Mustafa Kamalak: Anayasa

29.03.2021

Mustafa Kamalak, farklibakis.net’in “Anayasa hakkındaki sorularına cevap verdi.

1. Bugün “yeni bir anayasa” konusunun gündeme gelmiş olmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında bugün böyle bir konuyla karşılaşmış olmamız doğrusu beni şaşırtıyor. Çünkü; mevcut anayasa Kenan Evren Anayasa’sı olmaktan çıkmış, Ak Parti Anayasası olmuştur. Anayasada tam 19 defa değişiklik yapılmış, bunlardan 12’sini Ak Parti iktidarı yapmıştır.  Yani Ak Partinin değiştirmek isteyip de değiştiremediği hiçbir madde yoktur mevcut anayasada.

Öte yandan, eğer maksat insan haklarını daha genişletmek, özgürlüğü yaymak ise, öncelikle bu anayasa hükümlerinin uygulanması lazım. Çünkü, mevcut anayasa bile uygulanmıyor. Mesela masumiyet karinesi Kenan Evren Anayasa’sı ile hüküm altına alındığı halde, anayasal bir hüküm haline getirildiği halde şu an uygulanmıyor. Masumiyet kriterinin hiçbir anlamı yok şu an. Misalen, KHK ile devlet memurluğundan ihraç edilen binlerce insan, haklarında iddianame düzenlenmediği, hatta iddianame düzenlenmekle kalmayıp, takipsizlik kararı verildiği halde bu insanlar işlerine iade edilmemektedir. Suçsuzlar. Devletin resmi makamları tarafından suçsuz olduğu hüküm altına alındığı halde bu insanlar görevlerine iade edilmemektedir. Kaldı ki anayasanın yani Kenan Evren Anayasa’sının, darbe ürünü dediğimiz anayasanın, 15. Maddenin son fıkrasına göre, haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmadıkça hiç kimse suçlu sayılamaz. Yine Kenan Evren Anayasası diye aşağılanan, küçümsenen, darbe ürünü denilen anayasanın, 38. Maddesinin 4. Fıkrasına göre haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmadıkça hiç kimse suçlu sayılamaz.

  1. Sayılı Devlet Memuru Kanunu’nun 48. Maddesine göre de devlet memurluğundan çıkarmanın özü itibariyle girişteki şartları kaydetmesinin mutlak suretli bir mahkeme kararı ile tespit edilmesi lazım. Her ne kadar disiplin cezaları, Devlet Memurları Kanununun 125. Maddenin 1. Fıkrasının E bendi, devlet memurluğundan çıkarmanın şartlarını düzenler. İki hal sayar. Cezayı gerektirmeden yani haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmadan sadece iki halde devlet memurluğundan çıkarmayı öngörüyor o fıkra. Bunlardan birisi, bir memurun 1 yıl içerisinde mazeretsiz olarak 20 gün görevine gelmemiş olması diğeri ise bir siyasi partiye üye olmasıdır. Orada 12 sebep sayılmış bu ikisinin dışındakiler mutlak suretle mahkeme kararı ile sübut bulmayı gerektirir. Ama günümüzde binlerce insan haklarında iddianame düzenlenmediği gibi takipsizlik kararı verilmiş olduğu halde görevine iade edilmemektedir. Mesela, bir diplomat 15 Temmuz Darbe Girişimi münasebetiyle Türkiye’ye çağırılmış, arabasına el konulmuş, arabası kendisine verilmemiştir. Yurt dışına çıkabilmesine imkânı yok, pasaportuna el konulmuş, araba satılmış. Vatandaş mahkemeye başvuruyor, “yapılan işlem hukuka uygundur” deniyor. Hangi hukuk? Bu şartlar altında hangi anayasayı değiştireceğiz? Eğer bu masumiyet karinesini kaldıralım diyorlarsa, evet. Bizi bağlamaz diyorlarsa, evet. Ama demokrasiyi, insan haklarını daha ileri götüreceğiz diyorlarsa, mevcudu bir uygula da diyoruz.

 

2. Bugüne kadar ki anayasalar neden devam edegelen sorunların çözümüne yaramadı, yeni bir anayasa yapımından söz edilir oldu?

Her şeyden önce samimi olmak lazım. Problemi çözmekte ne kadar samimiyiz, insan haklarına ne kadar saygılıyız? Hasmımızın da en az bizim kadar insan haklarına sahip olduğunu kabul ediyor muyuz? Düşüncesi, fikri ne olursa olsun o da insandır, o da en az benim sahip olduğum haklar kadar haklara sahiptir. Benim haklarım ne kadar kutsal ise onun hakları da o kadar kutsaldır diyebiliyor muyuz? Hayır, onu diyemediğimiz için güç dengesine göre şartlar değişiyor. Somut örnek vermek gerekirse, bir zamanlar anayasanın teminatı altında bulunan eğitim ve öğrenim hakkını kullanmak isteyen kızlarımız sırf inançlarından dolayı başlarını örttükleri için üniversite kapısından içeri bile giremiyordu. Şimdi bakıyoruz, başörtülü hanımlar milletvekili, bakan olabiliyor. Anayasa mı değişti? Hayır, güç değişti. Fiziki güç değişti. Elbette bu gelişmeler bizi memnun eder, bir hukukçu olarak ben onun çok mücadelesini görmüş durumdayım. Sırf başörtüsünden dolayı kapatıldı Fazilet Partisi. Ne yasaklıyordu başörtüsünü? Var mıydı öyle bir yasak? Yok, yok, yok. Ama bugün bakıyoruz, milletvekili, bürokrat, memur var başörtülü. Üniversitelerde başörtüsü serbest vs..

Biz yazık ki, anayasayı üstün tutmuyoruz, gücü üstün tutuyoruz. Hava gücü. O münasebetle güç değişimine göre kaba kuvvetin fizik gücün el değiştirmesine göre anayasa işlevsiz kalıyor. Öyle düşünüyorum.

3. Sizce yeni bir anayasa nasıl yapılmalı?

Bence anayasa herkesin hakkını mukaddes kabul eden, insan haklarına gerçekten saygılı, inanç ve ifade özgürlüğünü ön planda tutan, masumiyet karinesini samimiyetle benimseyen bir anayasa olmalıdır. Yani gücü koruyucu bir anayasa değil, güce karşı vatandaşı koruyucu, insan haklarını teminat altına alıcı bir anayasaya ihtiyaç var. Mesela Kuran-ı Kerim’e baktığında her bir Müslüman o kitapta kendisine hitap eden en az birkaç ayet-i kerime bulur. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasasına bakan her bir vatandaş da kendi haklarını koruyan bir ip bulabilmeli orada. Haksızlığa uğradığında o maddelere güvenerek, o maddelere sarılarak devlet karşısında, güç karşısında kendisini savunabilmeli ve hakkını alabilmelidir. Samimiyet, samimiyet, samimiyet.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir