Altan Tan Yazdı: ABD Başkanlık Seçimi ve Türkiye

12.01.2021

Hemen her konuda olduğu gibi ABD Başkanlık seçimi de Türkiye’yi ikiye böldü.

Her ne hikmetse iktidar, ABD’nin gelmiş geçmiş en çok tartışılan Başkanı Trump’a “kanka” muamelesi yaparken, başını CHP’nin çektiği muhalefet ise Biden’i kendilerini Tayyip Erdoğan’dan kurtaracak bir “he-men” olarak gördü.

Bizim muhalefetin yaklaşımını kısaca özetlemek gerekirse Trump;  milliyetçiliğin, yabancı düşmanlığının, , pervasızlığın, otoriterliğin ve tek adam diktatörlüğünün; Biden ise insan hakları ve özgürlüklerin, hukukun, liberalizmin ve demokratlığın temsilcisi.

Biri şeytan, öbürü melek!  

İktidar ve muhalefetin neden böyle bir algı içerisine girdiklerini uzun uzadıya anlatacak değilim.

Bu konuyla ilgili aylardır yazılıp çiziliyor. TV ve gazetelerde yüzlerce yorum çıktı.

Cumhuriyetçiler ve Demokratlar’ın ne olup olmadıkları da ayrı bir mevzu.

Konuyu basite ve daha anlaşılabilir bir seviyeye indirecek olursak, öncelikle şu soruları sormamız ve olabildiğince doğru cevaplamamız gerekiyor:

1) Cumhuriyetçiler ve Demokratlar’ın ABD iç siyasetine yaklaşımları nedir?

2) Yine aynı şekilde her iki partinin dış siyasetleri (dünya siyasetleri) ve varsa birbirlerinden farklı yanları nelerdir?

Cumhuriyetçi Parti geleneksel Hıristiyan, (dindar-muhafazakâr) içe kapanık ve geleneksel çok çocuklu ABD toplumunu temsil ederken; Demokratlar azınlıklar ve siyahilere daha hoşgörülü, kürtaj hakkından eşcinsellere kadar geleneksel toplumun dışladığı tüm çevrelere yakın ve sosyal içerikli politikaları savunurlar.

Bazılarının tanımlamasıyla Cumhuriyetçiler ABD’nin “İç Anadolu”sunun, “Yozgat, Konya ve Erzurum”unun; Demokratlar ise başta New York ve Los Angeles gibi sahil megapollerinin “İzmir ve Antalya”nın partisidir.

Dış siyasete gelince; tabii ki her iki parti de dünya patronluğunda iddialı, ancak “yoğurt yiyişleri” farklı!

Trump’u destekleyenler, gittikçe yoksullaşan ve yoksullaşmalarının esas sebeplerini kavramadan göçmenleri ve ABD’nin dış politikalarını suçlayan kitleler.

Başta Spanikler (İspanyolca konuşan Latin Amerikalılar) olmak üzere, nüfusları her geçen gün hızla artan dünyanın her tarafından akın akın ABD’ye göç edenler ve özellikle de Müslümanlardan rahatsız olanlar, kendilerini ABD’nin öz evlatları olarak görüyorlar.

Trump, ABD’nin öncelikle içe dönmesi ve kendi vatandaşlarının sorunları ile daha çok ilgilenmesi gerektiğini savundu, en önemli adım olarak da tüm Çin mallarına %30 vergi koydu.

Ancak tüm bu içe dönüş politikalarının yanında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı, Suudi Arabistan’ı açık açık ‘Sizi biz koruyoruz, biz olmasak ayakta duramazsınız’ diyerek 100 milyar dolarlık silah almaya zorladı ve Suriye’nin kuzeyindeki petrol bölgesine fiilen el koyarak, ağırlığını Kürtlerin oluşturduğu yapıya binlerce tır silah verdi.

Trump, dünyadaki bloklaşmada İngiltere ve Rusya ile birlikte yol almak isterken; Biden’ın temsil ettiği güçler ise başını İngiltere merkezli küresel sermayenin çektiği Rusya-Çin bloğuna karşı, Avrupa Birliği ile birlikte savaşmayı savunuyorlar.

İngiltere, Rusya ve Çin’e karşı, ABD-Avrupa Birliği; kısaca Biden-Merkel ittifakı.

Bizim muhalefetin zannettiği gibi -sadece Trump’un değil- Biden’ın da öyle hak hukuk, özgürlükler, demokrasi… gibi takıntıları yok!

Daha dün Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Mısır diktatörü Sisi’ye  “Legion d’Honneur” nişanı verdi.

Bundan sonrası için bizi ilgilendiren en önemli sorular ise şunlar:

Biden’ın Türkiye ve Ortadoğu siyaseti ne olacak?

Biden, Türkiye içinde ve dışındaki Kürtlerle ilgili nasıl bir tutum alacak?

Suriye sorununu nasıl çözecek/çözmeye çalışacak?

Türkiye ve Ortadoğu’yu de stabilize edecek, karıştıracak ve parçalayacak kontrollü bir kaos politikası mı uygulayacak; yoksa bölgede tüm taşların yerli yerine oturacağı/oturtulacağı ve Türkiye dahil tüm bölgeye barış, huzur ve demokrasi getirecek bir yol mu takip edecek?

İsrail’e ve Filistin sorununa yaklaşımı Trump’un politikalarından farklılaşacak mı?

Bu sorular, Biden’ın gelişine sevinen bizim muhalefetin de acilen cevaplandırması gereken sorular ve tabii ki AK Parti iktidarının da.

Bu sorulara tatmin edici cevaplar bulmadan, iktidarın da muhalefetin de peşinen pozisyon belirlemeleri yanlış.

Ha! Bir de şu var:

Biden ne yaparsa yapsın bizim daha çoğulcu, daha özgürlükçü, daha demokrat, doğru düzgün üreten ve hakça bölüşen huzurlu ve müreffeh bir ülke oluşturmak gibi bir mecburiyetimiz var.

ABD-Türkiye, Biden-Erdoğan ilişkisinin muhtemelen nasıl bir yola gireceği öngörüsü ise başka bir yazı konusu.

Altan Tan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir