Hediye Levent: Herkes ‘Gitsin’ diyor ama

05.05.2022

Hediye Levent, evrensel.net’te “Libya’da son dakika krizi” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Fotoğraf: Pixabay

Göçmen, mülteci, sığınmacı… Sayıları sebebiyle Suriyeliler göz önünde ancak Afganı, Iraklısı, Libyalısı milyonlarca insandan bahsediliyor. Türkiye’de iktidar da muhalefet de farklı cümlelerle aynı şeyi söylüyor; gitsinler artık, gidecekler artık, sandıktan zaferle çıktığımızda sığınmacı sorunu kalmayacak vs vs…

Özellikle Arap Ayaklanması’nın başlarında din ve mezhep vurgulu söylemlerle açık kapı politikası vardı. O zaman da sığınmacılar seçim söylemlerinin malzemesiydi, sonradan Avrupa ülkeleri ile pazarlıkların kozu oldular, şartlar değişti bir kez daha seçim söylemlerinin ilk sırasında sığınmacılar var.

Konuşulması gereken ekonomik kriz iken, hadi iktidarı geçelim, muhalefetin ekonomi, dış ilişkiler gibi elzem konularda politikaları, yol haritaları, ülkeyi bu yokuş aşağı gidişten nasıl kurtaracağı belli değilken siyasetçinin de halkın da en önemli gündemi sığınmacı…

Arap Ayaklanması başladığında açık kapı politikasını eleştirenler, bu politikanın sonu iyi değil diyenler, sınırların milyonlarca insana açılmasının güvenlik ve ekonomi boyutlarına vurgu yapanlar şeytanlaştırılıyordu. Bugünlerde “Mülteciler gidecek, göndereceğiz” söylemlerinin gerçekçi olmadığını söyleyenler aynı akıbetle karşı karşıya.

Irkçılığa varan hamasi söylemlerle, kitleleri coşturacak sloganlarla olmadı, olmayacak bu işler.

Olana, olacağı aklı selim bakmak gerek bir kez daha. Gerçi bunun için oldukça geç ancak yine de kanlı olaylara uzanacak gidişatı engellemek için yapılması gereken tek şey bu.

Arap Ayaklanması ve sonrasında Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesi gibi kitlesel göçü tetikleyen gelişmeler 10 yıl gibi kısa bir süre içinde gerçekleşti. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali de var ancak Ukraynalı sığınmacıların durumu şimdilik Arap ve Afgan göçmenlerden oldukça farklı görünüyor; en azından Avrupa için…

Son 10-12 yıllık kaotik dönemde, bizzat süreçlere taraf olan ülkeler dahil hiçbir ülke milyonlarca insanın yollara düşeceğini, sınırlara yığılacağını beklemiyordu. Neredeyse bütün dünya böylesi bir ekonomik, siyasi, toplumsal gücü olan kitlesel yığılmaya hazırlıksız yakalandı. En çok da Türkiye. Çünkü Türkiye’nin birçok ülkede iyi kötü işleyen mülteci/göçmen politikası, entegrasyon süreci yoktu. Kaldı ki, resmi rakamlara göre 3.5 milyon, tahminlere göre 5 milyona yakın kitlesel bir göç ekonomisi sağlam, mülteci politikası oturmuş ülkeleri bile zorlayacak bir durum.

Üstüne bir de Türkiye’de sığınmacı meselesi ilk günden itibaren siyasi meseleydi, hâlâ da öyle. Milyonlarca insanın sınırlardan neredeyse sorgusuz sualsiz, belgesiz kimliksiz ülke içine akması bir dönem siyasi başarının simgesi oldu. Ancak arka planda kesin sayının belirlenmesi, bunca insanın büyük şehirlere yoğunlaşmasının önüne geçilmesi için yerleştirme planlaması yapılması, yine bunca insanla birlikte ortaya çıkan hastane, okul, konut, iş ve hatta alt yapı hizmetlerinin hesaba katılması gibi elzem çalışmalara yıllar sonra el atılmaya başlandı.

Ekonominin sarsılması, asayişin bozulması, eğitim kalitesindeki düşüş, alt yapının yetersizliği velhasıl insanların yaşadıkları her türlü sorunun müsebbibi olarak sığınmacılar hazır hedef oldu. Siyasetçilerin de bu söylemleri köpürtmesi, faşizme varan çıkışların pervasızca yapılması zaten içinden çıkılması zor olan durumu kanlı olaylara taşıyacak kadar tehlikeli…

Şam’da ülke dışındaki Suriyelilere yönelik çıkan son af, Türkiye’de neredeyse ‘coşkuyla’ karşılandı. Ancak bu aflardan yılda 3-4 kez çıkarıldığı açıkken buna rağmen Suriyelilerin niye dönmediklerini konuşmak elbette yapılması gereken tonla iş, planlama, politika gerektiriyor. Haliyle hükümet ‘Neden yapmadın?’, muhalefet ‘Ne yapacaksın?’ sorularına muhatap olmak istemediği için bu konulara girmiyor!

Cevabı belirsiz başka meseleler de var. Mesela;

-Türkiye İdlip’te binlerce konut yapıyor. Bu konutları kimler için yapıyor? Türkiye’deki Suriyeliler için mi yoksa hali hazırda İdlip’te olanlar ve eninde sonunda Türkiye sınırına yüklenecek olan yüz binler için mi?

-Türkiye, desteklediği silahlı grupların kontrolündeki El Bab, Azaz, Menbiç gibi bölgelere 1 milyona yakın Suriyelinin geri dönmesi için çalışma başlattı. Kimler dönecek buralara? Hali hazırda oradaki silahlı grupların aileleri, yakınları mı? Bu bölgelerden Türkiye’ye göçenlerin kendi istekleri ile döndüklerini varsayalım; bu bölgenin siyasi statüsü ne olacak? Öz yönetim, farklı ambalajla yeniden öne sürülen güvenli bölge, koridor vs. mi olacak?

-Türkiye’nin Suriyelilerin geri dönüşüne ilişkin başlattığı çalışma desteklediği grupların kontrolündeki bölgelerle ilgiliyse neden Şam’daki af, geri dönenlerin güvenliği gibi konuşuluyor? Şam ile Ankara arasında ilişki yok ki Türkiye’den Şam’ın kontrolündeki bölgelere gidenlere ilişkin çalışma nasıl yapılıyor?

-Milyonlarca insan geri dönmeye nasıl ikna edilecek? Türkiye’de doğan, okula başlayan, artık Suriye’ye yabancı bir nesil var. Mesela dil meselesi. Suriye dahil Arap dünyasında iki Arapça var. Biri “Ammiye” denilen halk arasında konuşulan sokak Arapçası. Diğeri Fasih Arapça denilen ve Arapların da okullarda öğrendiği resmi Arapça. Suriyelilerin Türkiye’de doğan, okula giden çocuklarının çoğu Fasih Arapça bilmiyor. Yani Türkiye’de ilkokul 4’e giden çocuk Suriye’ye dönerse resmi Arapçayı bilmediği için birinci sınıftan başlamak zorunda.

-Şam’a ve Şam’ın kontrol ettiği bölgelere yönelik ekonomik ve siyasi ambargo sürdükçe insanların ‘gönüllü’ döneceği söylemleri oldukça yersiz ve gerçeklerden kopuk. Muhalefetin bunu nasıl başaracağını hesaplamadan bu söylemleri dile getirmesinin siyasi ve halk desteği açısından yaratacağı sonuçları düşündüğü bile şüpheli. Suriye içinde korkunç bir ekonomik kriz varken, hâlâ milyonlarca ev ve iş yeri harap durumdayken, savaş döneminde bile ülkesini terk etmeyenlerin ekonomik kriz nedeniyle başka ülkelere gitmeye çalıştığı açıkken yüz binlerce insanın işini, evini, düzenini, yıllardır alıştığı yaşam standartlarını bırakıp gitmesini beklemek temenni bile olamayacak kadar gerçeklerden kopuk…

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik politikalarına ses çıkarmayıp hatta sınır ötesi operasyonlarına destek verip ardından “Ama biz sığınmacı istemiyoruz” diye şikayet etmenin siyasetteki karşılığını da size bırakıyorum.

Sonuçta sığınmacıların çok küçük bir kısmı kendi isteği ile dönecek ama Türkiye’nin desteklediği grupların durumları, kontrol ettikleri bölgelerin statüleri, Ankara’nın ‘yeni Suriye politikasının’ mülteci söylemlerinin gölgesinde kaldığını göz önünde tutmak gerek.

Velhasıl biz sığınmacıları birçok açıdan konuşmaya uzunca bir süre devam edeceğiz.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.