Taha Akyol: Abdülhamid’i anlamak

15.05.2023

Taha Akyol, karar.com’da “Abdülhamid’i anlamak” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Abdülhamid’e hayran veya düşman olmak onu ve dönemini “anlamak” değildir, aksine böyle duygular “anlamaya” engeldir. Olguları araştırarak, olgulara dayanarak ve özellikle de sonuçlarını gözden geçirerek düşünme geleneği bizde zayıf olduğu içindir ki, tarihi şahsiyetler hakkındaki somut bilgilerimiz onlara duyduğumuz hayranlığın veya husumetin yanında pek cılızdır.

“Ulu Önder” ve ona karşı Necip Fazıl’ın kurduğu “Ulu Hakan” kültü bu yüzden 21 yüzyıl Türkiye’sinde son derece canlıdır… Araştırmaların bulguları duygularımıza uymadığı zaman hemen reddederiz!

Değerli araştırmacı Tarık Çelenk yazmıştı; Abdülhamid’in gerçek bir yanlışını anlattığında muhafazakar iki dostu, Çelenk’e şöyle tepki göstermişlerdi:

“Bir uzman doktor bir de bir Batı ülkesinde akademisyenlik yapan iki dostum ile paylaştığımda; birinden Sultan Hamit ‘zamanın sahibi’ydi, bununla uğraşma, imanın tehlikeye girer; diğerinden de bu gerçekler fitneyi uyandırır…” ( https://www.politikyol.com/yeni-partiler-icin-biz-kimiz/)

Böyle varsayıldığında zihinler araştırmaya ihtiyaç duymaz, dört yüz yıllık sonuçları ortada zaten.

ÇELİK’İN KİTABI

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in yeni çıkan “Sultan Abdülhamid” kitabından bahsedeceğim.

Öncelikle Hüseyin Çelik’in akademisyen yönünün siyasetçi yönünden çok üstün olduğunu belirtmeliyim.

Çelik’in “Ali Suavi ve Dönemi” adlı kitabı, Osmanlı ve İngiliz arşiv belgelerine dayanan, son derece değerli bir akademik bir eser olduğu gibi sahasında da öncü bir araştırmadır. (İletişim Yay.)

Yeni çıkan ““Sultan Abdülhamid” adlı kitabı soru – cevap şeklinde yazılmış. 24 adet soruya verdiği cevaplarla Abdülhamid’in kişiliğini ve siyasetlerini anlatıyor. Yeri geldiğinde dipnotlarda kaynak gösteriyor. (ALFA Yay.)

Şu satırlar Çelik’in tarihe bakışını yansıtıyor:

“Cumhuriyet döneminde Kemalizm adına bütün bir geçmişi ayaklar altına alan, Osmanlı’yı her şeyiyle karalayan zihniyete karşı, beri tarafta, Osmanlı’yı her şeyiyle kutsamak ve Osmanlı’ya toz kondurmamak gibi bir tavır ortaya konmuştur…” (s.76)

Buna karşı Çelik, “hiçbir devir ve yönetimin her şeyiyle iyi veya kötü olamaz” diyor.

BÜYÜKLER DE HATA YAPAR

Kitapta TRT’nin “Payitaht” dizisindeki kurmaca da var tabii; Bütün kaynaklarda kibar ve nazik olduğu belirtilen Abdülhamid’in İngiliz Büyükelçisini tokatlıyordu!

Çelik, Abdülhamid’in İngiliz büyükelçisine büyük ilgi gösterdiğini, hatta amcası Sultan Aziz gibi darbeyle devrilirse İngiltere’ye sığınmak istediğini İngiliz büyükelçisine söylediğini anlatıyor… Bu konuda İngiliz arşivindeki belgeleri kaydediyor. Ayrıntıları kitapta okursunuz. (s.86-90)

Burada sorunumuz, zihnimizdeki şablona uymayan olgusal gerçeklere duygusal tepki duymamızdır. Halbuki Cevdet Paşa, Sıffin savaşında İslam büyüklerinin karşı karşıya gelmelerini anlatırken, onların da insan olduğunu vurguluyor, “büyükler de hata yapar” diyordu.

Ama “zamanın sahibi” gibi ululaştırmalar bunu görmeyi, tarihten dersler çıkarmayı engelliyor.
Kitapta Düyun-ı Umumiye konusunda da önemli bilgiler var. Devlet borcunu ödeyemediğinde Fransız donanması Midilli’yi işgal etmektedir!..

Bu vahim olaylar; bilim ve sanayi devrimlerini kaçırmış, bu devrimleri doğuran yeni ilim zihniyetini kavrayamamış olmamızın sonuçlarıdır. Tarihin en ağır dersi bu olsa gerek, değil im?

TARİHTEN DERS

Tarihe bir laboratuvar gibi bakma örneği olarak; kitapta Abdülhamid’in ilk yıllarındaki kadrosu ile, bütün idareyi kendinde topladıktan sonraki kadrosunu mukayese eden Çelik şu sonuca varıyor:

“Tek adam rejimleriyle yönetilen bütün doğu toplumlarında durum aynıdır. Liderler zayıfken veya kendilerini yeterince güçlü hissetmedikleri zaman etraflarına liyakat ve ehliyeti esas alarak güçlü insanları toplarlar. Ne zamanki güçlenir veya kendilerini güçlü hissederler, etraflarına mutlak sadakat gösterecek her durumda biat edecek kişileri toplarlar…” (s.16)

Çelik Atatürk döneminde de böyle olduğunu yazıyor.

Bu tecrübelerle, modern hukuk devletinde ehliyet ve liyakat statüleri kanunlarla ve hatta anayasalarla düzenlenmektedir.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.