Naci Hanpolat: Tacikistan’da Neler Oluyor?

23.06.2024

Naci Hanpolat, haberfikir.com’da “Tacikistan’da Neler Oluyor?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 

Son günlerde haber ajanslarından Tacik Hükümeti’nin başörtüsü takmayı yasakladığı ve bu yasağın da devlet başkanı tarafından onaylandığına dair haberler yayınlanıyor.

Halkın %98’inin Müslüman olduğu Tacikistan’da 1994 yılından beri devlet başkanlığını İmamali Rahman yürütüyor. Tam ismi İmamali Şerifoviç Rahmanov iken 2007 yılında çıkardığı bir yasa ile “Tacik kültürel köklerine dönüş” için soy isimlerinden ‘OV’ ekinin kaldırılmasına öncülük yapmak üzere soy ismini Rahman olarak değiştirdi. Kendisi 1952 doğumlu ve Sovyet dönemi çiftçi kooperatifleri olan kolhozlarda kolhoz yöneticiliğinden gelme eski bir komünist bürokrat.

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile beraber Orta Asya’da halkı Müslüman olan ülkeler birer birer bağımsızlıklarını ilan ederken ülkelerin başlarına eski Sovyet dönemi Komünist Parti yöneticilerinden bürokratlar geldiler. Bunların bir kısmı çeşitli kamu kurumlarında çalışmış bürokratlar iken bir kısmı da Putin gibi eski Sovyet istihbarat örgütü KGB’de birim yönetici veya çalışanlar oldu.

Bu yöneticilerden hemen hemen tamamı eski Sovyet dönemi Komünist Parti bürokratı oldukları için kendi bilgi ve tecrübeleri ile başına geldikleri ülkelere şekil vermeye çalıştılar. Bunu yaparken bir yandan ülke içi etnik, dini, ekonomik çalkantıların üstesinden gelmeye çalışırken bir yandan da zaman içinde tekrar gücünü toparlayan Rusya ile ilişkilerini belli bir ‘ayar’da tutmaya gayret ettiler. Buna paralel olarak bölgede söz sahibi olmak isteyen Çin ve ABD ile de ilişkilerini bir denge üzerinden yürütmeye çalıştılar.

Ülkeler, Sovyet döneminde amansız bir dini baskı altında kaldıkları için toplumsal yaşamda Din ’in yeri yok denecek kadar az oldu. Bağımsızlık ile birlikte yıllardır dinlerinden ve köklerinden uzaklaştırılan bölge halkları dinlerini tanıma, öğrenme, öğretme, yaşama ve yaygınlaştırma faaliyetlerine her ülkede hız verdiler. Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, İran ve Pakistan’dan çeşitli kamu veya özel dini kurum ve kuruluşlar bu ülkelerde okullar, medreseler, hayır kurumları ve STK’lar yoluyla canlanan dini hayatın daha da gelişmesine ve zenginleşmesine katkı sundular.

Her bir ülkenin öznel şartları ve ülkenin başına gelen yöneticinin de kendine özgü bir yönetme şekli oldu. Her bir ülke bazında detaylı çalışmalar yapılıp ülke içi İslami canlanmanın seyri ve rejimlerin buna verdiği tepkilerle alakalı raporlar çıkarmakta fayda var ama Tacikistan’da yaşanan son gelişme üzerine özellikle İslam’ın sosyal hayatta ağırlığının artmasının iktidarları en çok rahatsız ettiği ve İslami uyanışa karşı en şiddetli tepkilerin geliştirildiği iki ülke, İslam Kerimov dönemi Özbekistan ile halen iktidarını sürdüren İmamali Rahman yönetimindeki Tacikistan oldu.

Özbekistan, Sovyet döneminde bile tüm baskılara rağmen sivil sosyal dini hayatın canlı kalmayı başardığı bir ülke oldu. Ülkede Nakşibendi geleneğinden beslenen tarikat kültürü, büyük bedeller ödeme pahasına gizli gizli hep faaliyetini sürdürerek bağımsızlık sonrası bir sosyal patlamaya dönüştü, camiler vakit namazlarında genç insanlarla dolmaya başladı. Başörtüsü yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanırken ülkenin birçok bölgesinde Kur’an kursları açıldı. İslam Kerimov Yönetimi’nin buna tepkisi sert oldu ve ölünceye kadar da bu baskı ve zulüm politikasını sürdürdü. Öyle ki cami dışında insanların iş yerlerinde namaz kılmaları, Kur’an okumaları bile yasaklandı. Başörtüsü ve sakal, terörist olarak damgalanmanıza yeterdi. Bu baskı rejimi, Kerimov’un ölümü ile birlikte yerini adım adım gevşemeye ve insanları sosyal hayatlarında özgür bırakmaya doğru evrildi, evriliyor.

Öyle anlaşılıyor ki İ.Rahman, Bu baskı ve zulüm politikasından vazgeçmeyip ölümüne kadar ülkeyi İslam’a karşı demir yumrukla yönetmeye kararlı.

Ülke ’de 1992-97 yılları arasında etnik sorunlar, bölgeler arası ekonomik ve sosyal dengesizliklerin kaynaklık ettiği kanlı bir iç savaş yaşandı. Bu iç savaşta 100.000 kadar insanın hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. İ.Rahman, iç savaşın ilk yıllarında hükümet kademelerinde çeşitli görevler aldıktan sonra 1993 yılında Meclis Başkanı oldu ve takip eden 1994 yılında da o günün iç savaş koşullarında yapılan bir seçimle Cumhurbaşkanı oldu.

Kendisinin bu genelde Din ve özelde İslam düşmanlığı nereden geliyor bilemiyoruz ama bu düşmanlığın ne ona ne Tacik halkına ne de tüm bölge halklarına bir faydası olmadığı gibi bunun sürdürülebilirliği de yok ama hala toplum üzerinde mühendislik faaliyetlerini zor ve baskı yoluyla devam ettirmenin yollarına bakıyor.

Senato tarafından hazırlanıp Devlet Başkanı’nın onayına sunulan sözüm ona “Gelenek ve Merasimlerin Düzenlenmesi” ile “Çocuk Eğitimi ve Yetiştirilmesi Sorumluluğu” kanunlarını da içeren 35 yasa tasarısını İ.Rahman, Perşembe günü (20.06.2024)  imzaladı. Asıl amacı daha önce 2007 yılında çıkarılan bir kanunla kamu kurumlarında kullanımı yasaklanan başörtüsü ve sakal yasağını süslü ifadelerle tüm ülkeye yaymak olan bu yasalarla ülkede sokakta bile başörtüsü ve sakalla dolaşmayı men ederken Müslümanların iki dini bayramının kutlanmasını da yasakladı.

Uzun bir süredir gayrı resmi bir şekilde zaten sakalla sokakta gezmek bir suç olarak değerlendiriliyor ve sakallı insanlar, güvenlik birimlerince zorla tıraş ettiriliyorlardı

Başörtüsü yasağının gerekçesi olarak, başörtüsünün “Tacik milli kültürüne yabancı” bir giyim tarzı olduğu, Ramazan ve Kurban Bayram’larının kutlanmasının yasaklanmasının gerekçesi olarak da bayramlarda çocukların ev ev gezerek bayramlık isteme adeti olan “iydgardak” gösterildi.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada yapılan kanun değişiklikleriyle milli kültürel değerlerin korunması, batıl inanç ve aşırıcılığın önlenmesi, merasim ve bayramlarda israfa yer verilmemesi amaçlandığı belirtildi.

Yasaları ihlal eden siviller 7.920 Tacikistan somonisi (25.000 lira), hükümet yetkilileri 54.000 somoni (167.000 lira) ve dini otoriteler 57.600 somoni (178.000 lira) para cezalarına çarptırılacak.

Yasaklarla, baskı ve yıldırma politikalarıyla bir sonuç elde edilemeyeceğinin en büyük kanıtı, İsrail işgal rejiminin 75 yıldır Filistin’e diz çöktürememiş olması ve Gazze gibi bir küçük kara parçasında bile Dünyanın en gelişmiş ve etkili ordusunun perişan bir halde çıkış yolu arıyor olmasıdır. Halkın manevi değerleri ile kavga etmenin, insanların dini hayatlarını özgürce yaşayabilmelerini baskı yoluyla engellenmeye çalışmanın sonu her hâlükârda hüsranla bitmeye mahkumdur. Bu yöntem başarılı olsaydı zaten Sovyetler Birliği dağılmaz ve bu ülkeler de bağımsız olmazlardı.

Benzer yöntemler Türkiye’de de dönem dönem denendi. Gerek Cumhuriyetin ilk çeyreğinde gerekse son örneğini 28 Şubat döneminde yaşadığımız halkın inançlarına göre giyinme ve ibadet edebilme, özgür bir dini eğitim alabilme özgürlüğünün baskı, zulüm ve yıldırma politikaları ile ezilmeye çalışıldığı dönemler çok uzun süremedi. İlgililerinin “Bin yıl sürecek” diye inatla savundukları uygulamalar, en fazla on yıl sonra halk tarafından tarihi çöplüğüne atıldı.

Sorun Tacik rejiminin bu kararıyla arzu ettiği sonuca ulaşıp ulaşamayacağı değildir, böyle bir sonuca zaten ulaşılamayacaktır. Sorun bundan ne zaman vazgeçecekleridir, ya kendileri vazgeçer veya emri Hak vaki olur, yerlerine gelenler vazgeçerler.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.