Taha Akyol: Müslümanların Batı sorunu

19.05.2023

Taha Akyol, karar.com’da “Müslümanların Batı sorunu” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Sadece Müslümanların değil, bütün Batı-dışı toplumların bir ‘Batı sorunu’ var. Batı sömürgeciliği, emperyalist savaşlar, müdahaleler elbette zihinlerde ve ruhlarda derin izler bıraktı.

Asırların oluşturduğu bu bilinçaltı sebebiyle bugün Türkiye’de “dış güçler” ve benzeri sözler hayli etkili oluyor.

Çağımızda mesele, Batı ile ilişkilerde bilinçaltıyla değil, bilinçle, ülkenin uzun vadeli ve esaslı çıkarlarını gözden kaçırmadan hareket edebilmektir. Uzun vadeli ve esaslı çıkarların başında bilim hayatının, hukukun ve ekonomin gelişmesi gelir.

Günlük politik kavgalarda pek bahsedilmeyen bilimi neden böyle vurguluyorum? PISA sınavlarından, ihracatımızda teknoloji payının düşüklüğünden, orta gelir tuzağında debelenip durmamızdan belli değil mi?

Bilim zihniyetini geliştirmeden, gelişmiş ülke olmak hayaldir.

İSLAM MEDENİYETİ

Bilim tarihçisi Toby E. Huff, 12-13. asra kadar Müslümanların üstünlüğünü sayfalar boyunca anlatır. Uzun alıntılar yapmayacağım. İslam dünyasındaki kütüphaneleri ve yüzbinlerce cilt eserleri anlatan Huff bir mukayese yapar:

“10. Asırda Kahire’de Fatimi saray kütüphanesinde 40 odanın her biri bütün ilimlerden kitaplarla doluydu. Bunlardan 18 bini doğa bilimleri ve ‘yabancı ilimler’ hakkındaydı…”

‘Yabancı ilimler’ yani Müslümanların antik medeniyetlerden aldıkları bilimler…

Merv, Şiraz, Bağdat, Kurtuba kütüphanelerinin her birinde yüz bin cilde varan eserler bulunduğunu anlatır. “15. Asında Vatikan kütüphanesinde ise sadece işe yaramaz 2.557 kitap bulunuyordu” diye yazar.

Bu muhteşem medeniyet nasıl geriledi? Huff şöyle diyor: “Fıkıh kurumları olan medreselerde felsefe, doğa bilimleri ve teoloji (kelam) dışlandı.” (The Rise of Early Modern Science, 2003, s. 75-77)

Kitabın ana konusu Batı’da modern bilimlerin özerk ve tüzel kişiliğe sahip üniversitelerde gelişmesi, özerk ve tüzel kişilikli olmayan medresenin ise bu evrimi gösteremeyip temelli içe kapanmasıdır.

Böyle geçen asırlar nasıl bir zihniyet yarattı?

ASIRLARIN TORTUSU

En büyük Osmanlı bilginlerinden 17. Yüzyılda Kâtip Çelebi, Müslümanların astronomi gibi bilimlere ilgisizliği anlatırken şöyle yakınıyordu:

“Yunanlılardan intikal eden bu fenni araştırma ve ortaya koymada Hıristiyanların maharet göstermelerini; Müslümanların ise inkâr ve ihmallerini, bu konudaki bilgisizliklerini görüp üzülürdüm.” (Cihannüma, İBB yayınları 2010, s. 44)

Kâtip Çelebi akli ilimlerin “felsefiyattır deyû” dışlanmasının nasıl cehalet yarattığını çeşitli eserlerinde vahim örneklerle anlatır.

Türk aydınlanmasının büyük öncülerinden Namık Kemal 27 Temmuz 1868’de Hürriyet gazetesinde, Hıristiyan azınlıklarda okuryazarlık oranını yüzde 20 civarında ama Müslümanlarda bunun yüzde 2 civarında olmasından yakınıyordu.

Temel sorun zihinlerde meraklar, sorular, arayışlar doğuracak bir eğitimin ve sosyo politik ortamın olmamasıydı. Sorgulayıcı düşünce yerine “itaat” kültürünün zihinlere yerleşmiş olmasıydı.

Merhum Aliye İzzetbeboviç’nin deyişiyle “eleştirel düşünce” eksikliğimiz…

Bu eksiğimizi kapatmada, Batı’yla ilişkilerin önemi büyüktür.

HANGİ BATI?

Batılıların kendi aralarında da bizimle Batı arasında da ortak çıkarlar da vardır, çatışan çıkarlar da… Milli çıkarlarımız gerektirdiğinde bütün hükümetlerimiz Batılı hükümetlerle çatışmıştır. Fakat bir de ’öbür Batı’ vardır: Üniversiteler, laboratuvarlar, enstitüler, hukuk kurumları, hür düşünce ve sivil tolum kuruluşları, büyük iktisadi teşebbüsler…

Türkiye’de bilimin, hukukun ve ekonominin gelişmesi için, siyasi ihtilaflar sürerken de bu ‘öbür Batı’ ile ilişkilerimizin yoğun ve istikrarlı olması lazımdır. Her devirde Türkiye buna özen göstermiş, Batı’da daima Türkiye’nin yanında yer alan kesimler var olmuştu. Son on yılda, Batı’dan gelen demokrasi ve hukuk eleştirilerine öfke duyan iktidar, ‘öbür Batı’ ile ilişkileri de zaafa uğrattı. Türkiye’nin Batı’daki eski taraftarları da kalmadı.

Buna paralel, içeride rasyonel düşünce, demokrasi ve ekonomi geriledi; ideoloji ve hamaset ağır bastı.

Türkiye’nin ve tüm Müslümanların modern bilimi geliştiren bilim felsefesine ve modern hukuka kesin ihtiyacı var. Siyasi Batı düşmanlığıyla, modern bilim zihniyetine ve modern hukuka sırt çevirmenin faturası bütün dünyada gözler önünde.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.