Ali Bulaç Yazdı: Oruç üzerine

27.03.2023

  1. Oruç üzerine
  1. Temelsiz tezler, keyfi fetvalar

Haşa, Allah’la konuştuğunu iddia eden bir “çakma Mesih” geçen sene “İptal ettim, oruçluyken su içebilirsiniz” diye bir beyanda bulundu. Gerekçesi şu:

“Su içmenin sağlık açısından zorunluluk olduğunu, uzun süre susuz kalmanın zararlarını biliyorsunuz. Su içmenin orucu bozacağına dair dînî ahkâmı iptal ettim. Oruç tutanlar, su içersek orucumuz bozulur diye endişe etmesin; suyunu içsin, orucuna devam etsin.”

Daha önce de İranlı âlimlerinden Ayetullah Esedullah Beyat Zencani, susuzluğu giderecek kadar su içmenin orucu bozmayacağını ifade ettiğini açıklamıştı: “Oruç tutup fakat susuzluğa dayanamayanlar, susuzluklarını giderecek kadar su içebilirler. Böyle bir durumda oruç bozulmaz ve kaza yapmaya da gerek yoktur.”

Bir sohbet grubunda bir zat bana şu soruyu yöneltti:

“Sevgili Ali Bulaç Hocam. Sol böbreğimde küçük ama su içmediğimde canımı ziyadesiyle yakan bir taşım var. Bu sebeple son bir kaç yıldır oruçlarımı yarım yamalak tutabildim. Oruç ibadetinin böbrekleri çok yorduğu sizin de malûmunuzdur. Benim oruç tutasım var. Dilediğimce su içerek oruç tutmak niyetindeyim. İki konuda fikirlerinizi istirham edeceğim. İlki ben su içerek bir bakıma paşa orucu tutsam usulüne göre tutmadığım için her güne 61 gün ceza yer miyim? Ya da benim arzu ettiğim şekliyle oruç tutsam nasıl olur?”

 

“İkinci sorum: Yine oruç tutmak isteyen fakat böbrek fonksiyonları için endişe eden, sağlıklı insanlar öğlen vakti en azından bir bardak su içseler bu hassas tabiatlı, böbreklerinin de onlara birer emanet olduğunu düşünen insancıklara Cenab-ı Hak kızar mı? Şimdiden alâkanız için teşekkür ederim.”

Suali soran beyefendiye şu cevabı verdim:

“Önce acil şifalar dilerim. Böylesine bir rahatsızlığınız varsa fidye ödemeniz yeter. İslamiyet kolaylık dinidir. Oruç sadece Allah için tutulur, ecrini kabul edecek olan da yüce Allah’tır. İbadetlerin şartları ve erkânı maksadı kadar önemlidir. Benim kanaatim su içilerek oruç olmaz, mücbir bir sebep varsa fidye vermek daha iyidir, hele afetzedelerin ve mültecilerin durumu ortada iken.”

Ancak cevabım tatmin etmedi ve konuyla ilgili grupta şöyle bir tartışma başladı:

A Şahıs- Uzun süre susuzluk, hele yaz orucunda çok riskli, ben açlığın insanın nefsi isteklerine olan etkisini anlıyorum, belki bir açıdan sağlık için de zararsız ve iyi olabilir. Ama su içmeden yaz oruçlarının zararlı olduğu kanaatindeyim.

B Şahıs- İranlı Ayetullah yıllar önce bu fetvayı verdi. Ne gerici İran’da, ne cahil ve yobaz Sünni dünyada bir tartışma bile olmadı.

A Şahıs- Oruç Yahudiliğe kefaret, işlenen günahın bedeli gibi nefse eziyet etme mantığı ile girmiş olma ihtimali yüksek. Yahudiler, Bâbil sürgününden sonra çeşitli faktörlerin etkisiyle kurbanın yanında dua, sadaka, oruç vb. kefaret vasıtaları da kullanmaya başlamışlardır. 70 yılında mabedin yıkılması toplumu derinden etkilemiş ve günahtan arınma amaçlı kefaret uygulamalarında köklü değişiklikler meydana getirmiş.

İslam yahudiliğin bir Mekke kopyası gibi. Peygamberimiz Medine’de yahudiler oruç tutuyor diye, pazartesi ve perşembe oruçlarına başlıyor. Sonra politik olarak yahudilerden kendini ayırınca, Medine’de ramazan orucu tutuyor. Ben İslam’ın yahudilere küsünce kendi sınırlarını farklı belirlediğini düşünüyorum. Ramazan orucu da, Kudüs yerine Mekke’yi kıble kabul etme de tepkisel bir uygulama olma ihtimali yüksek.

B Şahıs- 8 yıl oruç tutuyor peygamberimiz. Şubat’ta başlıyor, ocak oruçları ile de vefat ediyor. Yani en uzun 11 saat falan tutuyorlar. Saat de yok aslında, günün yarısın tuttuklarını, yarısında yediklerini düşünüyorlar. Talihsizlik bizim gibi kuzeyde yaşayıp yaz-kış uzaması olan coğrafyada din büyük mezheplerce organize edilirken bilim yok idi. Bu nedenle kuzeyde de Mekke ve Kur’an ayetleri tutar zannettiler. Oysa namaz, oruç gibi güneşe dayalı ritüeller kuzeye ve güneye gidildikçe komik bir hal alıyor. Ama dogmatik dinde akla yer yok.

A Şahıs- Yazın Danimarka 21 saat oruç tutar iken, Arjantin’in güneyi 9 saat oruç tutuyor, bunu günümüz din bilginleri (?) göremiyor.

C Şahıs- Bir de bakara 184 sorunu var: “Orucu tutmakta zorlananlar” şeklinde geçen “yutîk-ne (yutikune-hu olması lazım. AB.)” fiili gerek dil bilimi, gerekse kıraat şekilleri bakımından farklı manalara müsait olduğu için bu kısmı, “orucu tutabilecek durumda olanlar” şeklinde anlayanlar da olmuştur. Bu ikinci anlayışa göre başlangıçta, müminler oruca alışıncaya kadar böyle bir seçenek getirilmiş, oruç tutabilecek durumda olanların da isterlerse fidye vererek bu ibadeti yerine getirmelerine izin verilmiş, sonra bu izin kaldırılmış ve gücü yetenlerin orucu tutmaları gerekli kılınmıştır.

Bizim tercüme ettiğimiz şekil ve katıldığımız manaya göre, ya bünyesi veya içinde bulunduğu durum ve şartlar sebebiyle orucu zor tutan, oruç tutmakta zorlanan, devam ettiği takdirde hasta olmaktan veya mecbur olduğu işin… (Not: 2/184’te geçen “yutik-ne” fiiline ileride durma fırsatımız olacak. AB.)

A Şahıs- Ben orucun psikolojik, sosyal ve ekonomik sağlıklı halde, manevi olarak insana katkısı olacak bir motivasyon ile tutulmasının kültürel olarak faydası olacağını düşünüyorum. Ama günümüz şehir hayatında sosyal, psikolojik ve biyolojik tam bir iyilik hali olmadan kendini sadece “eller ne der diye” oruç tutmaya zorlamanın komik ve ilahi olarak da gülünç olduğunu düşünüyorum.

B Şahıs- Ali abinin klasik fıkıh ile düşünmesi normal, çünkü yıllardır bu bilgiler ile zihnimiz kodlanmış. İran’da da Ayetullah’ın fetvasına karşı çıkış sebepleri de gelenek. Ali abinin kaçırdığını düşündüğüm kısım, dinin çok sert tabiatlı ve siyah -beyaz hayata bakan ve yaşayan Mekke insanlarının akıl ve vicdanları ile şekillenmiş olma ihtimali. Tabii Kur’an’ı, insanlardan yalıtılmış bir tanrı kitabı gibi görünce bu da normal.

Ben Mekke akıl ve vicdanının Kur’an ve sünnete etkisinin çok olduğunu görüyorum. Bir de bilimin yok oluşunu. Şimdi hayatı siyah -beyaz bakan ve gri alanları pek göremeyen bir toplumda ya kafir ya müminsizdir, arası yok. Ya dost, ya düşman, ya oruç tut- ya ye, toptancı ve insanların farklılıklarını göremeyen bir indirgeme. Mekke’de hasta ve şifa biliniyor idi. hasta isen yer, şifada isen tutarsın. Peki, hasta değil ama gizli veya potansiyel hasta, ya da bilmedikleri psikolojik hastalıklar ne olacak? Ya da adam oruca o kadar alışmış ki yaşlı, hasta ama yemeye korkuyor, ne yapacağız? İnsan psikolojisini hiçe mi sayacağız? Ona saygı duyup manen Tanrı’ya görevini yaptığı hissi oluşturmak makul değil mi? Bu geleneksel fıkıhta yok. 5 yıl sonra şekeri çıkacak metabolik sendromlu, ya da şekeri 150 sınırlarında gezip kendini iyi hisseden biri, suyunu içip orucunu tutar, kuzeyde uzun yaz kışlarında insanlar az miktar su içerek oruç tutar, yaşlılar su içerek oruç tutar türünden naif, ince ve estetik fıkıh yok. Çünkü kaba bir köylü ve kasaba bilinci hâkim İslam fıkhına

A Şahıs- Bu konuda bir başka bakış açısı da var. Neden oruç gibi acı verici ibadetler daha fazla haz verir. Bu derinlerde bir yerlerde, kendimizi ispat için, en fazla fedakârlığı vererek ispat etme mekanizması ile ilgili. Sevdiğiniz kıza, patrona, krala en fazla fedakârlığı yaptığınız takdirde, onun gözünde değerli olduğunuz öğrenilmişliği, Tanrı’yı da insan biçimli algılayınca, ona en büyük fedakârlığı yapana en büyük ödül verilecek beklentisini besler, Tanrı’ya canını verene, cennette en lüks makam verilir.  Bunun için çocuk iken orucu tam tutunca büyüklerimizin aferini, bizleri fedakârlık ve haz döngüsüne bağımlı kılar.

B Şahıs- Hıristiyan keşişleri, uzlete çekilince, perhiz ve ibadet ile bedenlerine acı vererek tanrısal haz duyarlar.

  1. Farazi tezin kritiği

Gruptaki zatların oruçla ilgili yürüttükleri mükâlemenin kısa bir analizini yapmaya çalışalım.

İlkin diğer konularda olduğu gibi oruç konusunda da yukarıda verilen hüküm cümlelerinin gerisinde şu öncüller yatmaktadır:

  1. Dinler insan tarafından formüle edilmişlerdir. Dolayısıyla her dini hüküm ve vecibeyi doğuran tarihsel şartlar ve toplumsal durumlar vardır.
  2. İslamiyet kendisinden önceki kadim kültür ve medeniyetlerden, özellikle Yahudilik ve Hristiyanlıktan etkilenmiş eklektik bir dindir
  3. İtikadi ve fıkhi hükümleri belirleyen Arap yarımadasının kendine özgü maddi, sosyo politik ve ekonomik kültürel ortamıdır. Birçok hüküm karşı (hasım-düşman) tarafın tutumuna bir tepki olarak vaz’edilmiştir.

Bu öncülleri dini mesaj ve tutumları açıklamaktan yoksun birer faraziye olarak gördüğümüzde, yukarıdaki mükalemede sözü edilen hüküm cümlelerinin yanlış olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki:

  1. Oruç ilk defa Yahudi şeriatında görülmüş bir ibadet olmayıp, işlenmiş günaha karşılık bir kefaret de değil. Formları ve rükünleri farklılık gösterse bile ilk insan toplumlarından beri süregelen bir ibadettir. Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta şeriat, kavmin veya insanın günahkâr tabiatına verilmiş bir ceza iken, İslam’da şeriat dünya ve ahret mutluluğuna götüren güvenilir yoldur. İslam bakış açısından oruç, iddia edilenin aksine insanın işleme ihtimali olan cürümlere (suç ve günah) karşı iç dünyasında ruhsal ve ahlaki güçlü mukavemet potansiyeli oluşturmak, bunun yanı sıra ilahi tabiatını dünyevi tabiatını denetleyebilmesini sağlamaktır.
  2. Fıkhın tedvini tarihsel bir olaydır, içtihatları belirleyen asli faktör bilim değil, insanın ve toplumun maslahatı, zararlardan korunması ve yasa koyucunun maksadına uygun hukuki çözümler bulunmasıdır. Fıkıh ile, bireysel düzeyde kişi lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilir; toplumsal düzeyde zararların önlenmesine, faydanın sağlanmasına çalışılır. Yeri geldiğinde bilimin verilerine başvurulur. Mesela eskiden suyun temiz olup olmadığını anlamak için rengine, tadına ve kokusunu balkırken, bugün labratuvarda kalitesini anlamak mümkün.
  3. Kuzey ülkelerinde ve kutuplarda oruçla ilgili sorun elbette yetkin müçtehitler tarafından ele alınmayı hak eder, aciliyet kesbeder. İçtihatlar, ilaç gibidir, kullanım tarihi için geçerlidir, miadı dolmuş ilacı kullanmak nasıl şifa yerine hastalığa yol açıyorsa, zamanı geçmiş içtihat da sorun çözmez, sorunun parçası olur.
  4. Fidye hükmü kaldırılmış değil, Bakara, 184. Ayeti yerinde durdukça bu hüküm de yerinde duracaktır. Fidye, oruç tutamayacak durumda olan insanlara, toplumun yararına matuf harikulade bir hükümdür. Su içerek oruç tutulacağını öne süren sahte Mesih ve şaşkın Ayetullah, yoksulların hakkına tecavüz etmektedirler.
  5. Eğer böbrekler su içme zarureti varsa, sıkça şekeri düşen bir diyabetliye günde bir iki kâse çorba içme ruhsatı da verilebilir. Bu hükmü tersine çevirmek demek Allah’ın hakkının ihlalidir.
  6. Orucun şehir hayatında zor tutulabildiği konusu görecelidir. Herkes için söz konusu olmaz. Benim kanaatim şu ki, sanki yüce Allah, 11 ay son derece hızlı ve yorucu süren hayat temposunun senede bir 1 ay yavaşlatılmasını, insanın dikkatinin manevi ve melekût âlemine çevrilmesini murad etmiştir. İslami hükümlerin genel geçer olduğu bir dünyada özel, sivil ve kamusal hayatın yavaşlatılması arzu edilir. Sivil ve kamusal alanda tempoyu yavaşlatma mümkün değilse, bireysel düzeyde imkânı olanlar bunu yapabilirler.
  7. Kur’ani hükümleri ve Sünnet’i Mekke’nin vicdanı veya Medine’nin sosyo politik şartları değil, aksine Kur’an ve Sünnet, vahye muhatap olanların ve kıyamete kadarki insan toplumlarının vicdanını uyandırmaya, sosyo politik ve ekonomik hayatlarını özgürlük, güvenlik, ahlak, hukuk ve ihtiram zemininde inşa etmeye matuf hükümler mecmuasıdır. Sosyal çevre faktörlerini pozitivistçe kullanan bilimcilerin ve tarihselcilerin anlamadığı husus şudur: Tarihsel şartlar ve toplumsal durumlar hükümlerin teşekkülünde etkileyici olup belirleyici değildir. Belirleyici olan, sosyal çevreye göre hüküm vaz’edilmiş değil; vaz’edilen hükümlerle sosyal çevre ve tarihsel şartların değiştirilmesini, insanın ve toplumun süregelen hayatının vahiy ile ilahi murada göre –devrimle veya ıslah ile- değişmesini sağlamaktır.
  8. İslam siyah ile beyaz arasında gri bir alan tanımadığı iddiası hem Kur’an hem Sünnet’le şekillenen tatbikatla doğrulanmamaktadır. Şöyle ki:

aa: Peygamber’in Medine Sözleşmesi’nde sözleşmesinde yer alan sosyolojilerden biri “Müslüman müşrikler” olup bunlar toplumsal sözleşmeye uymayı kabul eden putperest Medinelilerdir.

bb: Kur’an açıkça “Kitap ehli’nin bir olmadığını” belirtip içlerinde “iyi insanlar”ın olduğunu söyler (3/Al-i İmran, 113). “Yahudi, Hıristiyan ve Sabiilerden iyiler korkmayacak ve mahzun olmayacaklardır (5/Maide, 69).

cc: Yine Kur’an, açıkça “düşmanlığın sadece zalimlere olduğun”u beyan eder (2/Bakara, 193).

      ı. Son olarak oruç, kendini krala, otoriteye, Tanrıya beğendirme derdinde olan alt derecedeki insanın çektiği acı mıdır?

Bu vb. soruları ay boyunca ele almaya çalışacağım inşallah!

Ali Bulaç’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.