Taha Akyol: Anayasa

29.03.2021

Taha Akyol, farklibakis.net’in “Anayasa hakkındaki sorularına cevap verdi.

1. Bugün “yeni bir anayasa” konusunun gündeme gelmiş olmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Hükümetin, özellikle ekonomide ve dış politikada topluma heyecan ve güven verecek bir projesi epey zamandır kalmadı. Gündemi değiştirmek ve tabanına heyecan vermek için, daha çok Ayasofya’nın camiye çevrilmesi gibi, daha önce hiç üzerinde durulmamış hatta yanlış bulunmuş konuları şimdi gündeme getirmesi türünden bir yaklaşım olarak görüyorum. Çünkü bu anayasanın darbe anayasası olduğu söyleniyor, doğru. Bu anayasanın içerisinde 12 Eylül ruhunun olduğu söyleniyor, bu da doğru. Fakat temel hak ve hürriyetler konusunda bu anayasanın hangi maddesinden şikayetçiler, hangi maddesini nasıl şekilde genişletmeyi düşünüyorlar bu konuda bir bilgimiz yok. Hatta yeni anayasa sözünden bahsederken sadece ‘darbe anayasası karşısında sivil anayasa’ diye anayasal hukuki içeriği belirsiz iki söylem kullanıyorlar. İktidarın ‘yeni anayasa’sında yeni kuvvetler ayrılığı ne olacak, yargı bağımsızlığı ne olacak? Yeni anayasada Anayasa Mahkemesi’nin, HSK’nın ve YSK’nın yapısı nasıl olacak, bağımsız olacaklar mı? Yeni anayasada temel hak ve hürriyetler nasıl olacak? Bu hayati konularda en ufak ima dahi yok. Hatta iktidarın otoriterleşme sürecine bakarsak, bu konularda daha da gerile gidilmek istenmesinden kaygı duymak gerekir. Fakat Meclis’ten geçirmek için MHP desteğiyle bile sayısal imkan yok. O yüzden ben bunu 2023 hedefleri çöktüğüne göre, inandırıcılığını kaybettiğine göre, tıpkı içi boş 2053 vizyonu gibi soyut, hamasi, hele 1071 vizyonu gibi tamamen hamasi bir propaganda yanında toplumun biraz daha ilgi duyabileceğine düşündükleri bir propaganda stratejisi olarak görüyorum.

2. Bugüne kadar ki anayasalar neden devam edegelen sorunların çözümüne yaramadı, yeni bir anayasa yapımından söz edilir oldu?

Türkiye’nin anayasa serüveni maalesef Fransa’nınkine çok benziyor. Fransa gibi Türkiye’nin tarihi de derin ve kırılmalarla keskin yön değiştirmelerle dolu bir tarihtir. Fransa 1789’dan sonra ancak 1958 ve 1959’da 5. Cumhuriyet Anayasası ile istikrara kavuşabildi; De Gaulle’ün birleştirici karizması ve liderliği etrafında…

Dikkat edelim, bu 5. Cumhuriyet, demek ki cumhuriyet 4 defa yıkılmış. Evet cumhuriyet 4 defa yıkıldı, 2 defa krallık geri gelmişti, 2 defa da imparatorluk rejimi kurulmuştu. Bu istikrarsızlığın sebebi; Fransa tarihinin derir istikrarsızlığıdır: Napolyon döneminde Moskova’ya kadar istila eden, ama iki defa Almanların Paris’i işgal etiği, rejim çalkantılarının da sürdüğü bir tarihti bu.

Bizde de Osmanlı İmparatorluğunun uzun çöküş süreci, 1. Meşrutiyetin, 2. Meşrutiyetin siyasi ve sosyolojik sebepler yüzünden başarılamayışı, arkasından Milli Mücadele, ardından devrimler, Takrir-i Sükunlar… Bunların hepsinin anayasa ile ilgili rest değişiklikler ve sorunlar getirdiğini görüyoruz. Ondan sonra ise maalesef Demokrat Parti, Tek Parti rejiminin 1924 Anayasası’nı devam ettirdi. İsmet Paşa 1949’da “Garp modelinde” kuvvetler ayrılığına dayalı bir anayasa önerdi fakat Celal Bayar “Atatürk’ün en büyük eserlerinden biridir” diyerek Kuvvetler Birliğine dayalı 1924 anayasasını değiştirmeyi reddetti. DP, Altı Ok ilkelerini de kendi programında devam ettirdi. Çok partili hayatı organize edecek, çok partili hayatın hukuki zeminini, işleyişini kurallara bağlayacak yeni bir anayasa yapılmadığı için başlayan sert kavgalar 27 Mayıs Darbesi ile sonuçlandı. Darbe kendi anayasasını yaptı. Kendi oluyturudğu kurumları ‘anayasal kurum’ haline getirdi. Bu yüzden ve Kurucu Meclis’te millet çoğunluğunu dışlayan bur darbe anayasası olduğu için toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmemişti. Ayrıca anayasal kurumlar, darbeciler tarafından darbecilik düşüncesine sahip, o zamanki deyişle ‘devrimci’ kadrolar tarafından politize edilmişlerdi. Yargı olması gereken güveni veremedi. Yine krizler… Arkasından 12 Eylül. 12 Eylül’den sonra anayasada bir hayli değişiklikler yapıldı. 12 Eylül Anayasa’sının darbe mahsulü pek çok maddesi değiştirildi. Hatta bugün öyle bir durumdayız ki, iktidarın baskılarına karşı bu anayasanın özgürlük tanımlarını, yargı bağımsızlığı tanımlarını esas alarak, temel hak ve hürriyetleri savunmak durumunda kalıyoruz. CB sistemine geçilmesiyle otoriterleşme daha da arttı, kurallar kurumlar zaafa uğradı.

Şimdi yeni anayasa sözünün gündeme getirilmesinin sebebi; biraz önce söylediğim gibi, iktidar blokunun kendi kitlesine yeni bir heyecan vermek istemesidir. Yeni anayasa sloganının seçim meydanlarında çok politize edilerek, yoğun hamasi ideolojik sloganlarla kullanılacağı kanaatindeyim. Bir propaganda meselesi olarak gündeme geldi. Bir taraftan bu kadar sert bir siyasi kavga, kutuplaşmayı devam etmek ondan sonra ‘gelin yeni anayasa yapalım’ demek, zaten amacın anayasa yapmak değil seçimlere motivasyon kazandırmak olduğunu gösteriyor.

3. Sizce yeni bir anayasa nasıl yapılmalı?

Yeryüzünde anayasa yapımı bir bilim haline gelmiştir. Çünkü Amerikan Anayasası çok eski diyelim, Avrupa’daki ve diğer ülkelerdeki anayasa hareketlerinde başarı örnekleri de vardır başarısız örnekleri de… Bir anayasa yapımı nasıl başarılı olur, bu sualin cevabı ana hatlarıyla bellidir: Anayasayı en geniş katımlı yapmak, Meclis’ten ve referandumdan çok yüksek oranlarda ‘evet’ oyu alacak bir metni ortaya koyabilmek.

Genel, geniş mutabakatla hazırlanan anayasalar kalıcı oluyor, bir darbenin veya bir seçilmiş iktidarın ufak oy farkına dayanarak kabul ettirdiği anayasalar başarısız olur. Bizde bugün cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin başarısızlığının sebeplerinden birisi, kendi bünyesinde getirdiği düzenlemelerin denetim ve denge yoksunu olmasıdır. Aşırı merkeziyetçi, devletin sevk ve idaresini tekelleştiren bir yapı, ama sadece bu değil. Toplumda ancak %51.4  kabul edilmiş olmasıdır. Bir hafta önce veya sonra yapılsa belki farklı olurdu. Düşünün, toplumun yarısının bir parmak oy farkı ile kabul ettiği bir sistem, öteki yarısının baştan itibaren reddettiği bir sistem…

Dolayısı ile geleceğimiz nokta şu; yeni bir anayasa yapılacak ise bunun toplumun ‘kahir ekseriyeti’ tarafından, onların temsilcilerinin uzlaşması ile yapılması, referandumda da toplumun ‘kahir ekseriyeti’ tarafından kabul edilmesi… Bu bilimsel bir gerçektir. Tıpkı 2×2= 4 gibi siyaset biliminin ispatladığı bir gerçektir. Anayasaların uzun ömürlü olması, istikrar temin etmesi kahir ekseriyetinin yapmasına ve kabul etmesine bağlıdır.

Buradaki ‘kahir ekseriyet’ sözünü özellikle vurgulayarak tekrarladım çünkü Binali Yıldırım MHP’nin destek durumu ortaya çıkmadan önce, başbakan olarak haklı ve doğru bir ifadeyle “Başkanlık sistemi anayasa değişikliği, bunların kahir ekseriyetle kabul edilmesi lazımdır.” demişti. Ama sadece %51.4 oy ile kabul edildi, kahir ekseriyet gereği unutuldu, “atı alan Üsküdar’ı geçti” mantığıyla uygulandı.

Özetlersek, kahir ekseriyetinin temsilcileri tarafından uzlaşma ile yapılan, toplumun kahir ekseriyeti tarafından da kabul edilen bir anayasa. Böyle geniş bir mutabakat ancak yapgının bağımsızlığı gaartileyen, yürütme üzerinde denetimi güçlendiren, yürütme gücünü yargı ve sayasa ile dengeleyen hürrietçi bir anayasa ile mümkündür. ‘Benim anayasam’ bunu kim derse desin, birleştirici olamaz, olamıyor. Çözüm getiremez, aksine sorunları artıyor.

İşte cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen ve hiçbir demokratik ülkede benzeri bulunmayan bu sistem hukuken meşru olmakla beraber kutuplaşmayı arttırdı. Devletin sevk ve idaresi de partizanlığı arttırdı. Çok geniş yetkiler tek kişinin elinde toplandığı için kurallar ve kurumlar yapısını zayıflattı. Hala Türkiye yeni anayasadan bahsediyor işte.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir