ABD Seçimleri Neyi Değiştirecek

10.02.2021

1. Trump’a oy veren 75 milyon insan var. Bu insanlar hangi sebep ve beklentilerle ona oy veriyor?

Trump 2016 yılında Başkan adayı olduğunda ne Cumhuriyetçiler ne de Demokratlar Trump’ın seçimi kazanıp Amerika’yı yöneteceğine inanmıyordu. Aslında bunun ana nedeni birçok Amerikalı Trump’ın Amerika’yı yönetecek kapasitesi ve insani yönü olmadığını düşünüyordu. Zaten kendisinin siyasi çizgisinin karmaşık oluşu Amerikan toplumunun Trump’ı bir yere konumlandırmasının önündeki en önemli engellerdendi. Trump’ın siyasi parti ilişkisi defalarca değişti. 1987’de Cumhuriyetçi, 1999’da New York Eyaleti Reform Partisi üyesi, 2001’de Demokrat, 2009’da Cumhuriyetçi, 2011’de bağlantısız ve 2012’de Cumhuriyetçi oldu.

2015 yılı aralık ayında Senatör Lindsey Graham, CNN’den Alisyn Camerota’ya yaptığı açıklamada Trump için şunları söylemiştir: “Partimi temsil etmiyor. Üniformalı erkeklerin ve kadınların uğruna mücadele ettiği değerleri temsil etmiyor… Donald Trump ile kazanmayı denemektense o olmadan kaybetmeyi tercih ederim.”

Başlarda Trump’a karşı çıkan Senatör Lindsey Graham ve Senatör Ted Cruz gibileri dâhil birçok isim daha sonra oylamalarda öne çıkınca mecbur Trump’ın yanında durdular. Trump, Amerikan halkından gelen değişim taleplerini, Amerikan dış politikasının son otuz yılındaki hatalarını, Amerikan toplumundaki ayrışmayı ve kurulu düzene (establishment) (hem Demokrat hem Cumhuriyetçi) olan öfkeyi iyi okuyarak söylemleriyle kendine önemli bir taraftar kitlesi oluşturdu. Her ne kadar birçok kez iflas etmiş olsa da bundan dolayı son 18 senede vergi ödemese de Trump’ın zengin bir iş adamı oluşu ve siyasetin içerisinden gelmeyişi de Trump için bir avantaj sağladı. Bunlara ek olarak Trump düşündüğünü ya da yapmak istediğini doğrudan söylemekten çekinmeyen bir isim. Trump’ın bu kişisel özelliği birçok Amerikalının hoşuna gidiyordu. Aklına geleni söylemekten çekinmediği için birçokları Trump’ın gizli bir ajandasının olamayacağını düşünüyordu.

Her ne kadar Trump Cumhuriyetçilerin değerlerini benimsememiş olsa da onların değerlerini halka en iyi pazarlayan isimdi. Trump dış müdahale karşıtlığı, Artik dünyanın hiç bir yerinde savaşı desteklemeyeceğiz deyip, (Yemende savaşı desteklerken,) Amerikan askerlerini anavatana geri getirmek istemesi, Amerika’yı büyük yapacağız söylemi, yabancı, göçmen ve Müslüman karşıtlığı, bireysel silahlanma hakkı, zenginlere düşük vergi, saygı duymadığı halde, dini değerleri savunuyor görülmesi vb. örneklerinde olduğu üzere ortalama bir Cumhuriyetçinin hoşuna giden söylemleri kullandı ve onların temel değerlerine sahip çıktı.

Mesela Soğuk Savaş’ın bitimi ardından Amerika’nın gereksiz birçok askeri operasyon düzenlediği ve izlediği müdahaleci politikayı doğru bulmayan önemli bir kesim var. Trump’ın Amerikan askerlerini anavatana geri getireceği söylemleri bu kesim için oldukça önemliydi. Trump’ın bireysel silahlanma noktasında verdiği desteğinde Amerikan halkının önemli bir kesiminde alıcısı vardı. Öte yandan ise Amerikan orta sınıfı her geçen gün daha fazla genişliyor. Trump bunu çok iyi okuyarak küreselcilerin Amerikan orta sınıfının işlerini ellerinden aldığını iddia etti. Bununla da yetinmeyip çok taraflı diplomasinin ve uluslararası örgütlerin Amerika’ya zarar verdiğini ve müttefik olarak görülen birçok devletin sadece ‘asalaklar’ (freerider) olduğunu ve Amerika’nın üstünden geçindiklerini iddia etti. Diğer bir nokta ise Trump dünyada artan popülizmin Amerika’daki sesi oldu. Bu yüzden de zaten son dört yılda gördüğümüz gibi Trump bir fikir ya da idealin peşinden gitmedi aksine halkı kendi arkasına alacak piyasada iş gören popülist söylemleri kullandı. Hatta kendine seçmen kitlesi oluşturabilmek için bazen çok ileriye giderek Amerikan değerleri ile bağdaşmayan grupların sözcülüğüne ve psikolojik destekçiliğine soyundu.

Sonuç olarak Trump’ın başarısının önemli nedenlerinden bir tanesi de Cumhuriyetçi Parti’nin kurulu düzenine karşı mücadele ederek hem kendini destekleyen hem de kendisine karşı olan Cumhuriyetçiler içerisindeki farklı fraksiyonları bir araya getirmesiydi. Bunun fraksiyonların içerisinde azınlık bir grup olan QAnon teorisi benzeri teorilere inanan ya da Kongre baskınını gerçekleştiren beyaz üstünlükçü, Amerika karşıtı komplocularda vardı. QAnon teorisine inanan ve oldukça azınlıkta olan gruplara göre Trump’a karşı mücadele edenler şeytana tapan, pedofili hastalığına sahip, insan yiyenlerin oluşturduğu küresel bir çeteye bağlıdırlar. Bu yüzden de QAnon grubu Başkan Trump’ın şeytana ve onun ABD’deki takipçilerine karşı gizli ama hayati bir mücadele yürüttüğüne inanıyor. Hatta QAnon hareketi önderlerinden Marjorie Taylor Greene, Georgia eyaletinde kazanarak ABD Kongresi’ne girmeye hak kazandı. QAnon örneği oldukça ilgi çekici olsa da bu grupların Trump’a olan desteği Trump’ın Amerikan halkının önemli bir kesimine hitap ettiği gerçeğini değiştirmiyor.

2. Belli ki Trump sahici bir sorunu dile getiriyor ve demokrasiyi yozlaştırıyor. Biden demokrasiyi popülizme düşmeden nasıl restore edecek ve sorunları nasıl çözecek?

Aslında burada demokrasiyi ne olarak tanımladığımızın cevabı Amerika’daki bugünlerde yaşananları ve Biden döneminde olacakların cevabını verecektir. Evet, Trump toplumsal desteği olan bir lider ama çok oy almış olmanız demokratik olduğunuz anlamına gelmiyor. Çok oyu alıp iktidar olmuş kişiye demokrat demek doğru olmaz, sadece demokratik yollarla seçilmiş diyebiliriz. Trump’ın dört yıllık görev süresinde başta Müslümanlara vize yasağı ve yabancı düşmanlığı konularında izlediği politikalar olmak üzere birçok politikası anti demokratikti. Tabi bunlar Trump için övünç kaynağı olan şeyler olsa da Amerika oldukça kurumsal ve gücün farklı birimlerde dağıldığı bir ülke. Bu yüzden de zaten Trump Amerikan demokrasisini yerle bir edemedi fakat cahil/vandal insanları galeyana getirerek bu cahil insanların Amerikan demokrasisine saldırmalarına neden oldu. Başta da belirttiğim gibi Trump oldukça popülist bir lider ve popülist oluşundan beslenen bir isim. Fakat Biden’ın onun gibi olmadığı herkes tarafından ve kendisinin uzun süre devlet içerisinde aldığı farklı rollerde izlediği tavır ve tutumlardan anlaşılıyor. Bu arada şunu da belirtmek gerekiyor ki Biden’ın kabinesi oldukça farklı kesimlerden insanları kapsıyor. Biden’ın kabinesinde ABD’nin ilk Amerikan yerlisi bakanını, ilk kadın ulusal istihbarat başkanını, ilk Latin Amerika kökenli İç Güvenlik başkanını, ilk eşcinsel hükümet üyesini ve daha birçok farklı kimlikten yetkiliyi ilk kez üst düzey görevlere getirildiğini görmekteyiz. Bu bile Biden dönemini anlamak için önemli bir göstergedir.

Zaten Biden Beyaz Saray’daki ilk görev gününde bazı Müslüman ülkelere karşı uygulanan vize yasağının kaldırılması örneğinde olduğu gibi hemen Trump’ın anti demokratik olan adımlarını geri çevirmek için adımlar atmaya başladı. Biden’ın bununla da kalmayıp dünyadaki mülteci krizine bir cevap olarak artık daha fazla mültecinin Amerika’ya kabulünü sağlayacak bir kararname imzaladı. Bütün bunlar Amerika’nın tekrardan eski demokratik ayarlarına döndürülmeye çalışıldığını gösteriyor.

Bir de şöyle bir gerçek var Trump ve Biden’ın seçmen kitleleri çok farklılar. Popülizm ve anti demokratik adımlar Trump’ın seçmenleri arasında taraftar bulabiliyorken, Biden’ın seçmenleri arasında taraftar bulamamaktadır. Demokrat Parti’nin yüzlerce yıllık geleneği zaten buna izin vermiyor. Amerika’daki seçmen kitleleri incelendiğinde görülecektir ki Demokratlar her zaman için daha kurumsal bir şekilde Amerika’nın evrensel kurucu değerlerine daha fazla sahip çıkma eğiliminde olmuşlardır. Bu noktada yabancılara karşı düşmanlıkları olmayıp aksine yabancıların Amerikan toplumuna katılımını ve entegrasyonunu her zaman desteklemişlerdir. Çünkü Demokratlar için yabancılar Amerikan toplumu için bir zenginliktir.

Diğer yandan ise kurumsallaşma ve gücün farklı kesimler arasında bölüşümü Demokratlar için her zaman önemli bir politika olmuştur. Hatta Demokratlar uluslararası ilişkilerde bile çok taraflılığı ve uluslararası örgütlerin dünya barışına daha fazla katkı sunacağını düşünen bir seçmen kitlesinden oluşuyor. Biden’ın seçilmesinin ardından Dünya Demokrasi Zirvesini toplamak isteği de bunun göstergesidir. Sonuç olarak demokrasi Biden ve ekibi için yeri doldurulamaz ve tartışılamaz bir olgu. Bu yüzden de her fırsatta hukukun üstünlüğünden ve insanların onurlarının korunması gerektiğinden bahsediyor. Hem Biden’ın hem de Dışişleri Bakanı Blinken’in Doğu Türkistan’da yaşanan baskılara, Burma’da gerçekleşen üzücü darbeye ve Yemen’deki insani trajediye karşı ses yükseltmelerini Biden’in insanların onurunun korunması için demokrasinin gerekliliğine inandığı gerçeği üzerinden okuyabiliriz. Bu durumu daha yakından analiz etmek gerekirse Yemen’deki insani krize karşı Trump’ın ve Biden’ın görüşlerini karşılaştırmamız yeterlidir. Trump Amerikan değerlerini göz ardı ederek Yemen’deki insani trajediye müdahale etmeyerek Suudi Arabistan’ı desteklemiştir. Zaten Trump ve Suudiler arasındaki ilişkiler insani ve evrensel Amerikan ilkelerine değil, doğrudan demokratik olarak kabul edilemeyecek çıkarlar üzerinden işlemekteydi. Bunun sonucu ise Yemen’deki insani trajedinin artmasına neden oldu. Diğer bir örnek ise Suudiler tarafından İstanbul’da Suudi Konsolosluğunda katledilerek öldürülen Washington Post yazarı Kaşıkçı’ya bu iki liderin bakışıdır. Trump’ın Suudilerle olan ilişkisi nedeniyle Kaşıkçı olayını çıkarlar üzerinden okumuş ve bu devlet cinayetine tavir almaktan kaçınmıştır. Biden ise Kaşıkçı’nın ölüm yıldönümü nedeniyle geçen ekim ayında yaptığı açıklamada;

“Dünyanın dört bir yanındaki aktivistlerin, siyasi muhaliflerin ve gazetecilerin, zulüm ve şiddet korkusu olmadan görüşlerini özgürce ifade etme haklarını savunacağım. Cemal’in ölümü boşa gitmeyecek. Onun daha adil ve özgür bir dünya için verdiği mücadeleye borçluyuz.” şeklinde ifadeler kullandı.

Biden’ın geleneksel Demokrat Parti politikalarına dönüşü bile Amerikan demokrasisine nefes aldıracaktır. İç politikada kutuplaşmanın sona erdirilmesi Amerika için en elzem konudur. Bu noktada Biden yönetiminin kutuplaşmayı en aza indirmek için daha fazla çaba harcayacağı muhtemeldir.

Fakat burada benim dikkat çekmek istediğim bir husus var. Biden’ın Amerika’nın son otuz yılını inceleyip yapılan hataları iyi analiz etmesi gerekmektedir. Çünkü son otuz yılda dış politikada yapılan hatalar yüzünden dünyada Amerika’nın içeride demokrat olsa da dışarıda demokrat olmadığı algısı var. Bunun değiştirilmesi için gerekli adımların atılması gerekmektedir. Biden’ın da ısrarla belirttiği gibi artık Amerikan dış politikası ve iç politikası oldukça birbiri içerisine geçmiştir ve arada kalın bir çizgi yoktur. Fakat bu noktada ben oldukça umutluyum. Çünkü Başkan Biden Amerikan diplomasisini iyi tanıyor, kurumsallaşmaya önem veriyor ve evrensel insani Amerikan değerlerinin değerini bilen ve bu değerleri daha iyi benimsemiş bir lider. Biden’ın geçmiş deneyiminin ve Amerikan değerlerine önem verişinin Amerika için büyük bir kazanç olduğunu düşünüyorum.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir