David Hearst: Netanyahu’nun Hamas’ı Çökertmek İstediği Bu Savaş İsrail’i Çökertebilir

24.12.2023

David Hearst, mepanews.com’da “Netanyahu’nun Hamas’ı Çökertmek İstediği Bu Savaş İsrail’i Çökertebilir” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 

Temmuz 1982’de Beyrut kuşatması sırasında İsrail’in yoğun bombardımanının ardından ABD Başkanı Ronald Reagan, İsrail Başbakanı Menachem Begin’i arayarak bombardımanın durdurulmasını talep etti.

Reagan, “Televizyonumuzda her gece halkımıza bu savaşın izleri gösteriliyor ve bu bir soykırımdır” dedi.

Bugün Beyaz Saray’daki Demokratların aksine, Cumhuriyetçi bir ABD başkanı sözlerini eylemle destekleyebildi ve buna hazırlıklıydı. İsrail’e misket bombası ve F16 satışı ABD tarafından durduruldu.

Lübnan’daki savaşla ilgili olarak bildirilen kayıp rakamları büyük farklılıklar göstermektedir. Lübnanlıların tahminlerine göre işgalin başlamasından sonraki dört ay içinde 18.085 Lübnanlı ve Filistinli öldürüldü. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) rakamlarına göre ise, 49.600 sivil öldü ya da yaralandı.

İsrail sadece iki ay içinde Gazze’de bir o kadar insan öldürdü ama çok daha büyük bir yıkıma yol açtı.

Financial Times’ın görüştüğü askeri analistlere göre, İsrail’in 4 Aralık itibariyle binaların yüzde 68’inin yıkıldığı kuzey Gazze’deki tahribatı, müttefiklerin Hamburg (yüzde 75), Köln (yüzde 61) ve Dresden’i (yüzde 59) bombalamasıyla aynı seviyede. Bu şehirlere iki yıl süren bombardımanın ardından olan budur.

Yüzde 70’i kadın ve çocuk olan yaklaşık 20.000 Filistinli, 1982’de FKÖ’yü Batı Beyrut’u terk etmeye zorlamak için geçen sürenin yarısı kadar bir sürede öldürüldü. Ve hala İsrail’in kana susamışlığı 7 Ekim’deki Hamas saldırısı nedeniyle dinmiş değil.

Kanal 13’ün Arap işleri muhabiri Zvi Yehezkeli, halkın ruh halini ifade ederek İsrail’in 100.000 Filistinliyi öldürmesi gerektiğini söyledi. İsrailli Yerleşimciler Hareketi Başkanı Daniella Weiss, yerleşimcilerin denizi görebilmesi için Gazze’nin ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi.

Kutsal topraklar

Beyrut kuşatması ya da 1982’de Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında yaşanan katliamların aksine, Gazze’nin gece boyunca bombalanması El Cezire tarafından canlı olarak yayınlanıyor.

Milyonlarca Arap, dehşet sahnelerine gerçek zamanlı olarak tanık olmaktan kendilerini alamıyor. Ürdün’ün başkenti Amman’da 91 yaşındaki bir kadın oğluna, İsrail Gazze’yi açlıktan kırarken televizyon karşısında yemek yemekten utandığını söyledi.

Kitlesel açlığa mahkum etmek abartı değil.

İnsan Hakları İzleme Örgütü İsrail’i kitlesel açlığı bir savaş silahı olarak kullanmakla suçladı. Gazze’yi aç bırakmanın bir devlet politikası olduğu, son kabine toplantısında açlığın Hamas yönetimini etkileyip etkilemeyeceğini soran Ulaştırma Bakanı Miri Regev tarafından da teyit edildi. Meslektaşları tarafından açlığın bir savaş suçu olduğu konusunda uyarılmak zorunda kaldı.

Bu görüntülerin yarattığı etki sadece bu hükümet ya da İsrail’in gelecekteki herhangi bir hükümeti için değil, bu çatışma nihayet sona erdiğinde bu topraklarda kalmaya karar veren kaç Yahudi varsa onlar için de bir felakettir.

Gazze’nin yıkımı 50 yıl daha sürecek bir savaşın temellerini atıyor. Filistinli, Arap ve Müslüman nesiller, İsrail’in bugün Gazze’yi nasıl bir barbarlıkla yerle bir ettiğini asla unutmayacaktır. Kendisi de büyük bir mülteci kampı olan Gazze, kutsal bir toprak haline geliyor.

Filistin Yönetimi’ne destek azalıyor

Mesajı alan İsrailliler de var. Shin Bet’in eski başkanı ve donanma komutanı Ami Ayalon bunlardan biri. Ayalon, İsrail güvenlik çevrelerindeki geleneksel düşüncenin temel bir zayıflığını tespit etti.

ABD’li Ortadoğu analisti Aaron David Miller’a, İsrail ordusu zaferi sert güç prizmasından görürken -ne kadar çok insan öldürür ve ne kadar çok şeyi yok ederse o kadar çok şey kazandığını düşünür- Hamas’ın zaferi “yumuşak güç” prizmasından gördüğünü, ne kadar çok kalp ve zihin kazanırsa zaferin o kadar büyük olduğunu söyledi.

İsrailliler, 1954-1962 yılları arasında nüfusun yüzde 5 ila 15’ini oluşturan yarım milyon ila 1,5 milyon Cezayirliyi öldürerek savaşı kazanacaklarını düşünen Fransızların Cezayir’de yaptığı hatayı yapıyorlar. Ancak savaşın sonunda Cezayir’i terk etmek ve bağımsızlığını tanımak zorunda kaldılar.

Başka hiçbir şey Hamas’ın Batı Şeria’da, Ürdün’de ve hatta yönetimin festivaller düzenleyerek savaşı bilinçli bir şekilde örtbas etmeye çalıştığı Suudi Arabistan gibi yerlerde anketlerdeki olağanüstü yükselişini açıklayamaz.

FKÖ’nün saygın anketçisi Halil Şikaki, ki kendisi Hamas’ı sevmez, ankete katılanların yüzde 72’sinin Hamas’ın 7 Ekim’de saldırı başlatmasının “doğru” olduğuna inandığını, Batı Şeria’da ise yüzde 82’sinin Hamas’ı desteklediğini ortaya koydu.

Aynı zamanda Filistin Yönetimi’ne verilen destek de buna bağlı olarak düşmüştü. Şikaki’ye göre yüzde 60’lık bir kesim Filistin Yönetimi’nin feshedilmesini istiyor.

Bir dizi ABD istihbarat değerlendirmesi savaşın başlamasından bu yana Hamas’ın popülaritesinin hızla arttığını doğruluyor. CNN’in haberine göre, farklı değerlendirmelere aşina olan yetkililer, grubun kendisini Arap ve Müslüman dünyasının bazı bölgelerinde Filistin davasının savunucusu ve İsrail’e karşı etkili bir savaşçı olarak başarılı bir şekilde konumlandırdığını söylüyor.

Bu, Filistin Yönetimi’nin Gazze’de Hamas’ın yerini alabileceğini düşünen tüm ülkeler için -tabii ki başta ABD olmak üzere – kötü bir haber. Bunlar sadece rakamlar değil. Bunlar 7 Ekim sonrası yeni siyasi gerçeklik.

Aksini söyleyen herhangi bir El Fetih yetkilisi anında meydan okuyor. Sürgündeki ihtiraslı Filistinli üst düzey isim Muhammed Dahlan ve kabilesi bugün tıpkı uzun süredir Hamas destekçisi gibi konuşuyor, bir yıl önce serbest seçimleri kazanan Hamas’ı 2007’de Gazze’den uzaklaştırmak için kurulan uluslararası komplonun eski kilit ismi gibi değil.

Anlaşma tamam

Ancak Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın yeni halefi olarak atanan FKÖ Yürütme Kurulu Sekreteri Hüseyin el Şeyh, Ramallah’taki hava değişikliğini hala anlamış değil.

Reuters’a konuşan Şeyh, Hamas’ın 2008’den bu yana İsrail’e karşı beş savaş verdiğini ve askeri olarak işgal -güçlerini- karşısına alarak hiçbir yere varamadığını söyleyerek Hamas’a yüklendi:

“Tüm bu [ölümlerden] ve yaşananlardan sonra, halkımızı ve Filistin davamızı korumak için ciddi, dürüst ve sorumlu bir değerlendirme yapmaya değmez mi?

İsrail işgali ile bu çatışmanın nasıl yönetileceğini tartışmaya değmez mi?”

Filistin Yönetimi’nin savaş sonrasında Gazze’yi devralmasına gelince, Şeyh bunun tamamlanmış bir anlaşma olduğunu ima eder gibiydi. İsrail’in Kanal 12 televizyonuna verdiği demeçte, İsrail ve Filistin Yönetimi’nin, savaşın başlangıcından bu yana alıkonulan fonların Filistin Yönetimi’ne verilmesini sağlayacak bir mekanizma üzerinde anlaştıklarını söyledi.

Şeyh’in Hamas’a yönelik saldırısından 180 derecelik bir U dönüşü yapması sadece iki gün sürdü. Kendisine, oy oranı yüzde üç olan bir El Fetih liderinin, oy oranı yüzde 48 olan Hamas’ı kendi sahasında nasıl eleştirebildiği soruldu.

Bu kez Al Jazeera’ye konuşan Şeyh, Hamas’ın hesap verebilirliğine ilişkin yorumlarının “yanlış aksettirildiğini” söyledi. Al Jazeera’ye sinirli bir şekilde konuşan Şeyh, “Direnişi ilk savunan Filistin Yönetimi’dir” dedi.

Böl ve yönet

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun söz verdiği gibi İsrail’in Gazze saldırısı gerçekten de tüm Ortadoğu’yu değiştirdi, ancak ne kendi hükümetinin ne de gelecekteki hükümetlerin yararına olacak şekilde.

Gazze 17 yıl boyunca 2009, 2012, 2014 ve 2021 savaşları dışında dünyanın geri kalanı tarafından unutuldu ya da görmezden gelindi. Amerika ve Avrupalı büyük güçler İsrail ve Abdülfettah el Sisi’nin Mısır’ı tarafından Gazze’ye uygulanan kuşatmayı güçlendirmek için ellerinden geleni yaptılar.

Yüzde 60’ı yıkılmış ve 2.3 milyon insanın büyük bir kısmının evsiz, okulsuz, hastanesiz, yolsuz, dükkansız ve camisiz kaldığı Gazze’nin artık görmezden gelinmesi gibi bir tehlike yok.

Eğer 17 yıl boyunca İsrail’in politikası Gazze’yi Batı Şeria’dan ayırarak ve ulusal birlik hükümetinde yer alma ihtimalini ortadan kaldırarak bölmek ve yönetmek olduysa, Gazze ve Batı Şeria daha önce hiç olmadığı kadar yeniden birleşmiştir.

Ürdün, ordusu ile FKÖ arasındaki kanlı savaştan sonra 50 yıl boyunca sessiz kaldıysa, Ürdün’ün doğusundaki Ürdünlüler ile Filistinliler arasındaki ayrılıklar karşılıklı güvensizlikle damgalandıysa, bugün Ürdün, hem Ürdünlüler hem de Filistinliler için İsrail’e karşı kaynayan bir nefret deposudur. Lübnan ve Suriye ile olan sınırlarının dört katından daha uzun olan 360 km’lik bir sınır üzerinden Batı Şeria’ya silah kaçırma girişimleri artıyor.

Ürdün, İsrail’in bu sınırı güvence altına almak için Lübnan’a sınırına gönderdiği asker sayısının beş katına ihtiyaç duyacağını düşünüyor.

13 mülteci kampı ve milyonlarca Filistinlinin vatandaşı olduğu Ürdün, Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilerin sayısını aşan yaklaşık altı milyonluk nüfusuyla diasporadaki Filistinlilerin en büyük rezervi konumunda.

Eğer Netanyahu 6 Ekim’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Filistin’i haritadan silen İsrail haritasını sallayarak Siyonistlerin zaferinin yakın olduğunu söyleyip böbürleniyorduysa, bugün bu böbürlenmesi ne yazık ki yersiz görünüyor; eğer Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıyan bir anlaşmaya imza atması an meselesi olarak görüldüyse, İbrahim Anlaşmaları bugün İsrail’in Gazze’de körüklediği kazanın içinde eriyip gitmiştir.  

Netanyahu’nun ‘suçlama oyunu’

Peki Suudi Arabistan’daki kamuoyu ne durumda? Son kamuoyu yoklaması, lideri bilinçli bir şekilde eski yöntemlerden sıyrılmaya çalışan bir ülke için şaşırtıcı iki rakam içeriyor ki buna Filistin’e verilen destek de dahil.  

Yüzde 91’i Gazze’deki savaşın Filistinliler, Araplar ve Müslümanlar için bir kazanım olduğu görüşünde ve yüzde 40’ı Hamas’a olumlu yaklaşıyor ki bu da bu yılın Ağustos ayına göre 30 puanlık bir değişim anlamına geliyor.

Bugün Suudilerin, Bahreynlilerin, Katarlıların ve BAE’lilerin söylediklerini okur ve dinlerseniz, İsrail’in tanınmasının, anlaşmaların yerini almak üzere tasarlandığı 2002 Arap Barış Girişimi ile çarpıcı bir benzerlik taşıdığını görürsünüz.

ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi David M. Friedman ve Jared Kushner tarafından tasarlanan İbrahim Anlaşmalarının en önemli özelliği Filistinlilerin vetosunu önemsiz kılmaktı. Bu konu şimdi tekrar gündeme geldi. Daha fazla ülke imzalasa bile, asıl mücadele Filistinliler ve İsrail arasında kristalize olduğu için bu konu önemsiz hale geliyor.

Tüm bu planların yıkıntıları arasında Netanyahu ve aşırı sağcı koalisyonunun gidebileceği tek bir yol var. İleri gitmek. Geri çekilemezler.

Netanyahu kendi siyasi ve hukuki bekası için savaşı sürdürmek zorunda. Ulusal dini Siyonizm de öyle. Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich, Netanyahu’nun ABD Başkanı Joe Biden tarafından savaşı durdurmaya zorlanması halinde Batı Şeria’daki Yahudi ve Filistinlilerin demografik dengesini değiştirmek için hayatta bir kez ele geçecek bir fırsatı kaybedeceklerini biliyorlar.

Middle East Eye’ın İsrail’in savaşın bittiği “ertesi gün” için ne gibi planları olduğunu sorduğu üst düzey İsrailli analist ve eski diplomatların yanıtı ortak oldu: Hiçbir plan yok.

Eski diplomat ve Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi Eran Etzion, Netanyahu’nun gerçekten de ertesi günü düşündüğünü, ancak bunun sadece siyasi hayatta kalma şansını nasıl etkileyeceğini düşündüğünü söyledi:

“Amerikalıların kendisini savaşın hedeflerine ulaşmadan önce durduracağını çoktan fark ettiği çok açık.

Şimdiden hedeflerinin Biden, askeri yetkililer, medya ve İbranice’de dediğimiz gibi tüm dünya ve zafere ulaşmasını engelleyen karısı olacağı ‘suçlama oyununa’ hazırlanıyor.

Dolayısıyla onun için ertesi gün, savaşın her şekilde devam etmesi ve iktidarda kalması anlamına geliyor.”

Etzion, harekatın üzerinden iki ay geçmesine rağmen Gazze’de savaş sonrası yönetimi planlayan resmi bir forum ya da yetkili grubu bulunmadığını ve İsrail savunma teşkilatı ile Washington’daki ABD yetkilileri arasında resmi bir görüşme yapılmadığını kaydetti.

Şaşırtıcı yanlış hesaplama

Savaş ABD’nin baskısı altında sona erebilir ve İsrail ordusunun Hamas liderliğine yönelik saldırıları ve küçük birlikler halinde hareket eden savaşçılar tarafından yürütülen uzun süreli gerilla savaşının izlerini taşıyan bir çatışma olarak sürebilir.

Ancak bunun için İsrail’in Refah sınır kapısını ele geçirmesi ve tünelleri kapatarak Hamas’a sınırdan kaçak silah ikmali yapılmasını engellemesinin yanı sıra, tamamen yok ettiği Gazze’nin kuzeyinde sivil idareyi sağlaması gerekiyor.

Sağ kanat için Hamas’ın elindeki rehineler ölmüş sayılır, ancak Netanyahu savaştan vazgeçmeleri için ailelerinden giderek artan bir baskı görecektir.

Lübnan’ın hayaletleri gerçekten de İsrail’e musallat olmak için geri dönüyor. Beyrut savunulamaz hale geldikten sonra İsrail’in oradan ayrılması 15 yıl sürdü ama 2000 yılında ayrıldılar. Ayrıldıklarında Hizbullah ülkedeki baskın askeri ve siyasi güç haline geldi.

Bu savaş İsrail için şaşırtıcı bir yanlış hesaplama oldu. Ahlaki bir felaket olduğu kadar askeri bir felaket de oldu. Direnişe Arap dünyasında on yıllardır görülmemiş bir popülerlik ve statü kazandırdı.

Birinci ve ikinci intifadalar bile Hamas’ın son iki ayda Gazze’de yaptığı kadar başarılı olmamıştı. Gazze, Yahudi göçmenler tarafından aşağılanan Arapların öfkesini yeniden alevlendirdi.

Bu savaşın sonucu, İsrail’i Batı tarzı normal bir devlet olma iddiasından mahrum bırakacak sürekli bir çatışma hali olabilir. Bu koşullarda, Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’den geçen batı gemilerine yönelik saldırılarının gösterdiği gibi, savaşın genişlemesi her zaman var olacaktır.

“Mitut Hamas” (Hamas’ı çökertmek) İbranice bir slogan ve İsrail savaş kabinesinin amacı. İki ay süren böylesi bir yıkımdan sonra bunu “mitut İsrail” olarak da değiştirebilirler, çünkü bu savaşın yaratacağı etki bu olabilir.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.