Ümit Aktaş: Eleştirel düşünce ve Michel Foucault

10.07.2023

Ümit Aktaş, indyturk.com’da “Eleştirel düşünce ve Michel Foucault” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Michel Foucault / Fotoğraf: AFP

Modernleşme sürecine İngilizler, Fransızlardan daha önce girmiş ve her ne kadar sorunun özü bu olmasa da, “kralın kellesini ilk önce onlar uçurmuştur”.

Papa’ya karşı da tavır alan İngilizler, Vatikan’a tâbiliği de reddederek seküler bir anlayışa yöneşmişlerdir.

Her iki ulusun modernleşme biçimini çözümleyen Michel Foucault, şu ayrımları belirler:

Radikal sözü İngiltere’de ilk olarak 18’inci yüzyılın başında, hükümranın hakiki ya da olası istismarı karşısında doğal haklarını savunanlar için kullanılmıştır ve daha çok, hukuku sorunsallaştırır; faydacı ve sözleşmecidir.

Özgürlük ise bireyin doğal olarak sahip olduğu belli temel hakların ifadesidir… Kamu hukuku etrafında oluşan devrimci yöntem ise Fransız Devrimi sürecinde doğan bir strateji olarak iradeci girişimini belli bir kamusal yasallık, bir genel irade çerçevesinde ifade eder.

Burada ise özgürlük Anglo-Sakson dünyada olduğu gibi temel hakların icrasını ve sivil toplumun özerkliğini değil, yönetilenlerin yönetenlere karşı bağımsızlığını ifade eder.1

Düşünsel serüveninin başlangıcındaki arkeolojik (arşivci), dolayısıyla da eşsüremli (yapısalcı) araştırma tutumundan zamanla uzaklaşan Foucault, giderek Nietzscheci bir anlayışa,  artsüremli tarihselci yönteme yönelir.

Nietzsche‘nin sözünü ettiği tanrının ölümü esasında insanın ölümüdür ki modernleşme öncesinde insan, artık ölüdür; yenilenmeli, yeniden hayat bulmalıdır.

İnsanın yeniden hayat bulmasının imkânını eleştirel bir tutuma yönelmekte bulan Foucault için, “öznel deneyimin ‘dilin uğultusu’ içinden, basitçe ve tarih dışı olarak ortaya çıkmasını sağlayan etkileşimini irdelemek artık yeterli gelmiyordu.” 2 

Belki de bu nedenle yüzünü giderek antikiteye ve hatta Doğu’ya, nübüvvet havzasına dönecek, maneviyatçı bir siyasetin araştırmasına girişecektir.

Geçmişin anlaşılması kadar eleştirisi de orada bırakmayan Foucault, eleştirel tutumunu Kant, Hegel ve Marx gibi modern siyasal düşünceyi etkileyen düşünürlere de yönelterek onlarla da hesaplaşır.

Kant’ın ‘Neyi bilebiliriz?’ sorusu, Foucault’nun arkeolojilerinde ‘Söylemsel yapılar beni konuşan ve bilen bir özne olarak nasıl konuşlandırmaktadır?’ sorusuna; Kant’ın ‘Ne yapmalıyım?’ sorusu Foucault’nun soykütüklerinde ‘Normlar beni normalleştirilmiş, disipline edilmiş bir birey olarak konuşlandırmada nasıl sinsice bir fonksiyon icra etmektedirler?’ sorusuna; Kant’ın ‘Neyi umabilirim?’ sorusu, Foucault’nun son çalışmalarında, ‘Benlik pratikleri ve teknikleri ile kendimi nasıl etik bir özneye ve yaşamımı da bir sanat eserine dönüştürmeye teşebbüs edebilirim?’ sorusuna ve Kant’ın nihai sorusu olan ‘İnsan nedir?’ sorusu ise, Foucault’da ‘İnsan öznelliği şimdiye dek ne olmuştur ve bundan sonra ne olabilir?’ şeklinde Foucault’nun tüm çalışmalarını birbirine bağlayan bir soruya çevrilmiştir. 3

Aydın olmasına bir aydındır, evet ama o artık buna kurtarıcı bir rol atfetmiyor, sadece başkalarını da uyandırmaya çalışıyordu.

Adeta bir yangın alarmı işlevi görerek verili ezberleri bozuyor, ölüleri aklama peşinde olanların gölgelerini deşifre ediyor ve yeni bir siyasal bakışı eski, kadim öğretilere teyellemeye çalışıyordu.

Bunun içinse siyasal düşüncenin izlerini takip ederek, bakışlarını salt Atina’ya dikmekle yetinmiyor, Kudüs’e, İbranî peygamberlere, İbrahimî havzaya da yönelerek buradan izleği kilise vasıtasıyla Avrupa’ya çıkan pastoral siyasetin anlamını ve günümüz siyaseti üzerindeki etkisini de çözmeye çalışıyordu.

O, eski ‘Ne yapmalı?’ sorusuna kati bir yanıt vermeyi kesinlikle reddetmişti. ‘Özgül bir entelektüel’ olarak, Voltaire’den Marx’a ve sonraki şahsiyetlere kadarki ‘evrensel entelektüeller’den farklı bir şekilde, teorisyene çok daha mütevazı roller atfetmişti. Bu, en azından, neo-liberalizme duyduğu ilginin bizatihi ifade ettiği görüşlerle daha uyumlu bir okumasıdır. 4

Siyasetin merkezinde iktidar olsa ve iktidar toplumsallığın her yanına yayılmış olsa da bu, iktidarın her şey demek olduğu anlamına gelmediği gibi, iktidarın olduğu her yerde direniş de vardır ve bunlar birbirlerinin olmazsa olmazlarıdır.

Ve hatta iktidarı ortaya çıkaran, deşifre eden ilk hamle direnişten, karşı koymaktan, eleştirellikten gelmektedir. İktidar ve tahakküm ancak bu yolla açığa çıkarılmakta ve kendisini savunmaya almaktadır.

Foucault iktidar ilişkilerini açığa çıkarmaktan, göz önüne sermekten ve böylelikle de iktidara direnmekten, entelektüelin işlevinin tarihimizde hakikat ve gücün aldığı karşılıklı ilişkileri ve formları teşhis etmek olduğundan söz ederken burada eleştirinin teşhis edici işlevi, onun bir mücadelenin meşruiyetine dair haklı çıkarımla ilgili geleneksel işlevinin yerine geçmiştir. 5

Marx, vakti zamanında ve kendince haklı nedenlerle “eleştirinin silahı” tabirini kullanmıştı.

Kuşkusuz ki eleştirinin silahı, silahların eleştirisinin yerini alamıyor, somut güç ancak somut güçle yenilebiliyor; ama teori de yığınları sarar sarmaz bir somut güç haline geliyor. 6

Foucault ise eleştiriyi salt bir silah olarak görmek yerine, onu üretici ve olumlu bir faaliyete dönüştürmenin yollarını arar.

Kant’ın aşkınsal yaklaşımını, bilmeyi mümkün kılan sınırların sabitliği, değişmezliği, evrenselliği fikrini kabul etmeyip, insana dayatılan bu sabit sınırlara karşı mücadele etmeyi tavsiye eden ve onların aslında tarihsel ve olumsal olduklarını öne süren Foucault, böylece -Marx veya Kant gibi filozofların kullandığı- yargıç eleştiri modeline başvurmaktan kaçınır. 7

1950’ler sonrasındaki bütün düşünsel izlekleri yoklayan ve buralardan “insani varoluşta evrensel zorunluluk fikrine karşı” yani kendi eleştirelliğine özgü destekler arar.

Ona göre “diyalektik olmayan, temelci, evrenselci, aşkınsal olmayan ve hakikat unsuruna yer vermeyen bir eleştiri tasarlamak imkânsız değildir. Foucault, açıkça, eleştirinin ve mücadelenin diyalektiğin steril sınırlamalarından, zorlamalarından bağımsız bir mantık açısından düşünülmeye çalışılması gerektiğini savunur.” 8

Eleştiri ister istemez bir iktidar eleştirisidir. Olumsuzluklara yönelen ve burayı ıslaha çalışan her ret ve inşa çabası, iktidarla bir tür hesaplaşma içerisine girer ve bundan kaçınmak imkânsızdır.

Burada iyi niyetin, olumluluğun bir önemi yoktur. Kaldı ki eleştirelliğin tüm can yakıcı tırnaklarını sökmeye çalıştığınızda geriye boş bir retorik kalacak ve özenle inşa edilen cümleler sadece eleştirelliğini değil, bir düşünce ve hatta ifade olma haysiyetini bile kaybedecektir.

Eleştirinin en doğrudan ve merkezi ilgisi, iktidarın tehlikelerine dair sağlam bir uyarıda bulunmaktır. Bu, ona göre bir eleştiri olarak tasarlanan felsefenin de başlıca işlevidir: Ona göre felsefe, kendilerini politik, ekonomik, kurumsal, cinsel vs. hangi form altında ya da hangi seviyede sunarlarsa sunsunlar, ‘tüm egemenlik formlarına ilişkin net bir meydan okuma’dır. 9

Eleştirel tutumun temel amacı özgürlüğe dair koşulları ortaya koymak ve yeni düşünsel patikalar açmaktır.

Esasında bu, iktidarla insan arasındaki çatışmanın da zorunlu koşullarıdır. Zira özgürleşme iktidarın rağmına bir çabadır ve buna yönelik her faaliyetin önü bir süre sonra iktidar tarafından tıkanacak, yolundan saptırılacak veya iktidarın istismarına uğrayacaktır.

Zira özgürleşme çabası iktidarın altını oymakta ve onu erksizleştirmektedir. Yoksunlaştırıldığı egemenliği yeniden ihyaya çalışan her iktidarlaşma faaliyeti ise insan oluşa dair çabaları kendisine tâbi kılmak gibi tepkin bir tutumdan başka bir çare bulamayacaktır.  

Özgürlük düşünceyi sorunsallaştırmayı sağlayarak Foucaultcu eleştirinin gerçekleşmesini mümkün kılarken, eleştiri de aklın zorunlu olarak algıladığı şeyin oluşumundaki olumsal, tarihsel, kültürel koşulların anlaşılmasını sağlayarak özgürlüğün dönüştürücü mekânını yaratma ve onu açık tutma ödevini yerine getirmektir…  Foucault’da eleştirel düşünme bizi bir olgunlaşmamışlık durumundan kurtararak içinde kendi yaşamlarımızı şekillendirme sorumluluğunu alacağımız bir olgunluk durumuna götüren özgürlük pratiğini mümkün kılmaktadır. 10

Her ne kadar özerklik konusunda Kant’la mutabık olsa da, “Foucault’nun Kant’tan ayrılıp Nietzsche’nin izinden gittiği yer… önceden kabul edilmiş kurallara, yasalara ve normlara karşı eleştirel bir tutum takınma tavrıdır… Bu durumda ona göre eleştiri iradi bir başkaldırma sanatı; hakikat politikaları ile öznenin boyunduruk altına alınmasını, zapt edilmesini önlemeye çalışan, üzerinde düşünüp taşınılmış bir dik başlılık sanatı olmaktadır. Foucault’nun düşüncesinde kişinin kendi kendini şekillendirmesi, onun kendisiyle şekillendirildiği ilkelere itaatsizlikle yapıldığında, erdem bir boyun eğmeme pratiği olarak ortaya çıkmaktadır.”  10

Kaldı ki süreç içerisinde şartlar değiştikçe, mutabık kalınmış normlar ve hatta kelimelerin anlamı yani kavramlar bile değişmekte, kelimeler ile şeyler arasında bir örtüşmezlik ortaya çıkmaktadır.

İşte o zaman sadece kelimeleri ve şeyleri değil, verili değerleri de sorgulamak gerekmektedir.

Esasında bu da, son tahlilde iktidarın etrafımızda ördüğü duvarlarla ve bizi bu duvarlar içerisinde ehlileştirme çabasını sorgulamakla, orada pencereler açmakla, yeni perspektifler oluşturmakla ilgili bir faaliyettir.

Zira iktidar günümüze, olguya, şimdiye aitken insan oluş geleceğe doğrudur ve bu doğruluş ancak bir özgürleşme faaliyeti içerisinde sahihleşir. 

Bu oldukça kritik noktada özgürlüğün en büyük muarızı tahakküm ve zorbalıktan öte, özgürleşmeyi serbestleşme olarak takdim eden ve yozlaştıran bir tür nihilizmdir.

Zira özgürlük piyasa taleplerine ve genel geçer arzulara uygun sıradan bir serbestleşme biçimi ve eğilimi olmadığı gibi, insanlığın geleceğine dair sorumluluğu ve ön açıcı girişimleri üstlenmeyi, dolayısıyla da buna yönelik bir hissiyatın ve çabaların istismarına dayanan bir serbestleşmenin sorumsuzluklarına ve düşünsel nihilizme karşı da eleştirel bir tutum alınmasını gerektirmektedir.  

1.  M. Foucault, Biyopolitikanın Doğuşu, İBÜY, s. 37, 38. 2
2.  Eric Paras, Foucault, Öznenin Yitiminden Yeniden Doğuşuna, Kolektif Kitap, s. 43.
3.  Eleştiri ve Foucault, Hakan Gündoğdu, COGİTO, Sayı 70-71, Michel Foucault Özel Sayısı, s. 402, 4.  Foucault, Deleuze ve Yeni Medya, Mark Poster, COGİTO, Sayı 70-71, Michel Foucault Özel Sayısı, s. 547.
5.  Eleştiri ve Foucault, age, s. 403, 404.
6.  Marx, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi, Sol Y. s. 193, 201.
7.  Eleştiri ve Foucault, age, s. 404.
8.  Eleştiri ve Foucault, age, s. 406.
9.  Eleştiri ve Foucault, age, s. 410
10.  Eleştiri ve Foucault, age, s. 411, 412.
11.  Eleştiri ve Foucault, age, s. 412, 413.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.