Tanıl Bora: Yasak

13.06.2024

Tanıl Bora, birikimdergisi.com’da “Yasak” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Hakkari belediye başkanının alelacele kayyımlanmasının ardından, altı ilde konan “etkinlik ve eylem yasağı” ile ilgili valiliklerden yapılan açıklamayı sabırla aktarayım, önce: “Hakkari Belediye Başkanı’nın görevden uzaklaştırılması ile ilgili konular veya bu konu bahane gösterilerek yapılabilecek benzer nitelikteki eylem ve etkinlikler ile ilgili olarak; açık alanlarda bahse konu olaylara ilişkin yapılmak istenilen toplanma, yürüyüş, nöbet, basın açıklaması, açlık grevi, oturma eylemi, miting, stant açma, çadır kurma, bildiri, broşür dağıtma, afiş, pankart asma gibi her türlü eylem, bu eyleme katılmak amacıyla geldiği veya ilimiz sınırlarını kullanarak diğer illere geçeceği anlaşılan şahıs ve araçların diğer illerden ilimiz sınırına girişleri, dış ilçelerimiz açısından ise bu eyleme katılmak amacıyla çıkışları ve/veya il merkezimize girişleri, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17’nci ve 19’uncu maddeleri ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/A, B ve C maddeleri gereğince jandarma bölgesi dahil il ve ilçe mülki sınırlarımız içerisinde yasaklanmıştır.”

Yasakların Diyarbakır’da 4 gün, Hakkari’de 10 gün, Batman’da 4 gün, Bitlis’te 10 gün, Siirt’te 7 gün ve Van’da 5 gün süreceği ‘belirlenmiş.’ Acaba neden birinde 4, birinde 10 gün? Hem “her türlü eylem” diye genelleyip, hem tek tek spesifik olarak sayarak “gibi”lemek neden? “İlgili konular veya bu konu bahane gösterilerek yapılabilecek benzer nitelikteki” ifadesindeki nefis elastikiyet, her şeye, her şeye mutlaka bir “bahane gösterip” mani olmaya dönük bir ‘azim ve kararlılığın’ ifadesi gibi görünüyor.

Yasak metinlerinin kendine özgü bir kimyası var. Kanun tekniği gibi, bir “yasak tekniği” var. Yasak koymak, devlet zanaatının nadide bir parçası. Yasak jargonu, devlet dilinin müstesna bir alanı.

***

Geçen günlerde, okul mezuniyet törenlerine getirilen yasaklar da çok konuşuldu. Konser yasakları, birkaç yıldır yaz aylarının rutinidir. Eğlence, AKP iktidarının yasak pratiğinde önemli bir kalemdir.

Tarihsel kopuş-ve-süreklilik etüdleri için bir parantez açarak, 16. yüzyıl İstanbul’undan bir yasaknameyi zikredelim: Gayr-i meşrû‘ Eğlencelerin Men‘i Hakkında Yasaknâme.[1] Yasakname, bayramlarda bazı kimselerin “salıncaklar kurub tabl [davul] ve nakkâre ve zurnalar çalub nice melâ‘ib ve melâhî [oyun ve eğlence]” icra ettiklerini tespit ederek kaşlarını çatmış. Özel olarak “Şî‘a tâifesi”nin ve “kefere”nin eğlencelerine de kızmış. “Şî‘a tâifesi”nin aşure gününde “sancaklar kaldırub kûs ve nakkâreler ve def ve dümlekler” çalarak gezinmesini, “lu‘b ve lehv [oyun ve eğlence]” ile meşgul olmasını, “fısk ü fücur” [ahlaksızlık, fuhuş ve zina, sefahat] saymış. Bunların hepsini, “etdürmeyesin!” ikazıyla yasaklamış.

***

Ortaçağ’dan hatta erken modern zamanlardan kalma tuhaf yasak listeleri yayımlamak, magazincilikte sevilen iştir. Güney Dakota eyaletinde enine çizgili desenli gömlek giymenin yasak olması gibi şeyler… yeni-Türkçe deyişle, “atıyorum.”

Geç modernliğin de listeleri fena değildir. “Fevkalade hal” durumlarında, devletler hiç de komik olmayan yasaklar aklediyorlar. Birçok Batı ülkesindeki, İsrail’in Gazze siyasetini protesto yasağıyla başlayabiliriz saymaya.

Bizim yasak çeşitlerimiz de malûm, çok. Doğrudan siyasî yasaklar, grev yasakları, kitap-gazete yasakları; mesela bir ara bazı ilçelerde trafik lambalarının sarı-kırmızı-yeşilini da ‘kapsayan’ ‘Kürt yasakları’; az evvel konuştuğumuz eğlence yasakları; yine son zamanların gözdelerinden yayın yasakları… “Komik” ve “ilginç” yasakları, internette gezinip bol bol bulabilirsiniz.

***

Siyasî olmak gerekmez, ayık zihinle etrafına bakanın dilinden “yasakçı zihniyet,” “yasak kültürü” lâflarının düşmemesi boşuna değil. Yasaklar çoktur, yasak “milletimiz” indinde meşru ve etkili görülen idare tekniğidir – hatta idarenin özüdür.

Yine internette gezerek rastlayacağınız, ayrıca siyaset erbabından duyacağınız, gazeteci-yorumcudan okuyup dinleyeceğiniz “Yasaklansın!” taleplerinin sonu yoktur. Nisan’da sosyal medyada bir “alkol yasaklansın” harekâtı oldu. TikTok’un, twitter/X’in yasaklanmasını isteyenler hep çıkıyor. Evlilik programları yasaklansın, yabancılara ev satışı yasaklansın, dolar yasaklansın, falan, çeşitler çok. (“Enine çizgili tişört yasaklansın” da var – ama o şakasına.)

***

Türkçede yasak kelimesinin etimolojik hikâyesi, öğreticidir. Yasa-yasak ilişkisini, başka dillerde olmayan bir açıklıkla önümüze seriyor. (Türklüğün şânını burada arayabilir miyiz?) Yasak, Moğolca casah’tan (yasah) geliyor. Cengiz Han Yasah’ı, Cengiz Han nizamını veya örfi hukukunu belirten bir terim. Çağatayca üzerinden, ‘bizim’ Türkçeye kadar gelmiş. Kanun yerine yeni Türkçe yasa kelimesi de, yasak’tan türetilerek ‘bulunmuş.’

***

Erken devlet biçimlerinde, yasakla yasa farkı zaten akışkan, müphemdir. Ümit Hassan’ın yazdığı üzere, “Osmanoğlu Orhan Beğ’in –bile– bildiği devlet nizamı ve kanunu ancak ‘türe’ ve ‘yasak’a dayanı[r].[2] Nitekim Osmanlı kanun düzenlemelerine başlangıçta “yasak-i Osmanî” (Osmanlı yasağı) denilmiş, yasakname terimi uzun süre kanunname ile eş anlamlı kullanılmış.

***

Anlık/spontan, reaksiyoner, geçici, cemaate mahsus, en önemlisi keyfî nitelikli (veya öyle olmaya açık) yasağın, yasakların, bütünlüklü, objektiflik iddiası taşıyan bir hukuk fikrinin çerçevesine oturması, zamanla gelişip modern zamanda kemale erecektir.

Fakat yine de, başlangıçta yasak vardır.

Yasağın da kökünde, tabu vardır. Tabu, yani kutsal yasak. Yani illâ cezaya bağlanması da gerekmeyen, cezalandırılıp cezalandırılmayacağını bir kenara bıraktıracak kadar ‘önemli’ ve aslî değerde; içselleştirilmiş, sorgulanamaz bir yapılamaz-dokunulamaz-düşünülemezin yasağı… Men etmeye bile konu olamayacak kadar, adeta mümkün olamayacak kadar yasak… Tabir caizse, doğal, ‘organik’  yasak… Aşkın, kutsal yasak.

İlk-devletler, devletsiler, tabuyu yasağa çevirirken, o kutsallık ‘ruhunu’ bir iktidar âleti olarak azmettiler. Kutsallık ruhuyla beraber, tabii, o kudretli mümkünsüz sayma fantezisini de devralmak istediler. Yasak, bu ruh ve fanteziyle, devletin kadim cevheridir.

Yasa’nın da, hayli seyrelmiş olarak da olsa, derininde, yasağın tabudan ‘uyarladığı’ bu ruhu, bu fanteziyi taşıdığını söyleyemez miyiz? Ama yasada yine de zayıflıyor; yasakta, devlet cevheri daha arı duru, daha somdur.

***

27 Mayıs darbesi öncesi İstanbul Sıkıyönetim komutanı Nurettin Aknoz’un, birinci tekil şahısla “Yasakladım” ibareli emirnameleri aktarılır. Olağanüstü halden istifade,[3] “devlet benim”le karışık, bir her-şeye-kadir-devlet jesti… İllâ “Devlet benim” fantezisini okşaması gerekmez; yasaklama iradesinde, güç istencinin, iktidar hazzının soluğu duyulur. Yasaklama edimi, erken-devletlerin tabudan devraldığı kutsallık ruhunu kuşanır, bir şeyi mümkünsüz kılma fantezisini coşturur, o ilksel devlet cevherini parlatır.

Şu bizim meşhur “Yasak hemşerim”imiz – ki telâffuzu çok zaman özgün Moğolcasına yakın düşer veya öyle karikatürize edilir: “Yassah…” Orada da çok zaman, mazlumun –düşük rütbeli de olsa- zalimliğe terfi arzusunu görürüz. Madûn, bir Murtaza suretinde, bekçilik ettiği yasak sayesinde devlet cevherinden pay alıyor, “devlet gibi düşünüyor”dur…

***

28 Ekim 2022 günü haberlerinde, Aksaray valisinin cenaze yemeklerini yasakladığını öğrenmiştik. Valinin açıklaması şöyleydi: “Merkez, ilçe ve köylerde cenaze sahiplerinin yemek vermesini ortadan kaldırıyoruz ve yasaklıyoruz.”[4] – Yasaklamak ve ortadan kaldırmak… yasaklayarak ortadan kaldıracağını düşünmek… Yasaktaki kudret fantezisinin daha veciz bir özet olamaz.

***

Yasakçılığın, tabuya uzanan köküyle, mümkünsüz olana ya da mümkünsüz-olması-gerekene dair kutsal bir inanışı bağrında sakladığını söyledik. Bu mümkünsüz kılma fantezisi, kendi mantığını tersine çevirir, hayatı ters katlamaya kalkar: ortadan kaldırılamayacak olanı ortadan kaldırmayı tasavvur etmeye, ruhuyla iliğiyle var olanı yok saymaya kadar vardırır işi.

Yasaklanamayacağı yasaklama arzusuna misal çok. Esra Carus’un Yas, Yasa, Yasak sergisinde[5] etrafında döndüğü üzere, Cumartesi İnsanları’nın bin haftadır kahrettiği üzere, yası yasaklamak gibi…

Metin Eloğlu’nun nazmettiği gibi: “Bu bahar sabahlarını yasak etmeli/Elma çiçeğiymiş sulardaki türküymüş…”

***

Ahmed Arif’in “Rüstemo”suyla bitirelim.

Yasak bundan böyle zulüm;

   Ve öşür

   Ve haraç

   Ve angarya

   Ve katil

   Ve şirkat

   Ve talan

   Ve küfür kıza kısrağa..

 


[1] https://tr.wikisource.org/wiki/Gayr-i_me%C5%9Fru_e%C4%9Flenceyi_men_eden_yasakname

[2] Ümit Hassan: Eski Türk Toplumu Üzerine İncelemeler, İletişim Yayınları, İstanbul 2023, s. 301.

[3] Tanıl Bora: “Olağanüstü,” Zamanın Kelimeleri, İletişim Yayınları, İstanbul 2024 (4. baskı), s. 178-181.

[4] https://www.gercekgundem.com/guncel/340307/dogudan-batiya-valilik-yasaklari-akp-artik-yonetemiyor-hak-arayan-yurttastan-korkuyor

[5] https://www.k24kitap.org/esra-carusun-yas-yasa-yasak-sergisine-dair-sofrada-kim-eksik-4602

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.