Kitap Tanıtımı | Geleceği Özgürleştirmeye Çalışmak

06.01.2021

Bir bilinç işçisinin uzun yolculuğu… 

Atasoy Müftüoğlu’ndan bahsediyoruz. Son kitaplarından birisinin ismi, Geleceği Özgürleştirmek.

Atasoy Müftüoğlu’nu bilen bilir, tanıyan tanır. Fikir ve analiz okumaları yapan her kesimden tanıyanların bulunduğu ve İslami camia içerisinde kırk yıldır üreten, emek veren tartışan bir isim. Yazıları, konuşmaları önemli bir yekûn oluşturuyor. Müftüoğlu’nu, dünyasını genel olarak anlamak ve anlatmak için ayrı bir bahis açmak gerekiyor. Biz sadece yukarda adını verdiğimiz kitabını konuşmak istiyoruz.

Kitap, 2020 yılında basıldı. Yeni bir çalışma. Kitapta birbiriyle bağlantılı başlıklar altında deyim yerindeyse “ana damar” konular, güncele aktarılarak, analize tabi tutuluyor. Hemen bütün başlıklar altında, toplumuna ve değerlerine karşı derin ve ciddi bir sorumluluk duygusu taşıyan bir entelektüelin cümleleri karşılıyor bizi. Bir tepki mi, bir duruş mu, görev mi, vicdan mı? Kitap bunların hepsini içeriyor diyebiliriz. Kendini küresel şirk düzenlerine  ve zulüm sistemlerine gönüllü olarak kaptıran Ortadoğu’daki İslam  ülkelerine ciddi eleştiriler birçok başlık altında ele alınıyor. Kitaptaki temel eleştiriler; popülizm, milliyetçilik, demokratik sömürücü statükoculuk, düşüncesizlik, konformizm sevdası, toplumsal ve bireysel edilgenlik, gözleri ve yürekleri esir alan nostaljik atmosfer, hamasetçi sağcı yaklaşımlar, eleştiri yoksunluğu, yönlendirilmiş dindarlık, bağnaz ve fanatik tarafgirlik, hizipçilik, hesaplaşma özgürlüğünden yoksunluk, karizma aşkı… eksenlerinden hareket ediyor. ABD- Moğol benzetmesi gibi karşılaştırmalar çok isabetli.

Kitapta, bir entelektüel sorumluluğu ve bilinci içerisinde, kendi evindeki sorunları da hasıraltı etmeyen bir bakış açısı hâkim. Bu tür kitapları ve söylemleri yaşadığımız günlerdeki olumsuzluklara karşı bir çıkış olarak görmek yerine, aslında birçoğumuzun bazı etkenlerden dolayı eleştiriye tabi tuttuğu İslamcı düşüncenin hala diri bir söylemi olarak değerlendirmek mümkün. Öldüğü söylenen bir düşünüşün, bugünlerde böyle istikrarlı söylemlere sahip  metinleri hiç de sıradan değil.

Eleştiren bir bakış açısının da eleştiriye açık olabileceği kabulünden hareketle, şunları da vurgulamak mümkün:  Doğrusu, kitapta birçok başlık altında tekrarlara gidildiği gözden kaçmıyor. Müftüoğlu bunun farkında olduğu için yakın bir zamanda bu tekrarlarla ilgili soruya, “gereklidir ve önemlidir ” tarzı bir cevap veriyor ve çok da önemsemiyor. Bu durumu, bir akademisyenden beklenecek tekniklere yakın olmadığını vurgulayarak açıklıyor. Yine güncel olayları ve bazı haberlerle ilgili değerlendirmeleri okurken, sayfa altında dipnotlarda belge atfı aranmıyor değil. Bizce diğer önemli bir nokta da, yazarımızın kendine özgü şimdiki zamanlı dili. Bu dilde bazen kip değişikliğine gidilmeli mi? Reel meseleleri ‘baskın bir  soyut üslupla’ dillendirme geleneğinin etkisinde kalmışlık, -ki birçok İslamcıda bu mevcut- da ayrı bir analiz konusu.

Bu tür değerlendirmelerle birlikte “Geleceği Özgürleştirmek”, oto kontrolü hatırlatan çok önemli  yazılar  içeriyor. Nesnelliği, adaleti ve hakperestliği ilke edinen bir kuşağın bu tür yapıcı uyarılara  ve eleştirilere sahip metinler üretilmesinde geç kalmaması gereğinin kendini açıkça hissettirdiği günümüzde Atasoy Müftüoğlu,  kendine düşeni yapmaya çalışıyor. “geleceğe yönelik radikal tasavvurları kaybetmemek lazım” diyor son bölümlerde Atasoy Müftüoğlu. “Ne yapmalı?” sorusunun cevabı, bu bölümlerde ayrıntılı analizlerle ortaya konuyor.

Hâsılı okunması, okutulması gereken, çoğu yönüyle içe dönük kritik analizlere sahip bir çalışma. Ümmet genelinde politik etkenlerin, yönlendirici ve eleştiriye açık olmayan koordine sebebiyle, “eleştirel/bağımsız/üretken/sorgulayıcı entelektüel alanların” bir türlü gerçekleşmemesinden şikayetçi olan Müftüoğlu’nu kendi diliyle şöyle özetlemek mümkün: “Sağcı/gelenekçi/görenekçi/muhafazakâr/popülist/hamasi toplumsallaşmalar, duygusal ve yüzeysel toplumsallaşmalar, İslamî bilincin toplumsallaşmasına izin vermiyor. Yine aynı nedenlerle toplumlarımızda eleştirel entelektüeller/düşünürler yetişmiyor, yetiştirilemiyor. Toplum, ya modern dünya görüşünün ya da geleneksel dünya görüşünün vesayeti altına alındığı için hiç kimse bu vesayeti ortadan kaldırabilecek, aşabilecek bir irade oluşturamıyor; herkes gündelik dile, gündeme, ilgilere, tarzlara mahkûm oluyor. Güncel politik dil/söylem ve kültür, bütün bir toplumun, özellikle de genç kuşakların ufkunu/bilincini kapatıyor. Bütün bu olumsuz gerçekliklere mahkûm olmamak için, eleştirel düşüncenin, tarzın, tavrın, duruşun hayati bir önem taşıdığını bilmek ve anlamak gerekiyor.”

Örneklerine gittikçe daha az rastlanan ve nicedir vakti kuşanan bir ümmet aydınının yola ışık tutma çabaları…

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir