Altan Tan Yazdı: Kandil’deki Fotoğrafın Hikayesi

09.03.2021

Çocukluktan gençliğe geçtiğimiz yıllarda Allah rahmet etsin yaşlı bir akrabamız; henüz 13-14 yaşındaki haşarı torununa kendi eliyle sigara verir, ‘İç oğlum iç, bir şey olmaz büyüdün artık, sigara içmek erkekliğin şanındandır, sigara içmeyene erkek mi denir’ diyerek bir de gaz verirdi.

Benim gibi hayatı boyunca tek bir sigara bile ağzına koymamışları ise ‘erkekten’ bile saymazdı.

Tayyip Erdoğan’ın henüz karada, denizde, havada sigarayı yasaklamadığı, köy odalarında, kahvehanelerde ve hatta şehirler arası otobüslerde dumandan göz gözü görmediği yıllardı.

‘Vur dumana gel imana’

‘İster zengin ol, ister fukara,

Her yemekten sonra yak bir sigara’ tekerlemeleri herkesin ağzındaydı.

Torununa ara sıra kendi eliyle sardığı kaçak tütünden de ikram eden dede, haşarı torun bazı isteklerini yerine getirmediği zamanlarda ise bu sefer oğluna bağırarak ‘Hiçbir şeyden haberin yok! Bu serseri seni ayakta uyutuyor, bu yaşta sigara içiyor, hiçbir şey demiyorsun, ne biçim babasın!’ diyerek torununu ihbar ederdi.

Her şeyin farkında olan fukara oğul, babası ile oğlu arasında kalır, dedenin bu yaptıklarına bir anlam veremeyen yeni yetme torun ise ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırırdı.

İmralı Sürecinde yer alan benim gibilerin durumu da aynen o gariban torunun hali gibi!

Ne alakası var veya abartıyorsun demeyin!

İnanın Allah’tan, fazlası var eksiği yok!

Bildiğiniz gibi  ‘Kendi gitti, adı kaldı yadigar’ Çözüm Süreci 23 Şubat 2013 günü start aldı.

Benim de içinde olduğum Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’den oluşan 3 kişilik heyet İmralı Adası’nda PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüştü.

Bu görüşmeye kendi talebimiz veya canımız istediği için değil; devletin PKK lideri Abdullah Öcalan ile yürüttüğü Çözüm Süreci çerçevesinde gittik.

Adaya gidecek heyeti bizzat devlet yetkilileri (Öcalan ile birlikte olduğu söylendi) belirledi.

İmralı’ya Türk Hava Yolları tarifeli uçuşu, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Hatları seferi  ve Üsküdar- Kabataş arasında seyrü sefer eden özel takalar da bulunmadığından devlete (MİT ve Kamu Güvenliği Müsteşarlığı- Sahil Güvenlik…) ait bir kosterle gittik.

Adaya giderken de, gelirken de, Öcalan ile küçük bir odada, küçük bir masa etrafında görüşürken de hemen yanı başımızda devlet görevlileri vardı.

Bir hafta sonra Öcalan’ın Kandil’deki arkadaşlarına kendi el yazısıyla yazdığı mektup PTT veya yurt içi herhangi bir kargo şirketi ile değil, bizzat MİT tarafından arkadaşlarımıza teslim edildi.

İstanbul Atatürk Hava Limanı’ndan gazetecilerle birlikte Süleymaniye’ye hareket edildi. Süleymaniye Havaalanı’nda heyeti Celal Talabani’nin eşi Héro Talabani karşıladı ve yine gazetecilerle birlikte şehre hareket edildi.

Ertesi gün yine belli bir noktaya kadar gazetecilerle birlikte gidildi.

1 Mart 2013 günü saat 20.00 de Gülten Kışanak, Aysel Tuğluk, Altan Tan, Selahattin Demirtaş, Ahmet Türk ve Sırrı Süreyya Önder’den oluşan görevli heyet, mektubu Kandil’de Murat Karayılan’a teslim etti.

Mektubun teslim edilmesinden sonra Murat Karayılan ‘Bu gecenin bir anısı olarak fotoğraf çekelim’ dedi.

Bazı arkadaşlar tereddüt ederek ‘Süreç hassas, böyle bir fotoğraf süreci sabote etmek isteyenler tarafından kullanılabilinir’ diyerek fotoğraf çekilmesine engel olmak istediler.

Ancak Murat Karayılan ‘Asla! Böyle bir şeye izin vermeyiz, biz sadece kendi arşivimiz için istiyoruz, herhangi bir şekilde servis edilmesi mümkün değil!’ dedi.

Bu kesin teminat üzerine heyet o şartlarda daha fazla direnmedi/direnemedi ve o ‘meşhur’ fotoğraf çekildi.

Murat Karayılan’ın ‘Asla! Böyle bir şeye izin vermeyiz, biz sadece kendi arşivimiz için istiyoruz, herhangi bir şekilde servis edilmesi mümkün değil!’ dediği fotoğraf ertesi gün biz daha Türkiye’ye dönmeden tüm Avrupa ve Türkiye basınına servis edildi, gazete ve TV kanallarında çarşaf çarşaf yayınlandı.

O günün ‘Görev’ şartlarında devletimiz bir şey demedi; heyet hakkında herhangi bir soruşturma ve dava açılmadı.

Aradan 8 yıl geçtikten sonra bugün bu fotoğraf AK Partili bakanlar tarafından TBMM kürsüsünden ‘Terör işbirlikçiliğine’ delil olarak gösteriliyor; müebbet hapisle yargılandığımız mahkemelerin dosyasına delil olarak konuluyor!

Bizim durumumuz dedesinin elinde oyuncak olan gariban torunun durumundan daha beter!

O hiç olmazsa babasının birkaç tokadıyla kurtuluyordu; bizler ise ağırlaştırılmış müebbet hapis ile yargılanıyoruz.

Ne dersiniz? Abartıyor muyum?

Altan Tan’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir