Faysal Mahmutoğlu Yazdı: Büyük Acı: Gare Katliamı

20.02.2021

Gare’ye yapılan operasyonla altı yıldan beri PKK’nın elinde bulunan asker ve polislerden oluşan 13 kişi yaşamını yitirdi. Ölenlere Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Terörün her türünü lanetliyorum.

Gare, PKK için Kandil’deki ana karargahından sonraki en önemli merkezi. Örgütün eğitim ve lojistik üssü. Ayrıca örgütün hastane ve hapishanesi burada bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Şubat günü müjde vaat etti. “Çarşamba günü millete sesleniş konuşmamızı özellikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Sizlere birçok güzellik takdim edeceğim.” dedi. Çarşamba günü herhangi bir açıklama yapılmadı. 10 Şubat müjde günü 41 uçakla Gare dağına yönelik operasyon başlatıldı. İki saat sonra da helikopterle kara harekâtı başlatıldı. 14 Şubat günü Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar 50 PKK’lının etkisiz hale getirildiğini, mağarada tutulan 13 vatandaşın cansız bedenine ulaştıklarını açıkladı.

Yetkililerin açıklamalarından, bu operasyonla uzun süreden beri PKK’nın elinde bulunan 13 kişinin kurtarılmasının ve Duran Kalkan ile bölgeye gittiği tahmin edilen Murat Karayılan’ın yakalanmasının hedeflendiği anlaşılıyor. Ancak ister istemez herkes şu soruları hemen sormaya başladı: Bu nasıl bir kurtarma operasyonu? 41 uçakla bombalanan bir yerde kim nasıl sağ çıkartılacak? Uzmanların aktardığına göre, böyle bir operasyonla rehineleri kurtarma ihtimali yüzde 20’yi geçmez. Ayrıca uçaklar bombalama yaparken mağaradaki rehinelerin infaz edilme tehlikesinin önüne geçme imkânı var mı? Rehine kurtarma operasyonunda kitlesel rehine ölümleri ve rehinelerin kaçıranlar tarafından infaz edilmesi yüksek bir ihtimaldir. Ve nitekim PKK da elindeki rehineleri infaz etti.

Operasyonu Cumhuriyet’e değerlendiren Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, operasyonun “açık bir başarısızlık örneği” olduğu ve “operasyonun arka planında aşırı yükselen özgüven ve kısa vadeli başarı elde etme arayışı yatmaktadır.” dedi.

Ateş düştüğü yeri yakar. Hepimiz çok üzüldük ancak bedeli hayatlarını kaybedenler ve aileler ödedi. Anneler her gece yatmadan önce evlatlarımız hangi mağarada, hangi koşullarda tutuluyorlar diye düşünmüşlerdir. Sabah uyandıklarında ilk akıllarına gelen evlatları olmuştur. Dönem dönem videoları yayınlandığı için son ana kadar sağ kurtulacakları umudunu taşıdılar.

40 yıla yakındır bu coğrafyada bu tarz acılar yaşanıyor ancak bu son olayın farklı bir yanı var. Bu ani gelişen bir hadise değil. Altı yıldır bu insanlar PKK’nın elinde rehin tutuluyorlar. Aileler çalmadık kapı bırakmamışlar. Konuyla ilgili olarak CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan yedi ayrı önerge vermiş. Altısı cevapsız kalmış. Veli Ağababa TBMM’de aileleri yanına alıp basın toplantısı düzenlemiş. Aileler 2015, 2016 ve 2019’da dört kez HDP de dahil siyasi parti gruplarına gitmişler. İnsan Hakları Derneği (İHD) beş yıldır onları kurtarmak için uğraş vermiş. İktidar “Terörle pazarlık olmaz” diyerek sivillerin inisiyatif almasına onay vermemiş.

Gerektiğinde herkesle görüşen devlet, seçim için Öcalan’dan mektup getirtip yayınlatan devlet, “teröristleri muhatap almam” diyerek yolu kapatıyor. Bu rehinelerin kurtarılması için de Öcalan’dan bir mektup getirilemez miydi? 13 can bir belediye başkanlığı kadar da mı önemli değildi? HDP çağrılıp “Gidin Kandil’den çocuklarımızı alın gelin” denilemez miydi?

Rehine krizleri çok farklı yöntemlerle çözülebilir. Türkiye Cumhuriyeti bunu daha önce pek çok kez yaptı. Bu rehine krizinde de farklı bir yöntem neden denenmedi diye sormak, aileler başta olmak üzere hepimizin hakkı. Örneğin, 1996 yılında Van Milletvekili Fethullah Erbaş, İHD Genel Başkanı Akın Birdal ve Mazlum-Der İzmir Şube Başkanı Halit Çelik ile birlikte PKK’nın Zap kampına giderek rehin askerleri sağ salim getirdiler.

Yine 2014 yılında bine yakın IŞİD militanı Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğuna bir baskın yapıp, Başkonsolosun kendisi da dahil olmak üzere 49 kişiyi rehin aldı. Türkiye rehinelerin can güvenliğini düşünerek askeri bir operasyona başvurmadı. Kurtarma operasyonu Millî İstihbarat Teşkilâtı tarafından yürütüldü. Müzakereler için Irak’taki bazı aşiret liderleri sürece dahil edildi. Daha önemlisi IŞİD’le rehine değiş tokuşu yapıldığı, 200 IŞİD militanını serbest bırakıldığı iddia edildi. Ama sonuçta rehineler kurtarıldı.

Bu rehineler de bir şekilde kurtarılabilirdi. Aracılarla, siyaset yoluyla, takasla vs. farklı bir yöntem bulunabilirdi. Eğer başarılsaydı iktidar için siyasi getirisi yüksek olacağından bu insanlar riske mi atıldı?

Mağara katliamının siyasi ve bürokratik tüm sorumlularının, kamuoyundan gelen bu sorulara ve eleştirilere cevap verme gibi bir yükümlülükleri var. En önemlisi, bu operasyon neden 2015 yılından beri yapılmadı da şimdi yapıldı? Ancak iktidar, operasyonun başarısızlıkla sonuçlanmasının faturasını HDP’ye çıkartmaya çalışıyor. İçişleri Bakanlığı, 40 ilde yürüttüğü operasyonlarda aralarında HDP il ve ilçe yöneticilerinin de olduğu 719 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. HDP şeytanlaştırılarak ‘Millet İttifakı’ dağıtılmaya çalışılıyor gibi bir hava var. Çünkü HDP’nin destek vermediği bir ittifakın ‘Cumhur İttifakı’ karşısında galip gelme şansı yok.

Buna karşılık, muhalefet partileri ilk kez iktidarın peşine takılmayarak son derece sorumlu siyasi bir duruş sergilediler. Kılıçdaroğlu, “Ben 16 şehidimizin hakkını sonuna kadar savunacağım” dedi. Akşener, “Evlatlarımıza ne oldu bilmek isteriz” Erdoğan’a hitaben “Senin işin telefona bağlanıp şeref dağıtmak değil, o anaların evlatlarını yaşatmaktır” dedi. Karamollaoğlu ise; “İktidar Gare başarısızlığını muhalefetinmiş gibi gösteriyor” diyerek ilkeli bir duruş sergiledi.

Gare katliamı, katledilenlerin aileleri ve tüm Türkiye için büyük bir acıdır. Bu harekât özü itibarıyla Kürt sorununu barışçıl bir şekilde çözümünü biraz daha zorlaştırmıştır ama güvenlikçi politikaların sonuç alıcı olmadığı da bir kez daha tescillenmiştir.

Faysal Mahmutoğlu’nun Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir