarat desteği sağlıyor ve İsrail’in vahşetlerini siyasi ve diplomatik olarak örtbas ediyorlar.

İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk
Palais Wilson, Cenevre

Bu bağlamda, batılı şirketlere ait ve giderek devletle bütünleşen medya, ICCPR’nin (“Sivil ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi”) 20. maddesine açıkça aykırı hareket ederek sürekli olarak Filistinlileri insanlık dışı bir şekilde tasvir etmekte, soykırımı kolaylaştırmak amacıyla ulusal, ırksal veya dini nefreti teşvik eden savaş propagandası yapmaktadır. ABD merkezli sosyal medya şirketleri, insan hakları savunucularının sesini bastırırken, İsrail yanlısı propagandayı yükseltmektedir. İsrail lobisinin internet trolleri ve GONGOS’lar (Government Organized NGOs: görünüşte bağımsız, aslında devletçe organize edilen NGO’lar), insan hakları savunucularını taciz edip karalamakta, batılı üniversiteler ve işverenler ise bu kişilere karşı konuşmaya cesaret edenleri cezalandırmak için onlarla işbirliği yapmaktadır. Bu soykırımın ardından, Ruanda’daki Milles Collines radyosu için olduğu gibi bu aktörler için de bir hesaplaşma olmalıdır.

Bu koşullarda, örgütümüzden yönelik ilkeli ve etkili bir eylem her zamankinden de çoktur. Ancak biz bu zorluğun üstesinden gelemedik. Koruyucu uygulama gücüne sahip Güvenlik Konseyi, bir kez daha ABD’nin inatçılığı tarafından engellenirken, Genel Sekreter en hafif protestolar için saldırıya uğramaktadır ve insan hakları mekanizmalarımız, organize bir çevrimiçi sorumsuzluk (impunity) ağı tarafından sürekli iftiraya maruz kalmaktadır.

Oslo’nun illüzyon ve büyük ölçüde samimiyetsiz vaatleri tarafından on yıllarca dikkat dağıtılmıştır, bu da BM’i uluslararası hukuku, uluslararası insan haklarını ve (BM’ye temel) Şart’ı koruma görevinden saptırmıştır. “İki devletli çözüm” sloganı, hem gerçekte tamamen imkansız olması hem de Filistin halkının doğal insan haklarına dair hiçbir şey getirmemesi nedeniyle BM koridorlarında açık bir şaka haline gelmiştir. Sözde “Dörtlü” (ABD, Rusya, AB ve BM) artık eylemsizliğe ve vahşi bir statüko’ya örtülmüş incir yaprağından başka bir şey değildir.  (ABD tarafından yazılmış) “Taraflar arasındaki anlaşmalara” saygı metni(uluslararası hukuk yerine geçerek)  açık bir hileye dönüşmüş, işgal altındaki ve mülksüzleştirilmiş Filistinlilerin hakları üzerindeki İsrail’in gücünü pekiştirmeyi amaçlamıştır.

Yüksek Komiser, 1980’lerde ilk defa bu BM’e katıldım, çünkü burada insan hakları lehine açıkça duran ilkeli ve norm temelli bir kurum bulmuştum, hatta güçlü ABD, İngiltere ve Avrupa’nın buna taraf olmadığı durumlarda bile. Kendi hükümetim, onun bağımlı kurumları ve büyük bir kısmıyla ABD medyası hala Güney Afrika apartheid’ini, İsrail zulmünü ve Orta Amerika’daki ölüm mangalarını destekliyor veya haklı çıkarıyorken, BM bu toprakların ezilmiş halklarının yanında duruyordu. Uluslararası hukuk bizimleydi. İnsan hakları bizimleydi. İlkeler bizimleydi. Yetkimiz bütünlüğümüzden kaynaklanıyordu. Ancak artık değil.

Son on yılda BM’nin temel kurumları, ABD’nin gücüne ve İsrail Lobisi’nin korkusuna boyun eğerek bu ilkelerden vazgeçti ve uluslararası hukuktan geri çekildi. Bu terkedilmeyle birçok şeyi ve   en azından kendi küresel itibarımızı kaybettik. Ancak Filistin halkı, başarısızlıklarımızın bir sonucu olarak en büyük kayıpları yaşadı. Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin kabul edildiği aynı yılda,  Filistin halkına karşı işlenen Nakba (zulmü) şaşırtıcı bir tarihsel bir ironidir. UDHR’in (Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi) 75. Yılını anarken, ona yolaçan dehşetlerin bir sonucu olarak doğduğu eski klişesinden vazgeçiyoruz; o da 20. yüzyılın en dehşet verici soykırımlarından biri olan Filistin’in yıkımıdır. Bir anlamda, hazırlayıcılar herkese insan hakları vaat ediyor gibi görünüyorlardı, ancak Filistin halkına değil. Ve unutmayalım ki, BM’in kendisi, Filistin topraklarını ele geçiren ve onu yerleşimcilere devreden bir Avrupa yerleşimci sömürgecilik projesini onaylayarak Filistin halkının sürgününü kolaylaştırmakta asli  bir günah taşımaktadır. Telafi edilmesi gereken çok şeyimiz var.

Ancak kefaret yolunun açık olduğu açıktır. Son günlerde dünya genelinde şehirlerde alınan ilkesel tavırdan (barış gösterileri) çok şey öğrenmemiz gerekiyor, çünkü binlerce insan soykırıma karşı duruyor, dövülmeyi ve tutuklanmayı göze alarak. Filistinliler ve onların müttefikleri, her türden insan hakları savunucusu, Hristiyan ve Müslüman örgütler ve “bizim adımıza değil” diyen ilerici Yahudi sesleri, hepsi yol gösteriyor. Bizim yapmamız gereken sadece onları takip etmek.

Dün, buradan sadece birkaç blok ötede, New York’un Grand Central İstasyonu, binlerce Yahudi insan hakları savunucusu tarafından tamamen ele geçirildi, onlar Filistin halkına dayanışma içinde durdular ve İsrail zulmüne son verilmesini talep ettiler; bu süreçte birçok kişi tutuklanma riskini göze aldı. Bunu yaparak, İsrail’in Yahudi halkını temsil ettiği yönündeki İsrail’in tüm Yahudileri temsil ettiği şeklindeki “Hasbara” (“Açıklama”) propagandasının temelini ve o eski antisemitik klişeyi bir anda yıktılar. Hayır İsrail (kendinden başkasını temsil etmez ve) sadece suçlarından sorumludur. Bu konuda tekrarlamak gerekirse, İsrail lobisinin karşı çıkmasına rağmen, İsrail’in insan hakları ihlallerine yapılan eleştiri antisemitik değildir, Suudi Arabistan’ın ihlallerine yapılan eleştiri İslamofobik değildir, Myanmar’ın ihlallerine yapılan eleştiri Budist karşıtı değildir veya Hindistan’ın ihlallerine yapılan eleştiri Hindu karşıtı değildir. Bizi iftiralarla susturmak istediklerinde sesimizi yükseltmeli, düşürmemeliyiz. Umuyorum ki, Yüksek Komiser, bu güçlere karşı gerçeği söylemenin tam da bu olduğuna katılacaksınız.

Ancak, BM’in  insan hakları ilkelerinden ödün vermeyi reddeden kimi kurumlarında da umut buluyorum, hem de bu büyük baskılara rağmen. Bağımsız özel raportörlerimiz, soruşturma komisyonları ve anlaşma organı uzmanlarımız, BM büyük bölümüyle birlikte ve en üst düzeyde bile güce utandırıcı bir şekilde boyun eğerken, Filistin halkının insani hakları için durmaya devam ettiler. İnsan hakları normları ve standartlarının bekçisi olarak, OHCHR’ın (BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği) bu standartları savunma özel görevi vardır. İnanıyorum ki, görevimiz, sesimizi duyurmak; Genel Sekreterden en yeni BM çalışanına kadar tüm BM sistemi içinde, Filistin halkının insan haklarının mavi bayrak (güvencesi) altında olduğu, ve hiçbir yerde tartışmaya, müzakereye veya ödün vermeye açık olmadığını ısrarla bildirmektir.

Peki, o zaman BM-normları temelli bir pozisyon nasıl olur? Eğer insan hakları ve eşitlik için, suç işleyenlerin sorumluluğu, mağdurların tazminatı, savunmasızların korunması ve hak sahiplerinin güçlendirilmesi, ve hepsinin hukukun üstünlüğü altında olduğuna dair retorik uyarılarımıza gerçekten sadık kalırsak, ne yaparız? Cevap, benim inancıma göre, basittir – propagandist duman perdesinin ötesini adalet vizyonunu bozan dumanları delerek net bir şekilde görebilme yetimiz varsa, güçlü devletlere karşı korku ve boyun eğmeye son verme cesaretimiz varsa ve gerçekten insan hakları ve barış bayrağını taşıma irademiz varsa. Elbette, bu uzun vadeli bir projedir ve dik bir tırmanıştır. Ancak şimdi başlamalıyız veya anlatılamaz korkuya teslim olmalıyız. On temel noktayı görüyorum:

  1. 1.Meşru Eylem: İlk olarak, BM olarak başarısız (ve büyük ölçüde samimiyetsiz) Oslo paradigmasını, hayali iki devletli çözümü, etkisiz ve suç ortağı Dörtlü’yü ve uluslararası hukuku siyasi çıkarlara feda etme yaklaşımını terk etmeliyiz. Pozisyonlarımız, açıkça uluslararası insan haklarına ve uluslararası hukuka dayanmalıdır.
     
  2. Vizyonun Netliği: Bu durumun sadece iki savaşan taraf arasında bir toprak veya din anlaşmazlığı olduğu yalanını bırakmalı ve aşırı güçlü bir devletin etnik kökenleri temel alarak yerli bir nüfusu sömürdüğü, zulmettiği ve mülksüzleştirdiği gerçeğini kabul etmeliyiz.
     
  3. İnsan Haklarına Dayalı Tek Devlet: Tarihi Filistin’in tamamında eşit haklara sahip, demokratik, laik bir devletin kurulmasını desteklemeliyiz. Bu devlette Hristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudilere eşit haklar verilmelidir ve bu nedenle derin ırkçı yerleşimci sömürgecilik projesi ve ülke genelindeki apartheid sona ermelidir.
     
  4. Apartheid ile Mücadele: BM’nin tüm çabalarını ve kaynaklarını, Güney Afrika’ya yaptığımız gibi, 1970’lerden 90’ların başlarına kadar apartheidle mücadeleye yönlendirmeliyiz.
     
  5. Dönüş ve Tazminat: BM olarak, şu anda işgal altındaki bölgelerde, Lübnan, Ürdün, Suriye ve dünya genelinde diaspora içinde yaşayan tüm Filistinliler ve aileleri için dönüş hakkını ve tam tazminatı yeniden teyit etmeli ve bu konuda ısrar etmeliyiz.
     
  6. Gerçek ve Adalet: Bir geçiş dönemi adalet süreci talep etmeliyiz, birikmiş onlarca yıllık BM soruşturmaları, incelemeler ve raporlarından tam olarak yararlanarak gerçeği belgelemeli ve tüm suç işleyenlere hesap sorulmasını, tüm mağdurların tazminatını ve belgelenmiş haksızlıklara çözümleri sağlamalıyız.
     
  7. Koruma: “Nehirden denize kadar” olan bölgedeki sivilleri korumak üzere sürdürülebilir bir yetki ile donatılmış, iyi kaynaklanmış bir BM koruma biriminin görevlendirilmesi için baskı yapmalıyız.
     
  8. Silahsızlanma: İsrail’in kapsamlı nükleer, kimyasal ve biyolojik silah stoklarının kaldırılması ve imhasını savunmalıyız, aksi takdirde çatışma bölgenin tamamen yok olmasına ve belki de ötesine yol açabilir.
     
  9. Arabuluculuk: ABD ve diğer batılı güçlerin aslında güvenilir arabulucular olmadığını, aksine çatışmanın gerçek tarafları olduklarını ve İsrail ile Filistin haklarının ihlalinde suç ortaklığı yaptıklarını kabul etmeli ve onları bu şekilde muhatap almalıyız.
     
  10. Dayanışma: Kapılarımızı (ve Genel Sekreterin kapılarını), Filistin halkı ve insan haklarına duyarlılıkla duran Filistin, İsrail, Yahudi, Müslüman ve Hristiyan insan hakları savunucularına geniş açmalıyız. BM liderlerinin ofislerine süregelen kontrolsüz İsrail lobicileri akınını durdurmalıyız. Onlar savaş, zulüm, apartheid ve suçlara cezasızlığın sürgit devamını savunmakta, ve Filistin insani hakları savunucularımızı karalamaktadırlar.

Bu, yıllar sürecek bir mücadele olacak ve batılı güçler her adımda bize karşı çıkacaktır, bu nedenle kararlı olmalıyız. Acil bir çözüm olarak ateşkes ve uzun süredir devam etmekte olan Gazze kuşatmasına son vermek için hemen çalışmalıyız. Gazze, Kudüs, Batı Şeria’da ve diğer yerlerde etnik temizliğe karşı durmalı, Gazze’deki soykırımsal saldırıyı belgelemeli, Filistinlilere büyük insani yardım ve yeniden inşa sağlamaya yardımcı olmalı, travma geçiren meslektaşlarımıza ve ailelerine destek olmalı ve BM’nin politik ofislerinde ilkesel bir yaklaşım için mücadele etmeliyiz.

BM’nin şimdiye kadarki Filistin’deki başarısızlığı, geri çekilmemiz için bir neden değildir. Aksine, bize geçmişteki başarısız paradigmadan vazgeçme cesareti vermeli ve daha ilkeli bir yolun tamamen arkasında durmalıyız. OHCHR olarak, dünya çapında büyüyen anti-apartheid hareketine cesurca ve gururla katılarak, eşitlik ve Filistin halkının insan hakları için o hareket bayrağına logomuzu ekleyelim. Dünya izliyor. Tarihî bir anda nerede durduğumuza dair hepimiz sorumlu olacağız. Adaletin yanında durmamıza izin verin.

Yüksek Komiser Volker, bu masamdaki son çağrıyı duyduğunuz için size teşekkür ederim. Hizmetimle geçen 30 yılın ardından birkaç gün içinde Ofis’ten ayrılacağım. Ancak gelecekte yardımcı olmam gerektiğinde lütfen iletişim kurmaktan çekinmeyin.

Saygılarımla,

Craig Mokhiber

(Not: Parantez içleri çevirmendendir… İfadenin daha iyi anlaşılması içindir.)


Kaynaklar:

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.