Baskın Oran: Türk ve Türkiyeli, İnşa-Allah Son Defa

27.06.2024

Baskın Oran, artigercek.com’da “Türk ve Türkiyeli, İnşa-Allah Son Defa” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 

Türk terimi Türkiyeli’nin üst-kimlik olduğu bu ülkede bir alt-kimliktir. Ama öyle bir alt-kimlik ki, eşitler arasında birinci filan bile değil, kendini diğer alt-kimliklerle asla mukayese edilemeyecek kadar üstün görür.

İçimize artık baygınlıklar getiren iki tartışma var. 1) Yetmez Ama Evet konusu; 2) Türk ve Türkiyeli konusu.

İkide bir alevlenir ikisi de. Bu bayramda da sanatçı Oktay Kaynarca’nın “Ben Türkiyeliyim” demesine gösterilen sağcı ve Ulusalcı tepkiyle (hoş, ikisi de birdir) yine zuhur etti.

Birinci tartışma konusunu, azınlıklar hakkında bütün bildiklerimi topladığım Etnik ve Dinsel Azınlıklar (Alfa, 2022) kitabında yazdım, ayrıca köşe yazılarında maddelerini ve felsefesini anlattım, ayrıca panellerde konuştum.

Bugün, ikinci konuya temas edip onu da artık sonlandırmayı istiyorum, daha doğrusu temenni ediyorum, çünkü boş işlerin boş kalfası ibadullahtır bizim memlekette.

***

Niye “Türkiyeliyim” diyoruz? Çünkü bu bir topraksal (teritoryal) terimdir ve bu toprak içindeki etnik ve dinsel açıdan farklı tüm vatandaşları kapsar. Ülkenin üst kimliği olarak en kucaklayıcı terimdir.

Bir de, millet’in toprak değil, kan esasıyla tanımlanması var:

“Türk”, Orta Asya’dan Anadolu’ya XI. Yüzyılda geldiği ve zamanla tam bir egemenlik kurduğu bilinen bir etnik grubun adıdır. Ama sadece etnik de değil, aynı zamanda dinsel.

Çünkü Türk ile Müslüman ayrılmaz bir ikilidir herkesin zihninde. Bizler Müslüman olmayana Türk demeyiz; Gayrimüslim Vatandaş’ın kısaltması olarak “Vatandaş” deriz farkındaysanız. Hatta o kadar ki, Fransızcada bile “se faire Turc” (kendini Türk yapmak) “se faire Musulman” (Müslümanlığı kabul etmek) demektir.

Yani uzun lafın kısası, Türk terimi Türkiyeli’nin üst-kimlik olduğu bu ülkede bir alt-kimliktir. Ama öyle bir alt-kimlik ki, primus inter pares (eşitler arasında birinci) filan bile değil, kendini diğer alt-kimliklerle asla mukayese edilemeyecek kadar üstün görür.

Bu durum 2 tarihsel geçmişten kaynaklanır. 1) Osmanlı döneminde Türk teriminin “köylü” diye aşağılanmış olması; 2) Cumhuriyet döneminde bir ulus-devlet inşa ederken, dönemin (1930’lar Faşizmi ve Nazizmi) Avrupası’ndaki egemen havadan da etkilenerek, (zaten Jön-Türklerden beri sözü edilen) yepyeni bir ulusal kimlik edinmek ihtiyacı.

Zaten bu nedendendir ki Türk kendini bir üst-kimlik olarak görür ve kesin olarak kabul ettirmeye çalışır. Özgüveni zayıf olduğu için de “Türk” kavramının en güçlü alt-kimlik olduğunun belirtilmesine derhal isyan eder. Oysa, bu haliyle “Türk” terimi bölücüdür.

Türk’ün bir üst-kimlik (“bu milletin kimliği/adı”) olduğunda ısrar edenlerin en çok kullandıkları 2 argüman vardır:

***

Birinci argüman: “Türkiyeli tarihte hiç kullanılmamıştır ve gereksiz bir icattır”.

Bunu son olarak, Milli Savunma Üniversitesi’nin tarihçi rektörü (ve sivil olduğu halde Eylül 2016’da yayınlanan KHK icabı Korgeneral) Prof. Erhan Afyoncu bu bayramda söyledi. Oysa hiç ilgisi yok:

Bir kere, anayasa hocası Doç. Tolga Şirin tespit ediyor, bu terimin ilk kullanılış tarihi 1902. Yani 122 yıldan beri kullanılıyor. Tunalı Hilmi Bey, “Türkiye Halkı İçin Bir Egemenlik Projesi” adıyla sunduğu Fransızca doktora tezindeki anayasa taslağında (Md. 17) bir Osmanlı tanımı öneriyor ve bunu Türkiyeli sözcüğüyle yapıyor: “Her Türkiyeli Osmanlı’dır.” Bunun Fransızcası tezde şöyle yazılmış: Chaque Turquiali est Osmanli.

İkincisi, terim 05.11.1921, 21.06.1922, 06.07.1922, 02.12.1922 tarihlerindeki TBMM görüşmelerinde milletvekilleri tarafından kullanılıyor.

Üçüncüsü, bizzat M. Kemal Paşa ilk defa 20.12.1921’de General Frunze’nin itimatnamesini sunduğu törende ve ayrıca Temmuz 1923’te kendi el yazısıyla hazırladığı taslak anayasada dört ayrı maddede kullanıyor. (Günümüze kadarki çok yaygın kullanımlar için yukarıdaki Etnik ve Dinsel Azınlıklar kitabına bkz.)

Dördüncüsü, devlet kurumları ve yöneticileri tarafından kullanılıyor. Örneğin Başbakan R. T. Erdoğan tarafından TBMM’de 14.12.2009’da, Cumhurbaşkanı olarak da 10.08.2014’te Ankara’da, 09.06.2016’da Kenya gezisinde ve 02.11.2016’da İstanbul’da. (Başka örnekler için bkz. Etnik ve Dinsel Azınlıklar, s. 296-305 v.d.)

***

İkinci argüman: “Fransız kendisine Fransalı diyor mu?”

Bunu son olarak Yılmaz Özdil ve Ahmet Hakan tekrarladı. Oysa, bu da pek öyle değil:

Az sayıdaki ülke yaşayanı, evet, oradaki başat etnik/etno-dinsel grubun adını taşır: Yunanistan-Yunanlı, Bulgaristan-Bulgar, Rusya-Rus…

Ama çok daha fazla sayıda ülke, teritoryal isme/üst-kimliğe sahiptir. Örneğin: ABD (Amerikalı), Suriye (+li), Irak (+lı), Lübnan (+lı), Libya (+lı), Çin (+li), Tunus (+lu) , Cezayir (+li), Sierra Leone (+li), Gana (+lı), Gine (+li), Mısır (+lı), Libya (+lı), Arjantin (+li), Kosta Rika (+lı), Panama (+lı), Avustralya (+lı), Yugoslavya (+lı)… Saymakla bitmez.

Teritoryal isimli ülkeler arasında Türkiye için en öğretici olanı İspanya ve özellikle de Fransa’dır. Türkiye’de çoğu insan İspanya’da “İspanyol” diye bir etnik grup olduğunu sanır, oysa yoktur. İspanyol terimi “İspanyalı” demektir. İspanyolca dediğimiz dil de ülkedeki Kastilya bölgesinin dilidir.

Fransa’nın adı, burayı işgal eden Germen kabile konfederasyonu Franklar’dan gelir. Çok kimsenin sandığının aksine bu ülkede “Fransız” diye bir etnik grup yoktur; Fransız, “Fransalı” demektir. Nitekim, Osmanlı döneminde Fransalı demek için “Fransevî” terimi kullanılırdı.

(Yeri gelmişken kısaca: bazı ülkeler ve milletler “dışarıdan” adlandırılır. Türklerin [Çinlilerin verdiği isim: Törük] kurup da asla “Türkiye” demedikleri, hanedan adıyla “Osmanlı Beyliği/İmparatorluğu” dedikleri ülkenin adını da, 14. yüzyıldan itibaren başta Venedik ve Cenova olmak üzere bu topraklarda ticaret yapan İtalyan şehir cumhuriyetleri koymuştur: Turchia. Nitekim oturup saydım, Sevr metninde Ottoman Empire resmî ismi ve Ottoman sıfatı 19 defa geçerken, 305 defa “Turkey” ismi ve 376 defa da “Turkish” sıfatı kullanılmıştır.).

Etnik kimlikle adlandırılmış ama etnik kimliğin baskıcı olmadığı yerlerde, “Türkiyeli” ve “Türk” farkını anımsatan, iki ayrı terimin varlığı görülür. Ör. bizim galat olarak “İngiltere” dediğimiz Birleşik Krallık’ta Britanyalı (British) üst-kimliktir, İngiliz (English) ise başat alt-kimliktir. Diğer alt-kimlikler İskoçyalı, İrlandalı ve Galli’dir.

Yine, Finlandiya’da “Finländare” (Finlandiyalı) ve “Finne” (Finli) terimleri aynı ihtiyacı karşılar. Çünkü, 5 milyon nüfuslu Finlandiya’da özellikle Aaland Adalarında, yaklaşık 400.000 kişilik İsveççe konuşan (yani, etnik ve dilsel) bir azınlık vardır. Ülkede bütün yurttaşlara “Finlandiyalı”, ana dili Fince olan büyük çoğunluğa ise “Finli” denilerek hukuki aidiyetle (yurttaşlıkla) etnik aidiyetin ayırımı net biçimde ortaya konmuştur. Aynı şekilde, Ermenistan’da da “Hayastantsi” (Ermenistanlı) ile “Hay” (Ermeni) ayrımı mevcuttur.

İsterseniz bütün bunları unutalım, Türkiyeli terimini reddedenlere şu soruyu sorup bitirelim:

Yunanistan’daki Müslüman-Türk Batı Trakya azınlığı “Yunanlı” mıdır?

Mesele bu denli basittir.

Tabii ki anlamamaya kararlı olanlar için söylemiyorum.


Baskın Oran kimdir?

1945 İzmir. Uluslararası ilişkiler emekli profesörü. Özellikle azınlıklar üzerine çalışıyor. 1968’de bitirdiği SBF’de (Mülkiye) asistanken 1971 ve 1980 cuntaları tarafından toplam 9 yıl üniversiteden atıldı, her seferinde Danıştay’da kazanarak döndü. 1999-2009 arasında Avrupa Konseyi ECRI nezdinde ulusal irtibat görevlisi idi. Ekim 2004’te Başbakanlık İHDK’nın Azınlık ve Kültürel Haklar Raporu’nu yazınca mahkemeye verildi ve beraat etti. 2006’da erken emekliliğini isteyerek Oxford (2006) ve Harvard’da (2009) dizi konferanslar verdi. Aralık 2008’de Ermenilerden Özür Kampanyası’nı başlatan 4 kişi arasında yer aldı. Genelkurmay başkanına (2009), cumhurbaşkanına (2017) ve içişleri bakanına (2018) davalar açtı ve kaybetti. Nisan 2013’te Kürt Barışı çerçevesinde Akil İnsanlar Ege heyetinde bulundu. Ocak 2016’da 1.128 akademisyenin Bu Suça Ortak Olmayacağız bildirisini imzalayanlardan biriydi. Mülkiye’deki lisansüstü dersleri Temmuz 2016’daki OHAL’den sonra kaldırıldı. 1985’te başlayan haftalık yazıları günümüzde Agos ve Artı Gerçek’de çıkıyor. 90’ı aşkın bilimsel makalesi ve 3’ü yurt dışında da olmak üzere 26 kitabı yayınlandı (https://baskinoran.com/).

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.