Roj Girasun: “İzmir Kürdistan değil”

09.01.2022

Roj Girasun, medyascope.tv’de “İzmir Kürdistan değil” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Gazeteci Fatih Portakal, geçen hafta Twitter’daki 8,4 milyon takipçisiyle şöyle bir mesaj paylaştı:

İstanbul’a kayyım atanması kayyım atanan diğer yerlere benzemez. Orası İstanbul. İmamoğlu’nun popülaritesini arttırır. Erken seçimi hızlandırır. Millet ittifakının seçmenini her yerde kenetler. Apolitikleri politize eder. Kararsızların kararını dahi etkiler.”

Tweetin İmamoğlu’na yönelik soruşturmaya tepki olarak atılmış iyi niyetli bir mesaj olduğuna şüphe yok.

Portakal, muhtemelen tweetin içindeki şu ifadenin çok sayıda izleyicisinin olduğu Fırat’ın doğusunda nasıl yankılanacağını düşünmemiş olabilir: “İstanbul’a kayyım atanması kayyım atanan diğer yerlere benzemez.”

Bundan 112 yıl önce Meclis-i Mebusan’da konuşan Fatih Portakal’ın hemşehrisi, İzmir Mebusu Seyyid Bey çok benzer bir cümle kurmuştu.

1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanının ardından yeniden seçimler yapılmış ve meclise, Osmanlı’nın çeşitli vilayetlerinden mebuslar gelmişti. 1910 yılındaki bir meclis oturumunda İzmir Mebusu Seyyid Bey; İzmir ve civar vilayetlerde uygulanan istibdat politikalarını eleştirdi, bu politikalardan dolayı İzmir’in bir mahrumiyet bölgesi haline geldiğini söyledi ve ardından kürsüden gür bir sesle haykırdı: “Efendiler, İzmir Kürdistan değildir.”

İzmir Mebusu Seyyid Bey

Seyyid Bey, İkinci Meclis’e de İzmir milletvekili olarak girmiş ve ayrıca halifeliğin kaldırılmasının yasal zeminin hazırlanmasında hukukçu kimliğiyle rol oynamıştı.

Seyyid Bey’in İzmir’in Kürdistan ile bir tutulamayacağı beyanına o gün meclisten bir itiraz gelmişti.

Ünlü gazeteci-yazar Süleyman Nazif’den.

Süleyman Nazif, Diyarbakır doğumluydu ve bir ara Diyarbakır valiliği de yapmıştı. Meclis-i Mebusan’a Kürdistan mebusu olarak gitse de bölgede çok da sevilen bir kişi değildi. Çünkü Kürt tarihi için önemli bir figür olan Şeyh Abdülselam Barzani, Kürt aşiretlerini milli bilinçle etrafına topladıktan sonra Osmanlı yönetimiyle sürtüşme yaşadığında kendisinin idam kararını göstermelik bir mahkeme sonucunda onaylayan kişi dönemin Diyarbakır Valisi Süleyman Nazif’ti.

Süleyman Nazif ayrıca Ermeni tehcirinde Diyarbakır’da üstlendiği rol nedeniyle 1919’da kurulan Divan-ı Harb-i Örfi Mahkemesi’nde idam cezası da almıştı. İstanbul’un işgali için yazdığı “Kara Bir Gün” yazısıyla Kurtuluş Mücadelesi’nin de ilham kaynaklarından biri olmuştu. Kürt ulusal hareketine mesafeli yaklaşan ve Osmanlı birliğini savunan Süleyman Nazif, 1910’lardaki meclis oturumunda Seyyid Bey’i şöyle eleştirmişti:

İzmir milletvekili yalnızca doğum yeri olan ilin değil tüm Osmanlı illerinin yüce vekilidir. ‘İzmir Kürdistan değil’ benzetme ve karşılaştırmasını açıkça dile getirdiği isteklerine değil genele ilişkin iddia ve isteklerine temel olarak ele almalıydı. Yankı yapan yakınma sesi yalnız kendi ilinin dar ufuklarında dönmesin.”

Süleyman Nazif

Osmanlı milletlerinin birliğini savunan Süleyman Nazif’in Seyyid Bey’e yaptığı bu çıkış biraz da Kürdistan’ı kaybetmemek içindi. Çünkü kendi anlayışına göre İstanbul ve İzmir gibi gözde Osmanlı illeri üzerine siyaset kurulur ve Kürdistan gibi uzak vilayetler göz ardı edilirse birlik sağlanamazdı.

Ama bu yurtsever hassasiyet, yeni Cumhuriyet’le birlikte çabuk unutuldu.

Ankara, İstanbul ve İzmir gibi merkezlerde yaşayan elitler, bürokratlar ve siyasetçiler kendi yaşadıkları yerlere göre bir Türkiye siyaseti tahayyül ettiler. Merkez olarak görülen İstanbul, İzmir, Ankara gibi şehirlerin uzağında, gitmesek de görmesek “bizim” olan şehirler olarak kaldı Kürt şehirleri.

Ankara’nın hoşuna gitmeyen kişiler o şehirlere inatla başkan seçilince de “Kayyum”lar ortaya çıktı. Kayyum meselesi Türkiye siyasetinin gündemine 11 Eylül 2016’da DBP tarafından yönetilen Diyarbakır, Mardin ve Van gibi büyükşehirlere İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum atanmasıyla girmişti. 2019 yerel seçimleri sonrası HDP tarafından geri kazanılan belediyelere yine İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum atanmıştı.

Böylece kayyum; AK Parti iktidarının yeni yönetme aparatı oldu. Kayyum, AK Parti iktidarı için Kürt illerinde gücünü siyaset dışı zorla yeniden tesis etmenin aracıyken Batı illerinde ise AK Parti’den ayrılan belediyeler için bir korku unsuru olarak kullanıldı.

Muhalefet ise kayyumla hiçbir zaman esaslı bir biçimde yüzleşmedi.

Muhalefet için kayyum elbette tercih edilecek bir siyaset aracı olmasa da bu aracın Kürt illerinde kullanılması bir ölçüye kadar kabul edilebilir ama batıda uygulanması düşünülemez, teklif dahi edilemez.

Fatih Portakal’ın “İstanbul’a kayyum atamak diğer yerlere benzemez” cümlesi biraz bu bakışın sonucu.

Fatih Portakal’ın anlayışı İzmirli Seyyid Bey’in düşüncesinin devamı. Kayyum bir siyaset aracı olarak topyekûn mahkûm edilmedikçe ve “merkezin” uzağında kalan Kürt illerinde de kıyasıya eleştirilmedikçe anlamlı bir demokratik zemin inşa edilemez. Eğer muhalefet anlamlı bir demokratik zemin oluşturmak istiyorsa; Seyyid Bey’den başlayan anlayışı da karşısına alması gerekiyor.

Yoksa Süleyman Nazif’in 122 yıl önce dediği gibi : “Yankı yapan yakınma sesi yalnız kendi ilinin dar ufuklarında döner. ”

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.