Faysal Mahmutoğlu Yazdı: Demokratik Üniversite Talebi


06.02.2021

Eğer tüm insanlığın, farklı düşünen bir tek kişiyi susturmasını haklı buluyorsanız, gün gelip de o tek kişi iktidarı ele geçirdiğinde tüm insanlığı susturmasına karşı çıkmaya da hakkınız olmaz…

John Stuart Mill

Rektör belirleme süreçlerine bakıldığında 1946’da yayınlanan bir kanun ile rektörlerin seçimle göreve gelmeleri düzenlenmişti. 12 Eylül 1980 darbesinin ve YÖK’ün kurulmasının ardından rektör seçimleri yürürlükten kaldırıldı, 1992’de rektörlük seçimle geri getirildi. Cumhurbaşkanı en yüksek oy alan üç aday arasından birisini atıyordu.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra bir KHK ile bu uygulamaya son verildi. Müracaat edenler arasından YÖK üç isim belirliyor Cumhurbaşkanı da birisini atıyor. Türkiye’de 203 üniversite var, 20’ye yakın rektör eski vekil. Bu da akademik kriterleri tartışmalı hale getiriyor. 9 Temmuz 2018’de KHK ile rektörlük için gerekli olan üç yıllık profesörlük şartı kaldırıldı. Üç gün sonra Cerrahpaşa’ya bir yıllık profesör, rektör olarak atandı. Ertesi gün üç yıllık profesörlük şartı yeniden konuldu. Kişiye özel yasa çıkarıldı. Artık hiçbir bilimsel yayını olmayan rektörler görmeye başladık, eşini kızını idari sekreter yapan, tüm akrabalarını üniversiteye dolduran, kişiye özel kadro açan okullara dönüştü.

“Prof. Dr. Engin Karadağ’ın, Higher Education dergisinde yayımlanan makalesinde; 197 üniversite rektörünün yüzde 24’nün Scopus ve yüzde 35’nin de WoS endeksindeki yayınlar içinde hiçbir makalesinin bulunmadığı ortaya konulmaktadır.” (1)

Özellikle son on yılda üniversitelerin niteliği düştü, hocalar ihraç edildi, cüppeler polis postalları altında çiğnendi, kampüsler karakola çevrildi.

Boğaziçi Üniversitesi gerek akademik kadro olarak gerek öğrenci profili açısından ve gerekse kurumsal kimliği bakımından Türkiye’nin en seçkin üniversitesidir. Buraya akademik kariyeri tartışmalı, kurum dışından ve siyasi kimlikli Melih Bulu’nun rektör olarak atanması tepkilere neden oldu. Bu atama akademik değil siyasidir. Daha önce de bu iktidar tarafından Prof. Mehmet Özkan rektör olarak atanmıştı ve bir tepki gösterilmemişti, çünkü siyasi kimlikli biri değildi, kurum içindendi ve akademik kimliği ön plandaydı.

Boğaziçi demokratik tepkisini ortaya koyup, anayasadan doğan gösteri hakkını kullanıyor.  Üniversitesini,bilimi,liyakatı savunuyor. Boğaziçili diyor ki; “siyaset kulvarıyla bilimin kulvarı farklıdır”. Parti kimliği ön planda olan rektör istemiyor. Rektör yaptığı açıklamada ana muhalefet partisi genel başkanının SSK genel müdürlüğünü sorguluyor. Adeta bir parti sözcüsü gibi davranıyor. Üniversiteyi dünyanın ilk yüz üniversitesi arasına sokacağım diyor. Bunu çevik kuvvet veya keskin nişancılarla mı sağlayacak?

Üniversite rektörü; akademik kadroyu, öğrencileri ve tüm çalışanları temsil eder, aynı zamanda bilimi, özgür düşünceyi temsil eder. Melih Bulu ise; “Ben devleti temsil ediyorum polise öğrencileri bırakın diyemem” diyor. 

Üniversiteler toplumun birkaç adım önünde giden; yeni düşüncelerin, fikirlerin tartışıldığı, ifade edildiği özerk kurumlardır. Akademik özerklik üniversitenin temelini oluşturmaktadır. Dışarıdan yapılan bir atama (üstelik partili) üniversitenin yapısına uygun düşmez. “Üniversite geçmişi yaşatan, bugünü yaşayan, geleceği yaşatacak olan bir kurumdur” .(2)

İktidar; en ufak bir şiddet içermeyen, barışçıl ve demokratik protestoları devlet karşıtlığı üzerinden yorumlayıp bastırmaya çalışıyor. Devletin yanındayız ajitasyonuyla paylaşımda bulunanlar olayı saptırıyor. Bu gösteriler antidemokratik uygulamaya ve rektöre karşı yapılmaktadır devlete karşı değil.

Boğaziçi öğrencilerinin eylemleriyle demokratik üniversite talebi öne çıktı. Öğrenciler ve öğretim üyeleri hiçbir şiddete başvurmadan demokratik protesto hakkını kullanmalarına rağmen terörist gibi evleri basılarak, dövülerek 100’den fazla öğrenci gözaltına alındı. Boğaziçi eylemlerinde öne çıkan iki eylem hafızalara kazındı. Birincisi eylemlerin ilk gününde üniversiteye takılan kelepçe, ikincisi ise tutuklananlara karşı protesto gösterisine müdahale eden polislerin dağılan öğrencilere “Aşağı bak” diyerek saldırdığı an. Bu tablonun mimarı gerginlikten beslenen iktidarın kendisidir. Hani Picasso’nun ünlü tablosu Guernica’yı beğenen bir faşist yöneticininçok güzel yapmışsınıziltifatına Picasso’nun: “Bunu ben değil siz yaptınız” demesi gibi.

İktidar gezi benzeri bir sürece doğru evrilebileceği düşüncesinde ve böyle bir korku yaşıyor. Böyle bir potansiyel de var. Bunun önüne geçmenin yolu şiddet ve tutuklamalar değil, barışçıl yoldan demokratik üniversitenin önünü açmaktır. İktidarın üniversiteleri arka bahçesi yapma girişiminden vazgeçmesi lazım.

Kabe’nin yanına LGBT bayrağı ile Şahmeran figürünü aynı kareye resmedip sanat adına teşhir edilmesi Kabe’yi aşağılamaktır. Bu küstahlık provokatif bir eylemdir. Her mümin Kabe’ye derin bir ihtiram göstermektedir.

Boğaziçi farklılıklara saygı gösteren, farklı değerleri içselleştiren bir üniversitedir. 28 Şubat’ta başörtülü ayrımını yapmayan ve başörtü eylemlerini destekleyen bir üniversitedir. Boğaziçi’nin değerlerini benimseyen hiç kimsenin yapmayacağı bu provakasyon, demokratik barışçıl gösterilere gölge düşürmüştür.

Üniversite denilince akla özgürlük gelir. Akamisyenine,öğrencisine ve kurumsal kimliğine sahip çıkar üniversite. 2000’li yıllarda Edward Said’i İsrail tarafına taş atarken gösteren fotoğrafın yayınlanmasının ardından, Columbia Üniversitesi’nde Yahudi öğrenci birlikleri, Said’in görevden uzaklaştırılması talebinde bulundular. Bu talebe karşılık Üniversite’nin cevabı: Prof. Said’in ve üniversitenin diğer mensuplarının faaliyetleri, akademik özgürlüğe ilişkin bu kurallarla korunur. Columbia’da bir ifade nizamnamesine inanmıyoruz ve bir ifade polisi gibi davranmamalıyız… Profesör Said hakkında bizim ülkemizde veya başka bir ülkede dava açılsa bile onu üniversitenin davranış kurallarına göre cezalandırmak uygun değildir. Kısaca üniversite, bir mensubunun fikirlerini açıklamasına veya davranışlarına karşı, bunlar cezai veya asli bir davanın konusu olsa da herhangi bir yaptırımda bulunamaz… Aynı şey öğrencilerimiz için de geçerli. (3)

Kaynakça:

1- Dr. Sibel Özdemir. (Birgün 31-01-2021)

2- Prof. Dr. Reşit Canbeyli. (Birgün 01-02-2021)

3- Birikim sayı: 142-143

Faysal Mahmutoğlu’nun Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir