İnşa Partisi Lideri Ahmed ed Dan: Cezayir’de ordu son dönemde yerini çetelere bıraktı

08.05.2021

Cezayir Ulusal İnşa Partisi Başkan Yardımcısı Ahmed ed Dan, gazeteduvar.com.tr’de İslam Özkan’ın sorularını yanıtladı. Söyleşiyi aşağıya alıntılıyoruz.

Cezayir, 2000’li yılların başlarında sona eren iç savaş sürecinin ardından yepyeni bir döneme giriyor. Yolsuzluk suçlamasına maruz kalan ve toplumsal protestoların hedef aldığı eski siyasetçilerin neredeyse tümü cezaevinde ve meydan İslamcılara kalmış görünüyor. En ılımlı İslamcı Parti olan Ulusal İnşa Partisi Başkan Yardımcısı Ahmed ed Dan’la partinin görüş ve programıyla seçimleri konuştuk.

KANUN DEVLETİ, HALKIN MEŞRUİYETİNE DAYANAN VE DIŞ GÜÇLERDEN DESTEK BEKLEMEYEN BİR DEVLETTİR’

Siyasi parti programınızda kanun devleti vurgusu var. Kanun devletinden ne anlıyorsunuz?

Evet, adalet ve hukuk devleti, ülkenin milli karakterini korumak, ülkenin kalkınma sürecini geliştirmek ve Cezayir’in Akdeniz ve Afrika bölgelerinde asli rolünü yeniden kazanması için mücadele vermek demektir. Kanaatimizce bu ancak, seçilmiş kurumlar tarafından yönetilen ve onu bir hukuk sistemi oluşturmaya ehil kılan halk meşruiyetine sahip bir hukuk devleti ile başarılabilir. Bu tür bir sistem, haksızlığı önler; özgür girişimi ve eylemi teşvik eder; ekonomiyi her türlü yolsuzluğa karşı korur; halk denetimini ve basın özgürlüğünü teşvik eder. Kanun devleti, herkesin haklar ve görevler açısından eşit olduğu, halk meşruiyetine dayandığı ve dış güçlerden destek beklemediği bir devlettir. Böyle bir yapı, sivil bir karaktere, geniş özgürlüklere ve aktif vatandaşlık anlayışına dayandığından kendisinden beklenen anayasal rolü doğru bir şekilde yerine getirir. Bu tür bir devlet aynı zamanda uluslararası sistem tarafından da saygı görür.

SEÇİMLERDEKİ ADAYLARIMIZIN YÜZDE 70’İ PARTİ MİLİTANLARINDAN DEĞİL, PARTİYE YENİ KAYIT YAPTIRMIŞ ÜYELERDEN’

Örneğin iktidar olduğunuzda demokratik dönüşüm alanında ne tür açılımları gerçekleştireceksiniz?

Bugün Cezayir demokratik bir dönüşüm sürecinden geçiyor ve bu dönüşüm, bir yandan devleti ele geçirmiş çete kalıntılarına diğer yandan da, Cezayir’in gelişmesine duydukları hoşnutsuzlukla tanınan yabancı çevrelere karşı mücadele ediyor. Bu söz konusu dönüşüm, sürekli tehdit girişimlerine maruz kalacak. Cezayir’in istikrarlı ve bağımsız bir geleceğe doğru güvenli geçişini sağlamak için halk, katılım ve entegrasyon mekanizmasının en üst düzeyde harekete geçirilmesini istiyor. Bu yüzden adayların yüzde 70’i parti içerisinde yıllardır mücadele eden kişilerden değil, partiye yeni gelen isimlerden seçildi. Biz ülkeyi içinden geçmekte olduğu zorlu ekonomik ve toplumsal krizden kurtarmak için işbirliği yapacak bir koalisyon çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca, eyalet ve belediye meclislerinin meşruiyetini güçlendirmek için yerel ve ulusal düzeyde çeşitli siyasi güçlerle ittifaklar geliştirmeye istekliyiz, çünkü bunlar halkla sürekli ve doğrudan temas halindedir ve vatandaşların ihtiyaçlarının farkındadırlar.

ABD VE FRANSA’NIN DARBELER KONUSUNDAKİ İKİYÜZLÜĞÜNÜ REDEDİYORUZ’

İnsanlar Ulusal İnşa Partisi’nin Müslüman Kardeşler’e yakın olduğuna inanıyor. Parti olarak gerçekten Müslüman Kardeşler’e yakın mı, onun organik bir parçası mısınız?

Cezayir yasalarına göre yönetilen bir Cezayir partisiyiz. Siyasi programımız da Cezayir’in bağımsızlık devriminden bu yana temel çıkarlarını ve (Fransız sömgürceliğinden) kurtuluş mirasına bağlılığını gerçekleştirmeyi amaçlayan, en önemli hedeflerinden biri olan halkın özgürlük ve bağımsızlık konusundaki taleplerini karşılamayı sağlayan siyasi ve ekonomik bir programdır. Bu nedenle hep ezilenlerin yanında olduk, darbeleri ve haksızlıkları reddettik.

Darbelere daima karşı olduk. Meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yapılan darbeyi reddettiğimiz gibi Türkiye’deki darbe girişimini de Nijer ve Çad’daki darbeleri de reddettik, reddediyoruz. Demokratik değerlere sahip çıktığını iddia ettiği halde darbelere destek veren ve halkın tercihini göz ardı eden ABD ile şu an Çad’daki darbeye fiilen destek veren Fransa gibi ülkelerin sergilediği siyasi iki yüzlülüğü de reddediyoruz.
Hareketin entelektüel yönelimine gelince, aşırılığı ve aynı zamanda geri kalmışlığı reddeden Cezayirli Müslüman halkın ilke, değer ve ahlakını önemsiyoruz. İslam, sosyal ve ekonomik güvenliği şu ayeti kerimeyle tesis etmiştir: “O Allah aç kalmasınlar diye (Kureyş kabilesini) beslemiş ve tehlikelerden emin kılmıştır.” Ancak adil bir siyasi bir yapı tarafından sağlanabilecek olan bu emniyet, kitlesel bir halk desteğinin varlığıyla başarılı olabilir. Bu durum bizi sürekli toplumsal ve eğitim alanında reform çağrısı yapmaya sevk etmektedir. Zira ülkeyi sosyal refah taleplerinden sosyal kalkınmanın gereklerine, vatandaşları da haklarını talepten yükümlülüklerini yerine getirme seviyesine yükseltecek olan eğitimdir. Zira kendisinin yükümlülükleri başkalarının haklarıdır, kendisinin hakları da başkasının yükümlülükleridir.

‘FIS’İN SÖYLEMİ BİR ALTERNATİF OLUŞTURAMAMIŞTI’

İslami Kurtuluş Cephesi (FIS) 1991 seçimlerini kazanmasının ardından Cezayir, 10 yıldan fazla süren kanlı iç savaşla karşı karşıya kaldı. Ulusal İnşa Partisi Başkan Yardımcısı olarak, bu sancılı günleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçmişten hangi derslerin çıkarılmasını gerektiğini düşünüyorsunuz?

Uluslararası irade, Siyasal İslam’ın başarısına karşıydı ve o dönemde Cezayir’deki yönetim, Fransa’nın direktiflerine bağlı memurlar tarafından yönetiliyordu. FIS’in söylemi ise ekonomik ve toplumsal gelişmeye katkı sağlamadığı gibi ekonomik bir alternatif de oluşturamamıştı. Bu üç faktör, Cezayir’deki demokratik deneyimin daha beşikteyken yok edilmesine yol açtı, ülkeyi büyük ve kanlı bir krize sürükleyerek seçim sürecini çıkmaza soktu, dolandırıcılık ve yolsuzluk batağına sürükledi.

Tüm bunlar toplumsal protestonun (hirak) konusu haline geldi ve bu hareketlilik halkı orduyla bütünleştirerek ülkeyi yolsuzluklardan kurtarmaya, siyasi ve askeri kurumlarda gerçek değişiklikler yaratmaya başladı. Ve hepimizin öğrendiği en önemli ders, devleti kaybetmeden gücü nasıl sergileyeceğimiz ve kazanımları korurken değişimi nasıl gerçekleştireceğimizdir.

Ulusal İnşa Partisi Başkan Yardımcısı Ahmed ed Dan
‘SİSİ DÖNEMİ KAPANDI, YERİNE BİR BAŞKASINI GETİRECEKLER’

Darbe yönetimi Mısır’da otoriter bir yapı kurdu ve sadece İslamcılar değil tüm muhalifler bu otoriter yönetimin uygulamalarından payını aldı. Müslüman Kardeşler, Mısır’daki seküler (Marksist, liberal ve milliyetçi) muhalefetin bütünlüğünü korumayı başarsaydı sizce durum farklı olur muydu?

Sisi’nin icraatı sadece MK’yi vurmakla kalmadı, devlet gücünü zayıflatmaya çalıştı çünkü Mısır her zaman Arap uyanışının lokomotifiydi, ayrıca Filistin ve işgalci Siyonist rejime en yakın ülke olma konumuna sahipti. İşte bu yüzden ABD darbecileri desteklemekte. Bana göre Sisi’nin dönemi kapandı, halkın öfkesini ve ekonomik krize yönelik tepkileri absorbe etmek için Sisi’yi başka bir isimle değiştirecekler.

İster MK ister diğer partiler olsun, demokratik yöntemlerle iktidara gelen herhangi bir siyasi gücün tüm denklemi değiştireceğine ve Mısır’da işleri yeniden yola koyacağına, halkın lehine düzenlemeler yapacağına inanıyorum. MK, bir halk hareketi ve sönüp gitmeyecek bir toplumsal gerçekliktir. Bu nedenle, siyasi özgürlükler sağlanırsa, MK on yıldan daha kısa bir süre içinde yarışa katılacak sonra da öne geçecektir. Mısır’da, geçmiş olaylardan dersler çıkartarak uzlaşmaya dayalı yeni bir durumu tesis edecektir.

‘MISIR’DA MEDYA FİRAVUNUN SİHİRBAZLARI GİBİ KULLANILDI, SİHİRBAZLAR MUSA’YA İMAN ETMİŞTİ AMA MISIR MEDYASI FİRAVUN DÜZENİNDE HÂLÂ ISRARCI’

Hürriyet ve Adalet Partisi’ndeki hataları nelerdi? Neden başarılı olamadı? Neden bütün işler ters gitti?

HAP geniş bir siyasi programı olan büyük bir siyasi partidir ve Mısır halkı, birbirini izleyen beş seçimde onu seçmiştir. Bu nedenle, hataları olsa bile, insanlar bunu seçmekte özgürdür ve herkesin halkın seçimine saygı göstermesi gerekir. Ancak darbeciler ordu gücünü kullanarak halk iradesini ezdiler. Medya da tıpkı Firavunun sihirbazları gibi kullanıldı. Ancak Musa kıssasında sihirbazlar Musa’nın getirdiği mesaja iman ederken Mısır medyası ise Firavni durumunu sürdürmüştür.

GERÇEK SİYASİ REFORM ÇOK UZUN BIR YOL OLDUĞU IÇIN İSLAMCILAR ACELECİ OLMAMALIDIR’

Diğer Arap ülkelerindeki İslamcıların bu hataları dikkate alması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Evet, İslamcılar Mısır örneğini dikkatlice okumalı ve Mısır dersinden yararlanmalıdır çünkü insanları ve milleti koruyan MK’nin barışçıllığıdır ve rejim er ya da geç değişecektir. Gerçek siyasi reform çok uzun bir yol olduğu için İslamcılar acele etmemelidir. İslamcılar fetih yerine katılım stratejisi sunmalıdır, çünkü ülkelerimiz ekonomik açıdan hâlâ kırılgan ve toplumsal açıdan parçalıdır. Siyasi meşruiyet, iktidarın temeli ve halk iradesi ile ulusal zenginlik üzerindeki egemenliğin garantisidir. İslamcılar tüm önceliklerini yeniden düzenlemeli ve kimlerle birlikte yürüyeceğini gözden geçirmeli, dost ve düşmanlar listesini duygusallıktan uzak bir şekilde yeniden oluşturmalıdır. Partinin dar örgütsel yapısından kendimizi kurtarmalı, halkla kucaklaşmalı, sivil toplum yönetimini geliştirerek büyük baskı gruplarına ilişkin isabetli okumalar yapmalıyız. En önemli ders, yeni neslin zihniyetini anlamak ve mücadelede çağdaş yöntemler kullanmaktır. Korona döneminde bu çağdaş yöntemleri kullandığımız gibi ondan geniş bir şekilde yararlanmayı da bilmeliyiz.

‘CEZAYİR’DE ASKERİ VESAYET YOK’

Cezayir’de askeri vesayet olduğunu düşünüyor musunuz?

Cezayir ordusu halkın ordusudur, Sykes-Picot tarafından kurulan ordulardan değildir. Daha çok Fransa’ya karşı devrime önderlik eden Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun bir uzantısıdır. Bu nedenle Fransa, Cezayir ordusundan hiç hoşlanmadı ve sürekli ona nüfuz edip zayıflatmaya çalıştı. Ordunun tıpkı 1992’de doğrudan müdahalesi gibi, daha önce de Bumedyen Ahmet Bin Bella’ya darbe yapmıştı. Ancak Buteflika döneminde ordunun rolü geriledi ve ne yazık ki yerini, ulusal sistemi yok eden, milyarlarca doları çalan ve onu yurt dışına aktaran mali çeteler aldı.
Şimdilik askeri vesayet yok, çünkü ordu ile halk arasında uyum var. Çünkü Cezayir ordusu protesto hareketlerini korudu ve diğer orduların kendi halklarına yaptığı gibi ona saldırmadı. Ordu ülkedeki dengeler içerisinde önemli bir yere sahiptir. Ülkeyi çevreleyen zorluklar nedeniyle ulusal güvenlik ve birlik tehdit altında olduğunda, ülkeyi ancak güçlü bir ordu ve gerçek bir demokrasi koruyabilir. Bu da aşamalı bir şekilde gerçekleşir.

İktidara gelirseniz, ülkeyi demokratikleştirmek için ne tür adımlar atmayı planlıyorsunuz?

-Halk denetimi.
-Basın özgürlüğü.
-Seçimlerin dijital olarak yapılması.
-Siyasi uzlaşma.
-Ekonomik girişimlerin serbestleştirilmesi.
-Kurumların anayasal çerçevede güçlendirilmesi.
-Sivil toplumun desteklenmesi.

‘KAPİTALİZM, GELECEĞİ OLMAYAN TARİHE KARIŞMIŞ BİR SİSTEM’

Seçimleri kazanırsanız anayasayı veya yasaların demokratikleştirilmesi konusunda yapmayı planladığınız herhangi bir şey, bir yol haritası var mı?

Kuşkusuz, geniş siyasi diyalog mekanizması kuracak, ardından çalıştaylar düzenleyecek sonra da gerçek bir halk referandumu aracılığıyla anayasada revizyonlar yapacağız. Gerçek ekonomik canlanma ve demokratik gelişim sağlamak için tüm hukuk sistemimizi yenilemeyi hedefliyoruz.

Partinizin kapitalizm ve neoliberalizme yaklaşımı nasıl?

Kapitalizm son günlerini yaşıyor, hatta demokratik sistem bile azınlıkların haklarını ihmal eden çoğunlukçu bir süreçten yeni bir tipe, işbirliğini kutsal sayan ve çatışmayı durduran katılımcı demokrasiye dönüşüyor. Halk iradesi ve adalet temelinde kurulmuş sivil İslami yaklaşım Allah’ın izniyle gelecekte alternatif olacaktır. Bu yüzden kapitalizmi gücünün zirvesindeyken eleştirdik, ama artık geleceği olmayan tarihsel bir sistem olduğunu düşünüyoruz.

‘EKONOMİYİ PETROLE VE DIŞA BAĞIMLILIKTAN KURTARMAYA ÇALIŞACAĞIZ’

O zaman programınızda kapitalist bir kalkınma modeli tercih etmeyeceksiniz, farklı bir ekonomik model gündeme getireceksiniz, doğru mu anlıyorum?

Ekonomik vizyonumuzu dışa bağımlılıktan ve petrole bağımlılıktan kurtarmak için geliştiriyoruz ve ortaklığın çeşitlendirilmesini, yenilenebilir enerjilere güvenmeyi, bilgi ekonomisini benimsemeyi, farklı yetenek ve zenginliğimizi en iyi şekilde kullanmayı teşvik ediyoruz. Cezayir’in daha güçlü bir ortaklık kurabileceğine ve yeni bir ekonomik gelecek için hâlâ en yakın ve en faydalı alan olan açık Afrika pazarlarına doğru ilerleyebileceğine inanıyorum.

‘YOKSULLUKLA MÜCADELENİN YOLU, YOLSUZLUKLA MÜCADELEDEN GEÇER’

Ekonomik adaleti sağlamak için hangi adımları atmayı düşünüyorsunuz?

Cezayir’deki ekonomik gücün en önemli unsurları, finansal yolsuzlukla mücadele etmek ve ülkeyi yozlaşmış finansal ağlardan kurtarmaktır. Ayrıca Cezayir, çöl tarım sistemini geliştirerek ve imalat endüstrisini tarımsal ürüne yaklaştırarak ekonomik bir patlama yaratabilir. Cezayir, örneğin güneş enerjisi alanında stratejik bir uluslararası ortaklığa sahip olmasını sağlayan önemli bir yenilenebilir enerji kaynağını elinde tutmaktadır. Cezayir’in başarılı olabilecek bir coğrafyası ve demografisi var, ancak bunu hayata geçirmek ancak Ulusal İnşa Partisi gibi yenilenmiş bir siyasi alternatifle mümkündür.

Ülkenin dış politikası için önerileriniz nelerdir?

Cezayir’in yüzü Kurtuluş Devrimi’nden bu yana, uluslararası ilişkilerde Afro-Asya’ya dönüktür. Önceki süreçlerde Fransız baskısı dış ilişkileri etkiledi ve ülkeyi Avrupa’ya doğru itti, ancak Cezayir diplomasisi uluslararası projeler üzerindeki çekişme ve düşmanlıklardan uzak bir şekilde dış politika tercihlerini çeşitlendirmeli.

‘FİLİSTİN POLİTİKALARI, CEZAYİR İÇİN ÖNEMLİ BİR KAZANIM VE BUNU SÜRDÜRMEK İSTİYORUZ’

Mevcut dış politikayı aynı çizgide devam mı ettireceksiniz yoksa daha dinamik bir dış politikayı mı savunuyorsunuz? Mevcut rejimin dış politikasında doldurmak istediğiniz eksiklikler veya boşluklar nelerdir?

Mesele boşluk meselesi değil, geçmişi inkâr etmeden, hatalarımızdan dersler çıkararak ve bizimle çıkarlarını paylaşanlarla açık ve doğru bir şekilde işbirliği yaparak geleceği inşa eden bir yol haritası ortaya koymaktır. Filistin’i desteklemek istiyoruz ve bu eski bir ulusal kazanım. Halkları, demokratik kazanımları konusunda desteklemek istiyoruz. İslam ümmetinin unsurlarıyla etnik çatışmalardan uzak bir şekilde yakın ilişki kurmaya istekliyiz, çünkü İslam insanlar arasında ayrım yapmaz, tek farklılık ve üstünlük gerekçesi iyiliktir.

‘İSLAMCILARA FIRSAT TANINMADI’

İslamcılar genellikle çifte ajanda nedeniyle eleştirilmektedir. Bu suçlamalara cevabınız nedir?

İslamcılar şimdiye kadar hep mağdur olan taraf oldu. Hükümette reform yapmak, seçkinlerle halk arasındaki mesafeyi kapatmak, üniversiteleri ekonomi ve kalkınmaya bağlamak için yapmayı düşündüğü reformları bir program şeklinde sunmalarına izin verilmedi.
İslamcılar da diğer düşünce ekolleri gibi düşüncesel planda farklılık gösterir. Siyasi ve partisel çoğulculuğu savunurlar ve farklı konumlara sahiptirler. Örneğin Fas’taki bazı İslamcıların İsrail’le normalleşme ve Filistin konusundaki tutumuna katılmıyoruz. İslam barış, hikmet ve güzel öğüt dini olduğunu düşündüğümüz için şiddet yanlısı olan İslamcılardan ayrışıyoruz.

‘YENİ BİR TOPLUM VE BİREY İNŞASINI FARKLI KURUMLARLA BİRLİKTE YAPACAĞIZ’

Seçim programınızda partinin iktidarı elde etmeye çalışan diğer partilerden farklı olarak, her bakımdan bireyi ve toplumu inşa etmeyi hedefleyen bir hareket olduğu belirtiliyor. Bireyi ve toplumu inşa etmek herhangi bir siyasi partinin gücünü aşan bir iş değil mi? Birey ve toplumu inşa etmek ya da yönlendirmek bu kadar kolay mı?

Evet, siyasi reformun kalıcılığını sağlamak için sosyal reform teorisi üzerinde çalışıyoruz ve bunun hiçbir partinin tek başına yapamayacağı bir iş olduğunu ve cami ile üniversite, fabrika ile stadyum, siyasi elitlerle sivil toplum ve otorite ile halk arasında işbirliği olması gerektiğini düşünüyoruz. Herkes isterse bu sürece katkıda bulunabilir, çünkü inşa etmek zor, yıkmak kolaydır. Toplum yapı olarak karmaşıktır bu yüzden, iyi bir birey ve aktif bir yurttaş, sosyal reformun çekirdeğidir. Toplumsal denetim iyiyi emretme, kötülüğü yasaklama ve hayra çağırmada büyük bir role sahiptir.

‘CEZAYİR’DEKİ PROTESTOLAR, GİDEREK CILIZLAŞTI VE ŞU AN HALKIN TALEPLERİNİ TEMSİL ETMİYOR’

Temposunda göreceli bir düşüş olsa bile Cezayir’de toplumsal protestolar devam ediyor, neden boykot yerine seçimlere katılmayı seçtiniz?

Seçim yoluyla siyaset, başlangıçtan itibaren Ulusal İnşaat Partisi’nin seçimidir, çünkü seçim dışında başka yollara sapmak, ülkeyi ne demokratik ne de barışçı olmayan diğer seçeneklerle karşı karşıya bırakır.

“Hirak” dediğimiz toplumsal protestoların tutumu, başlangıcından itibaren seçimleri değil yolsuzluğu reddetme üzerine kuruluydu ve seçim tarihi belli olduktan sonra farklı hassasiyetleri oldu. Bu protestoları hala sürdürenler bütün Cezayirlilerin duygu ve düşüncelerini ifade etmiyor. Bilakis, seçimlere hazırlık aşamasında vatandaşların seçimlere geniş ölçekli katılım arzusunu gördük. Bu seçimlerde partimiz, seçim sürecine yön veren en önemli partilerden biridir. Ve Cezayir, ulusun yeniden inşasında seçilmiş kurumları harekete geçirmeli ve devleti kargaşa ve geçiş aşamalarından korumalıdır.

Son olarak, 12 Haziran’da yapılması planlanan seçimlerde Ulusal İnşa Partisi olarak nasıl bir başarı bekliyorsunuz?

Cezayir’in çoğulcu bir parlamento ve iç cephenin çatlaklarından uzakta, rızaya dayalı demokratik yetkilendirmeyi güçlendiren ve geçmişte devleti ele geçiren çetelerin etkilerini ortadan kaldıran bir koalisyonun kurulması arzusundayız. Seçimlerle oluşacak parlamentonun içinden çıkacak ulusal bir hükümetin başarıya ulaşmasını öngörüyoruz.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir