Mirat Haber: Haklar ve Özgürlükler Paketi

15.08.2023

mirathaber.com’da “Haklar ve Özgürlükler Paketi” başlıklı bir yazı yayınlandı. Aşağıya alıntılıyoruz. 

Haklar ve Özgürlükler Paketi
Hareket noktası profan (kutsalı olmayan ve kutsal tanımayan) batılı haklar kuramına göre tenkide ve tezyife maruz kalmayacak konu veya şahıs yoktur. Kutsalı sınır dışı tenkid veya tezyif ederken bunu “eleştiri özgürlüğü ve hakkı” sayar. Eleştiri özgürlüğüne koruma getiren bu yaklaşım, eleştiri sınırlarını aşan tahrik ve tahkiri de koruma alanına sokunca, iş değişir. Şöyle ki:

Eleştiri ile tahrik/tahkir arası ayrılmadığında ciddi sorunlar ortaya çıkar; birileri “eleştiri özgürlüğü”nü kullanayım derken kanlı çatışmalara, üzücü olaylara hatta savaşlara yol açabilmektedir. Bu çerçevede kutsala saldırıları demokratik bir hak veya özgürlüğün kullanımı şeklinde görecek olursak çatışmayı saygısız saldırganın savaş ve çatışma kışkırtıcılığına yasal kılıf bulmuş oluruz. Açık ki, karşılıklı saygısızlığın ve saldırının varacağı yer, tüm karşılıklı diyalog ve anlama-tanıma (muarefe) amaçlı müzakereleri berhava eden iç çatışma veya savaş kışkırtıcılığıdır ki, bunun bizim literatürümüzdeki tam karşılığı “yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmak”tır.

Mevcut durumda batılı bakış açısı ile İslam bakış açısı arasında derin görüş ayrılığı söz konusu.

Benim kutsalım, referans aldığı Kur’an-ı Kerim, kendisine karşı insanları uyardığım putperestlerin putuna dahi sövmeyi reddetmeyi gerektirir (6/En’am, 108), ama ben putperestlerin putuna sövüp küfretmekten men’ediliyorsam, kutsalı olmayanın benim kutsalıma da aynı tutum içinde olmasını beklemek hakkımdır. Aksi halde tek taraflı olarak kutsalı ihlal edecek, Kur’an’ı yakacak, peygambere hakaret edecek ve ben bunu demokratik bir hak olarak görüp susacağım! Bu nasıl bir demokrasi olur? Üstelik kutsala saldırgan davranan aşağılık adamın bir ırkçı, yabancı düşmanı bir faşist olduğu herkesçe biliniyorken!

Bazı yerlerde ırkçılık yasak iken, ırkçıların  müslümanlara saldırılarının korunması, daha üst seviyede İslam’a karşı bir tutumun ifadesi olabilir ancak. Nitekim Kur’an’a saldırı, Kur’an’ı Allah’ın kelamı kabul eden bütün Müslümanlara saldırı anlamına gelir ve yakma eylemini yapanlar da bunun bu anlama geldiğini bilir.

Sigaramızı yaktığımız kibrit çöpünü kuru otların üzerine atacak olursak yangın çıkar. Bunu bildiğimiz halde, yangın çıkarmak nasıl demokratik hak veya özgürlüğün meşru çerçevede kullanımı değilse, Kur’an’a ve Hz. Peygamber (s.a.)’e saygısızlık büyük bir yangının, patlamanın ateşini tutuşturmaya matuftur, çatışma ateşini tutuşturmaya matuf değilse –ki öyledir- , hiç şüphesiz bunun anlamı “Biz sizin kutsalınızı ayaklar altına alıyoruz, güçlüyüz ve siz bize karşı koyacak güce ve imkana sahip değilsiniz” mesajını vermektedir. Her iki maksatlı yakma eylemi temel hak ve özgürlüğün kullanımına dahil edilemez. Bu “demokratik hak” dolayısıyla yüzlerce insan ölürse, çatışmalar artarsa bunun sorumlusu Kur’an’ı Kerim’i yakanlar mı, yoksa ona tepki gösterenler mi olur?

Temel yaklaşımları itibariyle batılı demokrasiler “demokratik hak” ile “özgürlük”  arasında ayırım yapmakta zaaf gösteriyorlar. Artık neredeyse ahlaki bir değer olan özgürlüğü “serbestlik” olarak görüyorlar. Özgürlük ile serbestlik veya yapabilirlik (istitae)  arasında derin farklar söz konusu. Savaş kışkırtıcılığı, fitne ateşini tutuşturmak “özgürlük” olmayıp sorumsuz serbestlik veya güç yetirebilme demek olan istitatae olup hak değildir.

Tarihin gelmiş geçmiş bilumum doktrinlerinden hiçbiri İslam’ın özgürlük anlayışının yanına yaklaşamaz. Kur’an, Allah’ın insana kendisini reddetme özgürlüğünü verdiğini bildirmiş, din seçiminde zor ve baskı olamayacağını beyan etmiş ve seçime göre yaşama tarzını güvence altına almıştır (2/Bakara, 255). Lakin Allah’ı inkâr etmek istitateye indirgenmiş serbestliktir ama hak değildir.

Batı dünyası askeri, ekonomik ve politik konumuna sömürgecilik yaparak, emperyalist yol ve yöntemler takip ederek bugünkü üstün konumuna gelmiş bulunuyor. Zenginliğinin arkasında kıtaların talanı ve milyonlarca kölenin kanı ve gözyaşı var. Bugün de bize kendi hak ve özgürlüklerini bir paket olarak empoze etmek suretiyle geleneksel sömürgeci zihniyetini devam ettiriyor; bunun da “batıya göre tanımlanmış temel hak ve özgürlükleri” birer paket halinde bize empoze ediyor, bu paketin içindeki bir iki şeye itiraz edeni hak ve özgürlük düşmanı ilan ediyor, itibarsızlaştırıyor.

Müslümanların hak ve özgürlüklere su ve hava kadar ihtiyaçları var, bunda en ufak bir tereddüt yok ama  bizim hak ve özgürlükleri temellendirecek, doğru tanımlayacak ve kullanımını sağlayacak bir itikat, ahlak ve hukuk çerçevemiz var. Kur’an, Müslümanların başka din, medeniyet ve kültürlerle temas kurmalarını teşvik eder. Bunun için deniz feneri hükmünde iki kavrama göre zihni ve fiili tutum alınmasını emreder: Ma’ruf ve münker! İslam şeriatına, selim akla ve temiz fıtrata/vicdana aykırı olan her şey Maruf olup ve kabule şayan, aykırı olmayan her şey münker olup reddedilmeye müstahaktır.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.