Ali Bulaç Yazdı: Fiyatları kim belirler?

30.07.2022

Bir soru üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun verdiği cevap çeşitli spekülasyonlara, yerli yersiz polemiklere yol açtı. Soru, piyasa fiyatlarının belirlenmesiyle ilgiliydi. Kurul’un verdiği cevap metni şöyle:

“İslam dini, alım satım akitlerinde kesin bir kâr haddi koymamış, bunu piyasa şartlarına bırakmıştır. Konuyla ilgili olarak Allah Resûlü (s.a.s.), fiyatlar artmaya başladığında kendisinden bu duruma müdahale etmesi istendiğinde şöyle buyurmuştur: “Şüphe yok ki, fiyatları tayin eden, darlık ve bolluk veren, rızıklandıran ancak Allah’tır. Ben sizden herhangi birinin malına ve canına yapmış olduğum bir haksızlık sebebiyle o kimsenin hakkını benden ister olduğu halde, Rabbime kavuşmak istemem.” (Ebû Dâvud, İcâre, 15; Tirmizî, Bûyû’ 73) Ayrıca Hz. Peygamberin (s.a.s.), kendisine kurbanlık bir koyun satın alması için para verdiği Hakîm b. Hizâm’ın bir dinara satın aldığı koyunu iki dinara satıp, sonra bir dinara bir koyun satın almasını (diğer bir rivayette bir dinara satın aldığı iki koyundan birisini bir dinara satmasını) kınamamış, üstelik ona hayır duada bulunmuştur (Ebû Dâvûd, Büyû’, 28; Tirmizî, Büyû’, 34).

Fakihler de bundan hareketle kâr haddinin eşyadan eşyaya fark edebileceğini, bu sebeple de kesin bir takdir yapılamayacağını söylemişlerdir (Kâsânî, Bedâi’, V, 129). Bununla birlikte piyasada suistimaller olduğu, karaborsacıların devreye girerek halkı mağdur ettikleri, özellikle halkın zaruri ihtiyaçları sayılabilecek mallarda aşırı fiyat artışları yaşandığı durumlarda, kamu otoritesinin fiyatlara müdahale etme (narh koyma) yetkisi vardır (Merğînânî, el-Hidâye, VII, 226). Aşırı fiyatın tespitinde ise bilirkişilerin günün piyasa şartları içerisindeki belirlemeleri esas alınır.”

Cevabın neye göndermelerde bulunduğunu bilmiyoruz. Enflasyon ve fiyat artışlarının herkesin şikayetine konu olduğu bir zamanda bu cevap uzak mesafeden iktidara destek olabilir mi?

Böyle düşünenler var ama bizim elimizde kanıt yok, nihayetinde böyle bir amaç güdülmüşse de, bu “niyet”le ilgili olduğundan, kimsenin iç dünyasında beslediği niyeti bilemeyeceğimizden, biz konunun kendisiyle ilgili fikrimizi belirtelim. Kritiğimize konu olacak husus zamir değil, zahirdir.

Hadis’in bize neyi anlatmayı murad ettiğini anlamak için Kur’an ve Sünnet kaynaklarında yer alan “İslam’ın dili”nin bilinmesi lazım. Bu dil bilinmediğinde lafızlardan tuhaf manalar çıkarmak mümkün. Bu açıdan düz literal (lafızcı) okuma bazen sakıncalı olduğu gibi, “din dilinin ana özellikleri” bilinmediğinde da çok daha büyük yanlışlık anlamlar çıkarılabilir. Nitekim bu tartışmada laik kesim bu dili bilmediğinden akla ziyan görüşler, suçlamalar yapmışlardır.

Hadis’in belirttiği “fiyatları Allah takdir eder” hüküm cümlesi arz ve talep yasasına atıftır. “Allah’ın takdiri”. O’nun sünneti/yasası demektir. Devlet veya birileri dilediği gibi fiyat tayin edemez. Piyasa kendi fıtri yasalarına göre işler bu işleyişi karaborsa (ihtikar) veya fahiş narh engelleyecek olursa bu kanun marifetiyle engellenir.

Diyanet’in cevabında problem yok. Açıklama biraz zayıf kalmış olabilir.

Kozmik yasa, tabii yasa gibi iktisadi yasa da var ki bu yasalar ilahi sünnettir yani takdir-i ilahidir. Açık ki, büyük emek harcamayı gerektiren malın fiyatı yüksek olur, ormandan toplanan odun ile denizin en tehlikeli yerinden elde edilen incinin fiyatları aynı olamaz. Nedret fiyatları tayin eder. Ürünlerin yapısı da fiyatta rol oynar. Demir ile altın madendirler ama altının fiyatı demirden veya diğer madenlerden her zaman daha yüksektir. Devlet, demirle altının fiyatlarını kanun çıkarmak suretiyle eşitleyemez.

Takdir-i ilahi, Allah’ın vaz’ettiği yasalar mecmuasıdır. Fay hattı üzerinde çürük malzeme ile ev kuranlar orta büyüklükte bir depremde canlarından ve mallarından olabilirler. Fay hattı üzerinde çürük malzeme ile evin yıkılması takdir-i ilahidir yani Allah’ın koyduğu değişmez yasadır. Tarihte ve toplumsal olaylarda da hükmünü icra eden yasalar (sünen) vardır; şartlar oluştuğunda yasalar hükmünü icra eder: “(Bu,) Allah’ın öteden beri sürüp giden sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın.” (48/Fetih, 23)

Piyasaya müdahale edilmeyeceği hüküm cümlesi liberal ekonominin en temel önermesidir. Sosyalizmin anahtar cümlesi “piyasaya müdahale”dir. Liberal iktisat teorisi, piyasayı doğru yönlendirdiği iddia edilen bir “gizli el” kavramına dayanır. Kimse, bu gizli elin ne veya kime ait olduğunu teşhis edebilmiş değil. Tanrı da olabilir, tabiat yasası da.

Elbette bundan “İslam veya haşa Allah) liberal iktisattan veya kapitalizmden ya da kötü yönetilen iktisat politikalarından yanadır” anlamı çıkmaz. Ancak iki doktrinin de mahzurları ve başarısızlıkları deneysel olarak görülmüştür. İslam, kendi tabii halinde piyasaya müdahaleye karşı ama hem belli bir zümrenin salt çıkarını gözeten hem de genel üretici sınıf ve tüketicilerin aleyhinde binbir hile ve enstrümanla yapılan müdahalelere de kapıyı kapatmıştır. Dünyadaki servetin yarısının 80 kişinin elinde toplandığı bir iktisadi düzen ne İslamidir ne ahlakidir. Zaruri müdahaleler yapılmadığında, liberal kapitalizmin serbest sularında timsahlar ördekleri avlamaktadır.

Hz. Peygamber piyasanın tabii yasasını işler kılmak isterken karaborsa, tekel veya tröst gibi tabii olmayan müdahaleleri şeriatın yasaklarıyla engellemek istemiştir. İslam’ın nihai ve asli hedefi olan denge, vahşi kapitalist piyasa ile devletin kuklası sosyalizm arası iktisadi önermeye dayanır.
Ben Medine Sözleşmesi üzerinde çalışırken Medine pazarının hep bu temel ilkeye göre işlediğini gördüm. Daha liberaller ve sosyalistler tarih sahnesine çıkmamışlarken. Hz. Peygamber (s.a.) bu hem reel hem ideal iktisadi dengeyi kurmayı başarmıştı.

Medine iktisadi örfü budur.

Ali Bulaç’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.