Metin Göçmen: İsrail, İsraildir!

27.11.2023

Metin Göçmen, mirathaber.com’da “İsrail, İsraildir!” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 

İSRAİL, İSRAİLDİR!

20. yüzyılda dünyanın tanık olduğu üç korkunç rejimin faşizm, komünizm ve apartheid olarak adlandırılan “ırkçı rejim” olduğunda kuşku yok. Güney Afrika’da uygulanan bu rejimde beyazlar siyahlar üzerinde korkunç baskılar kurmuşlardı, uygulamaları utanç vericiydi. Bu rejim 1950’lerden başlayıp 1990’lara kadar katı bir biçimde sürdü, başlangıç tarihi ise beyazların Güney Afrika’ya gidip sömürgeci yönetimler kurmasına kadar uzanır.

Apartheid, her açıdan insan onuruna ve haysiyetine aykırıydı, çünkü bu rejimin patronları, hakikatte Allah katında ontolojik cevherleri dolayısıyla eşit olan insanları renklerine ve ırklarına göre ayırıma tâbi tutuyorlardı. Oysa Kur’an-ı Kerim’in anahtarı hükmündeki Fatiha suresinin ilk ayeti “Hamd alemlerin Rabbinedir” (1/1) buyurur. Yani Allah şu veya bu kavmin, ırkın, sınıfın, zümrenin, hanedanın, milletin değil, bütün alemlerin Rabbi’dir. Muharref yahudiliği ırkçı kılan husus ise “Dinle İsrail, Rab Tanrım’dır” deyip Tanrı’yı temellük etmesidir.

Söz konusu ayrımcılıklar İsrail’in her kurum ve politikasında varlığını devam ettiriyor. Hem de belli bir bölgede değil, küresel düzeyde. Bölgeler, sınıflar ve ülkeler arasındaki süren eşitsizlik derinleştikçe, bu eşitsizliğe sebebiyet verenler, dünya üzerinde kurdukları sistemin meşruiyet çerçevesini üstü örtülü bir biçimde ve adı konulmamış olarak ırkçılığa dayandırmaktadırlar. Irkçılığın büyük devletler, ama özellikle açıktan ABD, üstü kapalı AB ülkeleri tarafından kabul görmesinin bir göstergesi, İsrail’in Filistinlilere reva gördüğü ayrımcı/ırkçı tutumdur.

Bunun felsefi köklerine inilebilir. Yunan felsefesinin hangi ölçülerde Yahudilikten etkilendiği hala tatminkâr bir açıklamaya kavuşmuş değil. Aynı şekilde batıda teşekkül eden ırkçlığın da hangi ölçülerde Yahudilerin teolojik kaynaklarından etkilendiği merak konusu. Şu veya bu, ortada bir gerçek var, batının ırkçılığı ile İsrail’in geriden yücelttiği inançlar arasında yeterince nazara verilmemiş örtüşme noktaları var. Belki de bu yüzden İsrail’in Filistinlilere uyguladığı ayrımcılıklar Batı‘nın bilinç dünyasına çok aykırı gelmiyor. Her gün bu konuda yeni bilgiler, raporlar yayınlanıyor. Ama batı, İsrail’e dişe dokunur herhangi bir müeyyide uygulaması söz konusu değil. Batılılar (Amerika ve Avrupa) açıkça her katliam girişiminde İsrail’e kırmızı çizgi koymadıklarını beyan ediyorlar.

7 Ekim’de İsrail’in irtikâb ettiği ağır cürümler karşısında bütün bir batının takındığı tavır yeni değil. Bu cürümleri her seferinde işliyor. 27 Aralık 2008’de bir “şabat günü”  İsrail temerküz kampına çevirdiği Gazze’ye son yirmi yılın en ağır hava saldırısını düzenlemişti, yine bir “şabat günü” (3 Ocak 2009) tanklarını Gazze’nin üzerine sürmüştü. ABD masum halkın hayatını kaybettiği bu sivil katliamlardan tıpkı 7 Ekim katliamında olduğu gibi Hamas’ı sorumlu tutu. ABD’ye ve AB’ye göre İsrail “savunma hakkı”nı kullanıyor.

Gazze, Hamas’ın denetiminde. Ve niçin İsrail’in hedefinde olduğu anlaşılabilir. Pekiyi, ya El Fetih yani Hamas’ı” sertlikle-törer”le suçlayan El Fetih’in hakim olduğu Batı Şeria? Bu konuda bir İsrail kuruluşuna kulak vermek aydınlatıcı olabilir: İsrail’in önde gelen sivil toplum örgütlerinden Medeni Haklar Derneği‘nin hazırladığı raporda, İsrail’in Batı Şeria’da Filistinlilere ve Yahudi gasbçı-yerleşimcilere reva gördüğü farklı muameleler konusunda ilginç bilgiler yer alıyor.

Raporda, hizmet, bütçe ve doğal kaynaklardan yararlanma konusundaki açık ayrımcılığın, eşitlik ilkesine ters düştüğü, bunun da bazı bakımlardan bir vakitler Güney Afrika’da uygulanan ırkçı rejime benzediği vurgulanıyor. Raporda, Güney Afrika’da ayrımcılık ırk esasına dayalıydı, burada da millet kriteri esas alınıyor…” deniliyorFilistinlilere askeri, Yahudilere sivil yasalar uygulanıyor. Evrensel insan hakları beyannamesinin 60. yıl dönümü münasebetiyle yayımlanan raporda, Batı Şeria’da yaşayan yaklaşık 2,5 milyon Filistinliye askeri kuralların, 250 bin Yahudi gaspçi yerleşimciye ise sivil yasaların uygulandığına işaret ediliyor.

Söz konusu raporun bize gösterdiği tek bir gerçek var, son tahlilde İsrail açısından El Fetih ve Hamas arasında fark yok. İsrail, İsrail’dir, Tanrı ile beraber yürüdüğünü ve Tanrı’nın arzusu doğrultusunda ilahi bir planı gerçekleştirdiğini iddiayor. Netanyahu ne demişti: “Yeşu’nun kehaneti gerçekleşiyor!“

İsrail vuruyor, öldürüyor, yakıyor, yıkıyor. Bugünkü dünyada onu durduracak bir güç yok.

FKÖ, zillet içinde İsrail’in yarattığı fiili durumu kabullenmekle rahat yüzü göreceğini düşünüyorsa, gerçekten büyük bir yanılgı içinde yaşıyor.

Yine de İsrail’e ‘beşer-üstü‘ bir güç veya misyon atfetmemek lazım. Kendi başına İsrail’in herhangi bir öneme sahip olmadığını herkes biliyor, ama ABD ve Avrupa’nın sınırsız desteği söz konusu olunca, savunmasız Müslüman halka her türlü ırkçı uygulama ve katliam reva görülebiliyor. Bunun sadece batının savunduğu değerleri değil, gücünü de aşındırdığını batılılar göremiyor. Gün gelecek, dünya halkları aptallaştırıcı dezanformasyonuun ve siyonist propogandanın etkisinden kurtulup İsrail’den ve batının egemen hükümet ve devletlerinden nefretedecekler. Son Gazze katliamı karşısında dünyada baş gösteren tepkiler, gösteriler bunun ilk işaretini veriyor.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir. 

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.