Yıldıray Oğur: 100. yılında Türkiye’ye yönelik en büyük tehdit ne?

13.08.2023

Yıldıray Oğur, serbestiyet.com’da “100. yılında Türkiye’ye yönelik en büyük tehdit ne?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz. 

1000 yıllık imparatorluk bakiyesi, 100 yıllık cumhuriyetin karşılaştığı en büyük tehdit asimilasyona dahi hazır, kimliksiz, çaresiz mülteciler olmasa gerek. Herhalde bunu en iyi içinde eski MİT Müsteşarı ve eski Genelkurmay Başkanı’nın da olduğu bu hükümet biliyordur. En azından siyaset yapmak zorunda kalmadıkları anlarda, ülke yönetimiyle ilgili kararlar verilen dar toplantılarda bunu daha rahat konuşuyor olmalılar. Ya Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye’nin karşı karşıya olduğu “en büyük tehdit” kalmadıysa?

Bu soru Cumhuriyet’in 25’inci yılında sorulsaydı, hep bir ağızdan “Kızıl komünistler” sesi yükselirdi.

30’uncu yılında CHP, 37’inci yılında DP birinci sırada çıkabilirdi.

50’inci yılında “anarşistler, komünistler”, 70’inci yılında bölücüler, 75’inci yılında irtica, 88’inci yılında Ergenekon, 93’üncü yılında FETÖ, 95’inci yılında PYD…

Cumhuriyet’in 100’üncü yılında MetroPOLL’ün 1746 kişi ile yaptığı ankete göre Türkiye için en büyük tehdit, yüzde 43,6 ile düzensiz göç oldu.

Düzensiz göç arkasından gelen diğer tehditlerin neredeyse toplamı kadar bir oranda en büyük tehdit olarak görülüyor.

En büyük tehdit sıralamasında; ikincilikte PKK (yüzde 21,1), üçüncülükte dış güçler (yüzde 19,4) ve dördüncülükte FETÖ (yüzde 9,8) var.

AK Partililere göre en büyük tehditler sırasıyla; PKK ve düzensiz göç. CHP, HDP ve TİP’lilere göre ise düzensiz göç ve dış güçler. İYİ Parti ve Zafer Partililer için açık ara en büyük tehdit düzensiz göç, MHP’liler içinse dördü de birbirine yakın oranlarda en büyük tehdit.

Sonuçlar her bakımdan ilginç.

45 yıldır Türkiye’yle çatışma halindeki ve hala sınırın öte tarafında kurtarılmış bölgeleri olan bir silahlı terör örgütü, başımıza gelen her şeyin sorumlusu olduğu düşünülen, yatıp kalkıp Türkiye üzerine oyunlar planlayan dış güçler ve 7 yıl önce ülke yönetimi ele geçirmek için darbeye kalkmış, 300’ü aşkın insanı öldürmüş bir örgüt, ülkenin en yoksul semtlerindeki, en kötü binalarında oturup, en zor, en meşakkatli işlerini sigortasız yapan ve her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşayan, Türkiye’den başka yere de gidemeyen Suriyeliler ve Afganlardan daha az tehdit olarak görülüyor.

Belki de tehdit ile sorun sık sık karıştırıldığı içindir.

Sorunları çözme kabiliyeti, isteği ve imkanları az olan bir ülkede ortaya çıkan sorunlar insanları korkutuyor ve tehdit hissi yaratıyordur.

Yine de rakamlar başka bir şeyi daha gösteriyor.

Türkiye’de iktidarın siyasetini üzerine kurduğu, üç korku ve tehdit, iktidarın korku ve tehdit listesinde henüz girmemiş göçmenler kadar toplumu korkutmuyor artık.

PKK ve FETÖ’den endişelenmeye tabii ki paranoya diyemeyiz.

Ama toplum için artık bunlar bir tehdit hissi yaratmıyor, bir anketçi sorduğunda az önce köşede gördüğü Suriyeli kadar hayatını etkilemediği için onu en büyük tehditler arasında saymıyor.

Peki, insanlar haklı mı yoksa duyarsız mı?

Uzun süredir Türkiye’de terör eylemi yapamayan/ yapmayan PKK devlet için tabii ki hala bir güvenlik sorunu iken artık vatandaşların günlük hayatını etkileyen bir tehdit değil. Arada PKK’nın kritik isimlerinin öldürülmesi bile haber olmuyor. Artık profesyonel birlikleri olan ordu sınır dışı operasyonlarda az kayıp veriyor. PKK, seçimlerde yaptıkları açıklamalarla gündeme geliyor, eylemleriyle değil. Seçimlerde haklarında konuşulan, seçim kampanyasının bir malzemesine dönüşen PKK liderlerinin ne dediğiyle kimse ilgilenmiyor. Bölücülük ise artık Kürtler arasında bile müşterisi kalmamış, ihtimal listesinden bile düşmüş bir kaygı.

Herkesin canlı yayında tanık olduğu korkutucu bir darbe girişimine kalkmış, gizlilik ve sızma yöntemleriyle korku ve öfke yaratmış FETÖ her ne kadar sürekli birileri yeterince mücadele edilmediğini söyleyip, puan toplamaya, devlet içinde hala çok etkin olduklarını söyleyip korku salmaya çalışsa da bunlar artık birilerini tasfiye ya da karalama yöntemi dışında pek de kimseye inandırıcı gelmiyor.

FETÖ deyince artık her an yeni bir darbe, kumpas için kenarda saklanmış bekleyen örgütlü bir yapıdan değil, yurtdışında zor şartlarda yaşadıkları ülkelerden tweet atıp, Youtube yayınlarında analiz yapan kadroları dışında, yurtiçinde bir kere selam vermiş olanı bile devletin terörden sanık yaptığı, bir zamanların en kudretli emniyet müdürlerini, subaylarını, hakimlerini Yunanistan’a sığınmak için sınırlardan kaçak geçmeye mecbur bırakan bir polisiye baskı altında yaşayan, af bekleyen insanlardan bahsediyoruz. Bunu da herkes görüyor.

Dış güçler ise cincilik, üfürükçülük düzeyine doğru giden bir hurafeye dönüşmeye başladı. Her beceriksizliğin dış güçlerle aklanmaya çalışılması sayesinde ikna ediciliği gün geçtikçe azalan, o beceriksizliklerin mağdurlarının çiğnemediği şekersiz bir sakız, anaakım televizyonlarda, Güldür Güldür Showlara düşmüş mizah malzemesi artık.

Geriye kaldı “milyonlarca mültecinin Türkiye’yi işgali”, “demografimizi bozması”, “buraların asıl sahibi insanları sokaklarda yürüyemez hale getirmesi…”

Hepsi tırnak içinde, çünkü daha önce komünistler, mürteciler, bölücüler için üretilmiş korku streotypelarına benzeyen abartılı ifadeler bunlar.

Burada da sorunla tehdit yine birbirine karışmış görünüyor.

Ortada bir sorun olduğu açık.

Neredeyse bir asırdır yabancı, bize benzemeyen, bizim dilimizi konuşmayan bu kadar kalabalık bir insan grubuyla yaşama tecrübesi olmayan bir toplumun, her şeyini kaybetmiş, çaresiz, fakir mülteci kalabalıklarından endişe duyması anlaşılır.

Ama çözülemeyen sorun, üretilen siyasi diskurla en büyük tehdit sorusunun cevabına dönüşmeye başlamış.

Her an sokakta polis tarafından çevrilip belgendeki imza eksik diye ülkesine geri gönderilmemek için evden dışarı çıkamayan, bu yüzden Cuma namazına gitmeyebilirsin fetvaları verilen, sigortasız, en düşük ve en zor işlerde çalıştırılan, en kötü evlere en fazla paraları veren, haklarında ileri geri konuşmanın serbest olduğu, seçimlerde billboardlarda gidecekleri vaad edilen mültecilerin bizden korkması sanki bizim onlardan korkmamızdan daha mantıklı görünüyor.

Peki, o halde Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye için en büyük tehdit ne?

Yok mu yani bir tehdit?

Bundan 20 yıl önce terörden bile daha tehlikeli bulunan irtica?

Üsküdar’da AK Parti belediyesinin 145 bin kişinin zıplayıp eğlendiği festival yaptığı bir ülkede mi?

Bölünmek?

Ülkeyi bölmek istediği söylenen örgütün partisinin Ankara’da Meclis’te grubu olduğu, Meclis’i yönettiği, haklarında en çok merak edilen şeyin İstanbul’da belediye başkan aday çıkarıp çıkarmayacakları olduğu bir ülkede mi?

Dış güçlerin oyunları, kaos planları?

Altı yıldır bir hücrede, en somut suçu Gezicilere lahmacun ısmarlayıp, plastik sandalye almak olan bir iddianameyle AİHM kararlarına bile aykırı olarak tutulan, “Kızıl Soros” diye lakaplar takılan Osman Kavala’yı bile kurtaramayan, Büyükada, Papaz Brunson planları suya düşmüş, milligucler84 rumuzlu bir Twitter hesabı ya da Metin Külünk tarafından günlük planları deşifre edilen dış güçler mi?

1000 yıllık imparatorluk bakiyesi, 100 yıllık cumhuriyetin karşılaştığı en büyük tehdit asimilasyona dahi hazır, kimliksiz, çaresiz mülteciler olmasa gerek.

Herhalde bunu en iyi içinde eski MİT Müsteşarı ve eski Genelkurmay Başkanı’nın da olduğu bu hükümet biliyordur.

En azından siyaset yapmak zorunda kalmadıkları anlarda, ülke yönetimiyle ilgili kararlar verilen dar toplantılarda bunu daha rahat konuşuyor olmalılar.

Ya Cumhuriyetin 100. Yılında Türkiye’nin karşı karşıya olduğu “en büyük tehdit” kalmadıysa?

Her ülke gibi sorunlarımız varsa ama rejimi, ülkeyi, toplumu tehdit eden, korkulacak bir şey yoksa?

Karşı karşıya olduğumuz en büyük tehdit gibi tehdit; o en büyük tehditlerle, korkularla bozulmuş hukuk, korkularla kısılmış ifade hürriyeti ve medya özgürlüğü, bu irrasyonelleşmeyle uzun yıllardır bozulan ekonomiyle Türkiye’nin renklerinin solması, içine doğru büzüşmesi, vatandaşlarını aidiyet hislerinin azalmasıysa?

20 yıldır ülkeyi yöneten ve bir beş yıl daha yönetecek, ondan sonraki beş yılda da yönetmemesi için karşısında ciddi bir muhalefet tehdidi görünmeyen, artık kendisini tehdit, risk altında görmek için bir sebebi kalmamış iktidarın artık biraz rahatlayıp, hayatımızdan bu en büyük tehdidi çıkarma vakti gelmedi mi?

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.