Yusuf Karadaş: Müstemlekecilik ve “Güneydoğu’yu Uçurmak”!

15.03.2024

Yusuf Karadaş, evrensel.net’te “Müstemlekecilik ve “Güneydoğu’yu Uçurmak”!” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Şırnak mitinginden bir kare

Fotoğraf: DHA

 

“Gabar’da günlük petrol üretiminde 37 bin varile geçildi. Hedef 100 bin varil. Buralar uçacak, uçacak…”

Bu sözler, önceki gün yerel seçimler için Şırnak’ta miting düzenleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. İktidar medyası, Erdoğan’ın bu sözlerini “Güneydoğu uçacak” başlığıyla manşetlere taşıdı.

Erdoğan, Şırnak’ta yaptığı konuşmada Kato Dağı ve Faraşin Yaylası’nda da petrol arama çalışmaları yapıldığı “müjde”sini verdikten sonra “Şırnak’ı madenleriyle, jeotermaliyle, güneşiyle, rüzgarıyla ülkemizin önde gelen enerji üslerinden biri yapmakta kararlıyız” diyordu.

İktidarın Kürt kentlerine nasıl bir kader biçtiğini anlamak için Erdoğan’ın “büyük müjdeler” verdiği Şırnak’a biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

Erdoğan’ın “Buralar uçacak” dediği Şırnak, Türkiye’nin sosyoekonomik gelişmişlik haritasının en sonunda, yani 81. sırada yer alıyor. Yine Şırnak; TÜİK verilerine göre Mardin, Batman ve Siirt ile birlikte işsizlik oranının en yüksek olduğu TRC3 bölgesinde yer alıyor. Gözden kaçmasın, Şırnak’la birlikte işsizliğin en yüksek olduğu bölgede yer alan Batman ve Siirt’te yaklaşık 70 yıldır petrol çıkartılıyor.

Ayrıca bu da unutulmasın: Bugün Kürtlere “uçma” vaadinden bulunanlar 2011’de Şırnak-Uludere’ye bağlı Roboskî’de işsizlik ve yoksulluk nedeniyle sınır ticareti yapan Kürt çocuklarının üzerlerine savaş uçaklarını uçurup bombalar yağdırmıştı.

Şimdi Şırnak üzerinden iktidarın hem siyasal ve hem de ekonomik bakımdan Kürt kentlerine nasıl bir kader biçtiğine daha yakından bakalım.

Birinci olarak Şırnak, Erdoğan’ın “Masa yok” diyerek “çözüm süreci”ni sona erdirmesinden sonra başlayan şehir/hendek savaşlarının yıkıcı sonuçlarını en fazla yaşayan Kürt kentlerden biriydi. Kentin 7 mahallesi haritadan silindi ve on binlerce insan göçe zorlandı. Sonra devreye TOKİ girdi. Böylece bir yandan halkın direniş ve dayanışmasında önemli bir rol oynayan eski mahalle kültürü yok edilmekle kalmadı ayrıca bu yıkım bölgeleri sermaye ve iktidar için yeni bir sömürü ve rant alanına dönüştürüldü.

Halkın oylarıyla seçilen belediye başkanlarının görevden alınıp cezaevlerine konulmasından sonra atanan kayyumların uyguladıkları politikalar, Kürt kentlerinin müstemleke (sömürge) zihniyeti ile yöneltildiğini açıkça ortaya koydu.

İkinci olarak, çıkarılan petrol ve madenlerin, kurulan enerji santrallerinin birilerini ‘uçurduğu’ doğrudur. Ancak Kürt coğrafyasındaki yer altı ve yer üstü kaynaklarının yağmalanmasıyla uçan ya da uçurulan Kürt halkı değil, Türk tekelci sermayesi ve iş birlikçi Kürt sermaye çevreleridir.

2002’deki özelleştirilmeden önce Şırnak’ta TKİ’ye (Türkiye Kömür İşletmeleri) bağlı işletmelerde yaklaşık 10 bin işçi çalışıyordu. Özelleştirmeden sonra buradaki üretim küçük işletmelere bölündü. Bu işletmelerde yaklaşık 5 bin işçi iş güvenliği bakımından oldukça riskli koşullarda çalışıyor ve bu nedenle sık sık iş cinayetleri yaşanıyor. Oysa bütün bu küçük işletmeler, aslında buradaki kömürleri işletme hakkını elinde tutan Bölünmez Group’a bağlı (daha önce Acar Madencilik) olarak çalışıyor. 

Türkiye’nin en büyük işletmelerinden biri olan TÜPRAŞ’ın Batman’daki rafinerisini Koç Holding işletiyor.

Silopi’deki kömür işletmelerinin ve termik santralin sahibi Ciner Holding.

2011’de 9 işçiye mezar olan Çöllolar (Afşin-Elbistan Termik Santrali) kömür işletmesinin ve 2016’da Siirt Şirvan’da 16 işçinin iş cinayetine kurban gittiği madenin de sahibi yine Ciner’di. Ciner, buradaki işçi katliamından sonra Şirvan’daki işletmeyi yine bölgedeki yer altı ve yer üstü kaynaklarının yağmasından en faz pay alan sermaye gruplarından biri olan Cengiz Holdinge devretmişti.

Geçen ay Erzincan İliç’te 9 işçinin göçük altında kaldığı iş cinayetinin arkasında Kanada altın tekeli Anagold ile birlikte iktidara en yakın tekellerden biri olan Çalık Holding bulunuyordu.

Sadece bu örnekler bile Erdoğan’ın “müjde” olarak verdiği petrol ve maden işletmelerinde işçilerin kanı ve canı pahasına kimlerin ve nasıl ‘uçurulduğunu’ göstermeye yetiyor.

Kürt coğrafyasındaki yer altı ve yer üstü kaynakları tam bir sömürgeci zihniyetle yağmalanmakla kalmıyor, işçiler bu vahşi çalışma koşullarına her başkaldırdıklarında Kürt sorununda uygulanan politikaların bir devamı olarak devletin baskı ve şiddetini karşılarında buluyor.

Gültan Kışanak, 2014’te Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı iken, yerel yönetimlerin bölgeden çıkarılan yer altı ve yer üstü kaynaklarından pay alması gerektiğini söyleyince adete bir linç kampanyasına maruz kalmıştı. Çünkü bu linç kampanyasının arkasında Kürt coğrafyası ve buradaki kaynakların devlet ve sermaye tarafından tam bir sömürge zihniyeti ile yönetilip işletilmesi gerçeği bulunuyordu.

Sonuç olarak Kürt kentlerinde yerel seçimler bu müstemleke zihniyeti ve sömürü düzeni ile halkın kendisine ait olanı alma mücadelesi bakımından özel bir önem taşıyor.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.