Ömer Sezer: Yeni Olan Ne?

31.12.2021

Yeni yıl yanılsaması ya da zamanın kancası.  İnsanlar bir yıldan başka bir yıla girişi kutlayacaklar. Kutlama, modern zamanların insanlar üzerinde büyük etkileşiminden kaynağını alıyor. Ne ki kutlamalar,  ilksel zamanların coşkuyla yaşamın içinden gelen özdeşlik bağlantısına dayanmıyor.  Bilakis kutlama, gösterinin ve gürültünün akışında kendine yer kapma telaşı içinde yitip giden insanın dramatik halinden ileri geliyor. Takvimlere saatlere saplantılıdır insan.  Hayatlarımızı disipline eden, egemen düzenlerin sürdürülmesine en temel katkıyı sunan zincirleyici ve aldatıcı zaman dilimlerinin etkisine bağımlıdır. 

Modern insanlık, hayatın bütün sorumluluğundan kaçabilmek, kendini kandırabilmek için sistemle uzlaşmalarda can çekişe çekişe yılbaşı ayinlerine sarılacaktır.  Muhalefet ettikleri söylenen, sözde solcu, anarşist vesaire zevat bile bu ayinlerde yer almaktan kaçınamayacaktır. Dünya’daki milyonlarca yoksul ve yoksun bırakılmışların sefaleti, yılbaşı gecelerinde soğukta donarak ölen yaşlı adamların çilesi,  kullanılıp bir köşeye atılmış kadınların işkencesi, yalnızlıktan bunalan ve kendine yeni bir yaşam arayan genç insanların uyuşarak kendilerinden vazgeçme ritüelleri hiç mi hiç önem taşımamaktadır bu muhalif zevat için. Yalnızca sloganik farklara dayalı, yalnızca amblem ve ambalaj başkalığına tekabül eden duruşları tükenişleri onları tüketim ve eğlencenin çılgın modernliğinde birleştirmektedir. Solcusu, Kemalist’i, anarşisti, nihilisti ve hepsi, aynı barlarda soluğu almakta, aynı bardaklardan sarhoş olma numaraları çekmektedirler…  Takvimler, en büyük yanılsamalardır. Saatlerin takvimlerin yardımıyla çoğunluk tahakküm altına alınmış, onların derileri, emekleri, enerjileri ve duygulanımları bu tahakkümden geçerek kaybolup gitmektedir.

Egemen düzen, birer kullanım ve değişim değerine dönüştürdüğü insanlık ve diğer canlıların ham maddeleştirilmesiyle; sözüm ona muhalif, sözüm ona sistem karşıtı kesilenlerin, egemenlerin yaşam tarzlarını yeniden ve cafcaflı üretmeleri sayesinde, sistemin değirmenleri olan barlarını, eğlence merkezlerini, ayin yerlerini yükselte yükselte varlığını sürdürmektedir; üzerimize basarak, içerimize nüfuz ederek, damarlarımızın en dip noktalarına sızarak ilerlemektedir. Bugün hayata egemen olan iktidar güçleriyle, onların ezip asimile ettiklerinin temel çelişkisi tüketim kavgasına evrimleşmiştir. “Biz de tüketmek istiyoruz, biz de bu nimetleri istiyoruz” mottosuna sarılan sözüm ona iktidar karşıtlarının ezenlerle temelde pek farkları kalmamıştır.  Her şeyin grileştiği, herkesin müphemleşerek çizgilerini yitirdiği ortamda,  hâkim güçler  tüketimin dibine vuran sefil kitlelerin ağız sularını artırmak adına hep yeni icatlar, yeni keşifler, sıçramalar geliştirir durur.  Zamana anlam yükleyen, zamanın ve akışın farkını ıskalayıp yok eden, akışta zamansallık, zamanda akışkanlıklarla kadavraya dönüşen ruhsuz yığınlar, çareyi alkole uyuşturan hazlara sarılmakta bulurlar.

Ve ertesi gün, sistem kazanarak yoluna devam edecektir.  Şölenin sindirellalarını safına katmayı başarmıştır hâkim dünya sistemi.  Sindirella ayakkabı tekini araya dursun,  çoktan ruhunun ırzına geçilmiştir;  prensler, imparatorlar, karteller, patronaj politikacılar tarafından.  Tecavüzcüsüne aşkla dolan sistemin ezilenleri, “daha çok, daha çok ez beni” çığlıklarıyla ayinlerini pekiştirirler.  Bir yandan zamanın çemberine yakalanmanın dayanılmaz ağırlığı, öte yandan sistemin eğlence amaçlı aptallaştırma şölenlerine katılarak gösterinin parçası olmanın hafifliği üst üste biner. Ve sonra, insandan geriye neyin kaldığı mevzu bahis olur.

Aslında her yeni yıl törenleri, şölenleri, egemen düzenin baskısını ve kültürünü özümseyen, içselleştiren bağımlı insanlığın karikatürü gibidir.  Hakikat arayışı olmayan, düşünmekten fena halde nefret eden, her şeyden sıkılan ve sıkıntının kaynağıyla yüzleşmekten imtina eden, sesi sözü tek tipleşmiş, özü tözü görüntünün hızla geçip giden fragmanına dönüşmüş, bir söylediği ötekini tutmayan, ne söylediği pek de önemli olmayan, aşkları tüketici bataklıkta yer aramanın sembolü olmuş, hazları yalan ve hızdan ibaret hale gelmiş, öfkesi kayıp, neşesi sahte, duygularından çoktan firar etmiş, kayıp kitle parçalarının  hezeyan dolu sabuklamalarının dışavurum halidir yeni yıl etkinlikleri.  “Daha çok al, daha çok al” diye diye  hâkim düzenin döküntülerini sahiplenmeye yönlendirilen, kredibilitesiyle insan olduğunu zanneden acizlerin gösterisi. Modern, post-modern ortamın baskısı ve kendi kabullenişleri, önyargılarıyla cehenneme dönüştürdüğü bu hayatı bir geceliğine askıya almak, kendinden geçerek kendini sisteme armağan etmenin büyük telaşı.  Bir gün sonra yapılan harcamaların miktarını açıklayan gazete haberleri ve o gece soğuktan, soba zehirlenmesinden ölen insanların hazin buluşması aynı manşetlerdedir.

Oysaki bu küresel sisteme uyruklaştırılmış zamanın kancasını kırmak gerekiyor. Şimdi, zamanın saat ve takvimlere indirgenmiş sahte yaşam kuşaklarını yerinden etmek gerekiyor. Yoksun ve yoksul kitlelerin başkalaşarak, başka bir dünyanın öfkesini kuşanmaları gerekiyor. Kendini zaman tanrısalının gölgesinde uyuşmaya terk etmiş insanların ötesine aşarak, yeni bir yaşam, yeni bir dünya talebini bütün sesimiz ve sözümüzün gücüyle haykırmak gerekiyor.  Sesimiz yıldızlara ulaşana, yıldızlardan geri dönüp hiper marketlerin, parlamentoların, barların ve bir yığın mutluluk hapishanelerinin duvarlarında patlayıp onları paramparça edene kadar…   

Yeni yıl onların olsun. Takvimleri, saatleri, uyduruk yaşları ve yaşantılarıyla.  Yeni yaşam lazım bizlere, yeni bakış, yeni akış, zamandan ve tüm egemen takıntılı hallerden azade oluşlar, yeni tutkular, yeni  inanç ve yeni duruşlar lazım bize. Yeni hissedişler, nicedir hislerini yitirmesi istenenlerin inatçı duygulanımlarıyla donanmış hissiyatlar.  Yeni bir aşkın büyüttüğü âlemler lazım bize. Varoluşun sebebini aşka bağlayan, aşkı düşsellikle, ateşle, isyanla bütünleştiren.  Saatlerin zembereklerine indirilen darbelerle, yollarımızı kesen alçak eğlence ayinlerinin sahte parıltılarından uzak, birbirinden kaçan, birbirinden korkan ve politikacıların bozuk paralarına dönüştürülmüş insan kemiklerinden sıyrılarak.  Yeni düşler lazım bize, piyango düzeninin paraya bağladığı zincirlenmiş insanımsı robotik taklitlerden beri  kalarak. Yeni düşünümsellikler lazım bize, dünyayı, kâinatı kucaklamaktan yorulmayan, kendimizi çoklukla harmanlayıp kendimizin başka kendiliklere açıldığı yeni yeni düşünümler ve duyumsamalarla beraber. Yalnızlığın cenderesini kıra kıra, birbirimizdeki güzelliği birbirimize vermekten mutluluk duyan asil yeni dostluklar lazım bize.  Muhafazakâr statükoculuğun şerrinden, modernist post-modernist kayboluşun izleklerinden çıkarak,  “ben buradayım” demenin coşkusuyla yeni yeni tasavvurlar, algılayışlar ve eylemler lazım bize.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.