Serhat Orakçı: Sudan’ın Varlık-Yokluk Mücadelesi

12.06.2024

Serhat Orakçı, perspektif.online’da “Sudan’ın Varlık-Yokluk Mücadelesi” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Sudan’da yaşanan kriz giderek derinleşme emareleri gösteriyor. Askeri-siyasi arenada Ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan çekişme hız kesmeden sürerken insani alanda da büyük bir kriz söz konusu. 9 milyona yakın insan evinden barkından oldu. 45 dereceyi geçen sıcaklıklar insani krizi, susuzluğu ve açlığı daha da tırmandırıyor.

sudan krizi

Sudan’da yaşanan şiddet olayları açık açık kitlesel katliama dönmüş durumda. Esasında geçen yıldan beri, özellikle Darfur bölgesinde, etnik temizliğe varan kitlesel ölümler yaşanıyor ancak dünya kamuoyunda yer bulmuyordu. En son el-Cezire eyaletindeki Vad el-Nura’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) 180 civarında insanı toplu katlettiği ifşa oldu. Başta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Afrika Birliği olmak üzere bir dizi devlet ve kurum yaşanan bu vahşeti çok şiddetli bir şekilde kınadılar. Ama ne yazık ki sadece kınamayla yetindiler.

Katliamların sadece kınandığı ve izlendiği bir çağdayız; hem Gazze hem de Sudan’daki olaylar için dile getirilen kınamalar artık sessiz kabule dönmüş durumda, çünkü sözle yetinen bu risk almaktan ısrarla kaçınan eylemsizlik hali kurban sayısını artırırken katilleri de cesaretlendiriyor. Hatta çoğu kez belli olmasına rağmen katilin ismi bile anılmıyor kınama mesajlarında.

Sudan’da yaşanan kriz giderek derinleşme emareleri gösteriyor. Askeri-siyasi arenada Ordu ve HDK arasında yaşanan çekişme hız kesmeden sürerken insani alanda da büyük bir kriz söz konusu. 9 milyona yakın insan evinden barkından oldu. Yer yer toplu katliamlar olurken ülkede açlık krizi yaşanıyor. Yaz döneminin başlamasıyla Sudan artık en sıcak dönemine girdi. 45 dereceyi geçen sıcaklıklar insani krizi, susuzluğu ve açlığı daha da tırmandırıyor. Krizin acı taraflarından biri ise Sudan içinde yardıma ihtiyaç duyan 14 milyon insan için BM kurumları nezdinde gerekli fonun yüzde 16’sı sağlanabilmişken, çevredeki beş ülkeye dağılan Sudanlı mültecilerin ihtiyaçları için gerekli fonun sadece yüzde 9’unun karşılanmış olması.

Sınırı geçerek Etiyopya’da ormanlık bölgelere sığınmış binlerce Sudanlı çaresizlik içinde yaşama tutunmaya çalışırken Darfur’un en önemli şehirlerinden el-Faşir’de kan gövdeyi götürüyor. Yaklaşık bir aydır HDK tarafından kuşatma altında tutulan el-Faşir şehrinden çıkıp kaçabilenler Cebel Marra’ya yönelerek kamp alanlarına sığınmaya çalışıyor. Tarihi Darfur Sultanlığı’nın başkenti el-Faşir, Darfur’da HDK’ya direnen son kale. Darfur’daki diğer dört bölgenin HDK’nın eline düştüğü düşünüldüğünde, el-Faşir’in düşmesi halinde Darfur bölgesinde tamamen HDK egemenliği sağlanmış olacak.  

Sudan için tablo çok vahim gerçekten. Ordu ve HDK arasındaki ateşte kalan Sudanlılar tam anlamıyla kaderlerine terk edildiler. Darfur’un ve Hartum’un güneyinde kalan bölgelerin Sudan’dan ayrılması gibi Balkanizasyon riski de oldukça fazla. Libya’daki gibi iki hükümetli bir siyasi yapı ortaya çıkabilir ki bu da Sudan’ın ileride daha fazla bölünüp parçalanması anlamına gelir. Bu nedenle bu kriz Sudan için kelimenin tam anlamıyla “ölüm kalım meselesi”, yani varlık-yokluk mücadelesi mesabesinde.

Kızıldeniz Kartı

İnsani arenada kaotik durum derinleşirken HDK karşısında çaresiz kalan devlet yetkilileri Kızıldeniz kartını yeniden oyuna sokarak askeri alanda destek bulmaya çalışıyor. Uzun süredir Kızıldeniz sahilinde askeri bir üs kurmak için baskı yapan Rusya’ya yanaşan devlet, istediği askeri destek karşılığında Moskova’nın üs hayaline razıymış gibi görünüyor. Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’u ziyaret eden Malik Agar’ın verdiği demeçler esasında ABD’ye kapalı bir mesaj gönderiyor. Agar, Birleşik Arap Emirlikleri’nin açıktan desteklediği HDK’nın işlediği insanlık suçlarına ABD yönetimi sessiz onay vermeye devam ederse Rusya’ya Kızıldeniz erişimi sağlayarak ABD-Rusya gerilimini Kızıldeniz’de tırmandırabilecekleri mesajını verdi. Bu da gösteriyor ki ABD-Rusya çekişmesinin eksenine oturtulan Sudan küresel siyasetin kurbanı olmaya devam edecek.

Sudan’ın Gazze dolayısıyla ihmal edildiğine değiniliyor ama bana kalırsa Gazze’de İsrail soykırımı gerçekleşmese de Sudan ihmal edilecekti. Bunu söyleme sebebim ise Ömer el-Beşir’in devrilmesi sonrasında askeri ve silahlı yapıların Sudan devlet arenasına egemen olma girişimlerine özellikle Batı cephesinde göz yumulmasından kaynaklanıyor. Söz konusu türbülans döneminde devlete ortak olan HDK’nın işlediği cinayetlere ses edilmedi; 2019 ortalarında siyasette sivilleşme isteyen genç göstericiler katledilerek Nil Nehri’ne atıldığında da ses çıkartılmamıştı. Gelinen noktada bu sessizlik HDK için sessiz onay işlevi gördü ve yağma, işgal girişimleri genişleyerek devletin kendisine el koymaya kadar vardı. 

“Ya canını ya malını” mantığıyla girdikleri yerleri yağmalayan HDK milisleri evlere zorla girerek göz koydukları ne varsa ganimet mantığıyla zimmetlerine geçiriyorlar. Mukavemet gösteren insanları ise acımasızca katlediyorlar. Silahlanarak yerel direniş örgütleyenler ise topluca katlediliyor. Vad el-Nura’da katledilen insanların videoları sosyal medyaya düştüğü için kamuoyunun haberi oldu, ya hiç basına yansımayan katliamlar! Kelimenin tam anlamıyla HDK Sudan’ı yağmalıyor. Karşısında yer alan ordu ise acziyet içinde ona buna yanaşarak askeri destek dilenmenin ötesine geçemiyor.

Silahlı kuvvetlerin bu kadar acziyet içinde oluşunun temel sebebi bana kalırsa bu zamana kadar halka karşı siyaset yapmasından kaynaklanıyor. Halkın temel ihtiyaç ve hissiyatını örseleyen silahlı kuvvetler, meşruiyetini güçlü bir halk desteğinden almadığı gibi tıpkı HDK gibi dış aktörlerin oyuncağı haline gelmiş halde. Bu nedenle toplama bir grup milis karşısında son derece aciz bir vaziyette konumlanıyor. Ordunun bu durumu ister istemez Ali Mazrui’nin Afrika devletlerinde ordunun rolüyle ilgili tespitlerini akla getiriyor. Komşularıyla savaşmayı gerektirecek ciddi sınır sorunları olmamasına rağmen Afrika devletlerinin adeta komşularıyla savaşacakmış gibi ordularını güçlendirme arayışlarının esasında içi boş kukla olmaya müsait ulusal ordular yarattığının altını çizen Mazrui, bu orduların asıl işlevinin komşulara rağmen güvenliği sağlamak değil, olası toplumsal hareketleri ve talepleri bastırmak olduğuna dikkat çekiyor. 

Sudan’da ordunun yapısı ve bugüne kadar oynadığı rolün Mazrui’nin tespitinden farklılık gösterdiğini düşünmemizi gerektiren hiçbir sebep yok. 1956’dan beri yönetime darbe yoluyla el koyan silahlı kuvvetler halkın sivilleşme ve demokratikleşme arayışlarını bastırırken HDK gibi Sudan’ı bölüp parçalamaya yeltenen ciddi bir tehdit karşısında bir yıldır mevzilerini korumak dışında ilerleme kaydedemiyor. Sudan halkını HDK zulmünden koruması gereken bir dönemde maalesef silahlı kuvvetler bu görevi bile icra edemiyor. Bu nedenle mevcut durum karşısında yeryüzünün sessizliğini bozacak ilahi bir yardım için “Allah Sudan’ın ve Sudanlıların yardımcısı olsun” demek dışında bir cümle kurmak oldukça anlamsızlaşıyor.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.