Taha Akyol: Lozan Tartışmaları

25.07.2021

Taha Akyol, karar.com’da “Lozan Tartışmaları” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 

Lozan antlaşması tarihçiler arasında elbette tartışılabilir… Benim gibi tarihe meraklı gazeteciler, ilgilenen aydınlar da tartışır.

Konuyla ilgili hiç bilgisi olmayan vatandaşlar da Lozan’ın lehinde, aleyhinde duygusal tepkiler gösterebilirler.

Ancak devleti yönetenlerin her sözü siyasi beyan niteliğindedir. Osmanlı tarihi ve Lozan hakkında konuşurken çok dikkatli olmaları gerekir. Hem uzmanlık alanları değildir hem Türkiye’nin dış politikası hakkında tepkisel tavırlara yol açabilirler.

Dış politikadaki durum ortada zaten.

CİHAN DEVLETİ’

Osmanlı bizim için değerli bir tarihi ve kültürel mirastır, kesinlikle siyasi hedef değildir.

Evet, “üç kıta, cihan devleti, gönül coğrafyamız” gibi sözler meydanları coşturuyor… “Lozan’a hapsolduk” sözleri heyecan yaratıyor…

Fakat unutmayalım ki tarihçi Cevdet Paşa ve diplomat hükümdar Abdülhamid, “büyük ecdadımızın” (ecdâd-ı izam) böyle uzak kıtalara yayılmasını eleştirmişlerdir; çünkü artık o coğrafyanın milliyetçilikler çağında yönetilemez hale gelmesinin vahim sorunlarını onlar yaşıyorlardı…

Bizim gibi hayalini idealize etmiyorlardı.

Ve mutlaka, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin, bütün bu ağır tecrübelerden süzülmüş yüksek bir değer olduğunu akıldan çıkarmamalıyız.

Lozan da aynen böyledir. Asırlarca süren kayıpları ve ıstırapları Sakarya’da geri çevrdikten sonra bağımsız yani kapitülasyonlardan arınmış Türkiye’nin hukuki varoluş belgesidir.

LOZAN’A ELEŞTİRİLER

Şu sözler Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ındır:

Adaları siz verdiniz. Sizin partinizin başında olanlar verdi ve şimdi tarihi dosyaları hazırlatıyorum ve o tarihi dosyaları, Lozan da dâhil olmak üzere bunların önüne de milletime de bunları o belgelerle anlatacağız.” (27 Ocak 2018)

Henüz ortada öyle bir dosya yok. Akademik değerde bir dosya olabileceğini sanmıyorum.

Zira Türkiye Oniki Adalar’ı 1911 yılında İtalyan işgaliyle, Ege Adaları’nı 1912 Balkan Harbin’de Yunan işgaliyle kaybetti.

26 Ağustos 1922’de Afyon’dan yürüyen kahraman asker, 9 Eylül’de İzmir’e girdiğinde, limanda İngiliz, Fransız ve İtalyan harp gemileri demirlemiş duruyordu.

Çanakkale ve İstanbul da işgal altındaydı.

Mehmetçiğin elinde bırakın çıkarma gemilerini tekne bile yoktu.

MUSUL’U ALABİLİR MİYDİK?

Mayıs 1916’daki ünlü Sykes-Picot paylaşımında İngilizler Musul’u Fransızlara vermişti. Fakat Birinci Dünya Savaşı, kömürden petrole geçişin muazzam stratejik değerini göstermiş, İngilizler Fransızları da dışlayarak Musul’u işgal etmişlerdi.

Kazım Karabekir’in dediği gibi, İzmir-Çanakkale arasındaki ordumuzu kısmen de olsa Musul’a gönderirsek, Batı Trakya’da yığınak yapmış olan Yunan, pek az Türk askerinin bulunduğu Edirne dahil Trakya’yı işgal edebilirdi.

Üstelik, Başvekil Rauf Bey’in Meclis’te 28 Ocak1923 günlü gizli oturumda anlattığı gibi, Musul’daki İngiliz hava kuvvetlerine karşı bizim elimizde değil uçak, benzin bile yoktu.

Oradaki İngiliz savaş uçakları, ayaklanan Kürtleri hava bombardımanıyla katliam yaparak bastıracaklardı.

Başkumandan Mustafa Kemal ve silah arkadaşları diplomasi zekasıyla davrandılar, kurtardıkları ülkeyi maceraya atmadılar

LOZAN’DA LAİKLİK

Lozan’da kapitülasyonlar tartışılırken, Türkiye’nin din devleti olup olmayacağı konusu gündeme gelmiştir. Müttefikler ve Venizelos, Türkiye’nin dinî hukuka dayanan bir devlet olduğunu söyleyerek azınlıkların ve yabancıların İslam hukukuna değil, “kendi hukuklarına” tabi olmasını savundular.

Muhafazakar Başvekil Rauf Bey’in de onayıyla, İsmet Paşa ve Rıza Nur ile hukuk danışmanımız Tahir (Taner) Bey, Türkiye’de Tanzimat’tan beri hukukun din değil vatandaşlık esasına dayandığını anlattılar. İsmet Paşa örnek olarak Mecelle’yi savundu.

Din değil, üniter vatandaşlık esasında bir devlet…

Laiklik kelimesini Rıza Nur kullandı, bu anlamda.

Doğru fikirlerdir bunlar.

Lozan’dan sonra kurulan otoriter tek parti rejimi ve radikal laisizm uygulaması Lozan’ın gereği değil, inkılapçı Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tercihidir. Buna öfkelenip Lozan’a düşmanlık yapmak kesin yanlıştır.

Yeni rejimin nasıldı, nasıl olabilirdi, ayrı bir konusudur.

Altı ay süren Lozan müzakerelerini özetlemek bile mümkün değil. Ayrıntıları merak edenlere benim “Bilinmeyen Lozan” kitabımı tavsiye ederim.

Lozan Türkiye’nin varoluş ve istiklal belgesidir; bunu hiç akıldan çıkarmayalım.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir