Mümtaz’er Türköne: Mücadele mi, Müzakere mi?

29.04.2024

Mümtaz’er Türköne, turkishpost.net’te “Mücadele mi, Müzakere mi?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 

Kazananı olmayan bir savaşa, “müzakere edilmez, mücadele edilir” diye gözü kapalı girmek akla ve sağduyuya aykırı. Taç giyen baş akıllanıyor. Özgür Özel’in müzakereci-yapıcı üslubu tek başına ülke için peşin bir kazanç niteliği taşıyor.

Fransız İhtilali’nden siyasî geleneklere intikal eden bir retoriktir bu açmaz. Kılıçdaroğlu’nun yeni CHP yönetimini eleştirmek için söylediği “Sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir” sözü de, eninde sonunda gelip bu kaynağa dayanır.

1792 yılında Konvansiyon Meclisi’nde kralın yargılanması konusunda iki görüş çatışmaktadır. XVI. Louis bir kral olarak mı yargılanacak, yoksa Vatandaş Louis Capet olarak mı? 25 yaşındaki Saint Just ilk defa söz alır ve XVI. Louis’yi giyaotine gönderecek ateşli konuşmayı yapar. “Biz Kralı yargılamıyoruz, kral ile savaşıyoruz” der. “Bir Kral ya hükmetmeli ya da ölmeli” diye devam eder. Hükmünü bütün iktidarları zan altında bırakacak bir gerekçeye dayandırır: “Bir ülke suç işlemeden yönetilemez.”

XVI. Louis’nin, sonra eşinin giyotinde kellesi uçurulur. İhtilal kendi evlatlarını da yemektedir. Çok geçmeden Saint Just 27 yaşında aynı keskin bıçağın altında son nefesini verir.

Fransız İhtilali, insanlık tarihinin en zengin laboratuvarlarından biridir. Demokratik kurumlar, anayasacılık, temel haklar düzeni ve tam karşı kutupta modern diktatörlükler bu laboratuvarda geliştirilip siyasî âleme intikal etmiştir. Robespierre’in siyasî literatüre armağan ettiği, bugün her kapıyı açan veya kilit altında tutan anahtar durumundaki “terör” kavramı da bunlardan biridir.

Robespierre kitleleri yönetmek için başvurulacak iki araçtan bahsediyor. Birincisi insanların erdemine hitap etmek ve onları ikna etmek, ikincisi de “terör” yani dehşet salmak. Terör bir iktidar tekniği olarak en etkili yöntemdir, zira insanlar erdemli değildir.

Dikkat edin, “bir iktidar tekniği”, yani ya düşmanlarla halkı korkutacaksınız ya da doğrudan siz tehdit edeceksiniz. Her halükârda terör erdemine güvenmediğiniz, koyun sürüsü olarak gördüğünüz halkı sevk ve idare etmek için devrededir ve iktidarlar tarafından kullanılan bir tekniktir.

YA HEP YA HİÇ MANTIĞININ MALİYETİ…

“Mücadele mi müzakere mi?” ikilemi “ya hep ya hiç” mantığına dayanıyor. Parlamenter sisteme geçişi savunan Altılı Masa’nın, geçen sene mayıs ayında sistem değişikliğine dair bir takvim açıklamaması demek ki bu mantığa dayanıyormuş: Sistemi mevcut otokratik yapısıyla devralıp ortalığı savaş alanına çevirmek. Halbuki Fransız İhtilali’nden ilham alan koskoca siyasî tarih bize “ya hep ya hiç” mantığının maliyetinin çok ağır olduğunu anlatıyor. Savaş, siyasetin şiddet araçlarıyla devamıdır, ancak siyaset savaş değildir. Salt savaştan, yani mücadeleden ibaret ve müzakereye yer vermeyen bir siyaset etrafa terör saçar: Kimsenin erdemi ve yapıcı yetenekleri devreye girip sorunları çözemez.

Çok uzun süren otokratik bir iktidar döneminin sonuna yaklaştık. Önümüzde iktidarın el değiştireceği, beraberinde birçok şeyin değişeceği bir geçiş dönemi bizi bekliyor. En az sancı ve kayıpla bu dönemin geçilmesi konusunda ortak bir anlayışa ihtiyacımız var. Kazananı olmayan bir savaşa, “müzakere edilmez, mücadele edilir” diye gözü kapalı girmek akla ve sağduyuya aykırı. Taç giyen baş akıllanıyor. Özgür Özel’in müzakereci-yapıcı üslubu tek başına ülke için peşin bir kazanç niteliği taşıyor.

Bir de iyi niyetle ve umutla yaklaşalım. İktidar kanadının dikkatleri ekonomik krizden maliyetsiz gündemlere kaydırmak adına piyasaya sürdüğü “Yeni Anayasa Gündemi”, mücadele yerine müzakerenin zeminine dönüşebilir. Baksanıza Saray’ın baş hukukçusu Mehmet Uçum daha özgürlükçü bir anayasadan bahsediyor: “Kişinin her türlü hak ve özgürlüklerinin eksiksiz yer aldığı, yeni kuşak hak ve özgürlük alanlarının tanımlandığı, hak ve özgürlüklerin esas, sınırlamaların istisna olduğu” özgürlükçü bir anayasayı müzakere ederken, Osman Kavala’nın, Can Atalay’ın mevcut anayasanın amir hükümlerine rağmen özgürlüğünden neden mahrum bırakıldığını “müzakere” etmek faydalı sonuçlar doğurabilir. Demem o ki, Özgür Özel’in tercih ettiği müzakere yöntemi, iktidarın el değiştireceği bu geçiş dönemini daha az sarsıntı ile atlatmamızı sağlayabilir.

“Müzakere mi mücadele mi?” ikileminin tarihin bize öğrettiği çözümü basit: Müzakereyi tüketmeden, mücadeleye girişmemek. Öfkeyle ve intikam duygusu ile ayağa kalkan, yerine büyük zararla oturur.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.