Faysal Mahmutoğlu Yazdı: Adalete Müebbet

07.05.2022

“Adaletsizliğin en büyüğü, adil olmayıp adil gibi görünmektir.” Platon

Eğer bir ülkede bir kişi haksız yere hapisteyse, o ülkede hiç kimse özgür değildir.

Otoriter rejimlerin ortak özelliği, hukukun üstünlüğünü umursamamaları ve halka hesap vermekten kaçınmalarıdır. Baskının kalıcılaşmasını sağlamak amacıyla hukuk varmış gibi özel bir gayret sarf ederler. Devasa “adalet sarayları” inşa edilmesi ve gösterişli adli yıl açılışları ile göstermelik duruşmalar bunun örnekleridir.

Genelde muhalifler düşman gibi damgalanarak ve peşinen siyasal otorite tarafından suçlu ilan edilerek cezalandırılmalarına zemin hazırlanır. Topu tüfeği olmayan ve anayasal eylemlerle siyasal iktidara itiraz yönelten insanlar, “devlete saldırıyor suçlamasıyla karşı karşıya kalabilir. Mahkeme kararlarına hukuk normlarından çok otoritenin istenci egemen olur. Daha çok intikam duygusu öne çıkar.

Cerrahın elindeki bıçak insanları sağlığına kavuştururken, cahilin elindeki bıçak cinayete neden olabilir.

Kimi zaman yargı kararları salt muhalifleri etkisizleştirme işlevini görmez, polis şiddetini de meşru gösterir.

Gezi davasında verilen, adalet duygusunu derinden sarsan kararlar toplumun bir kesiminde derin bir üzüntüye neden olurken, aynı zamanda karamsarlık hissinin ağırlaşmasına da yol açtı. Daha önce yargılanıp beraat ettikleri bir davadan delil durumu değişmediği halde tekrar tekrar yargılama yapıp ceza yağdırılması, doğal olarak akıllara Yassıada yargıçlarını getirdi. Osman Kavala için verilen ceza ağırlaştırılmış müebbet, aslında idamın karşılığıdır. Eğer yasalardan idam kararı çıkarılmamış olsaydı Kavala infaz edilebilirdi.

Yassıada kararlarını muhalefet veya iktidar cenahı hiçbir zaman sahiplenmedi fakat Kavala kararını iktidar sahiplendi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Gezi eylemlerini ABD’deki Trump’ın destekçilerinin Beyaz Saray’ı işgaline benzetti.

Muhaliflere gözdağı anlamındaki bu karar siyasidir. Kaşıkçı davası nasıl siyasi ve ekonomik nedenlerle kapatılmışsa, Gezi davası da muhalefeti susturmak için verilmiş siyasi bir karardır. Yaklaşık iki ay süren Türkiye’nin birçok kentinde yüzbinlerce insanın katıldığı eylemlerden 20 kişiyi sorumlu tutup cezalandırmak adaletle bağdaşmaz.

Ancak mahkemede çıkan karara bir hâkim itirazda bulunuyor. Hâkim muhalefet şerhinde, “Dinleme kayıtlarının yasak delil niteliğinde olduğu, aksi kabul edilse dahi dinleme kayıtlarını destekleyen somut kanıtlar olmadığı ve tek başına dinleme kayıtlarının sanıkların üzerine atılı suçlardan cezalandırılmalarına yeter, her türlü kuşkudan uzak somut, kesin ve inandırıcı başkaca delil bulunmadığından beraatı, tutuklu sanık Osman Kavala’nın tahliyesi, diğer sanıkların tutuklanmaması gerektiği görüşündeyim” diyerek, gerçeğin kayıtlara geçmesini sağlamıştır.

2019 yılında Osman Kavala ve arkadaşları hakkında Gezi olayları dolayısıyla “darbeye teşebbüs” soruşturması açıldı. 18 Şubat 2020’de, dosyada “darbeye teşebbüs”ü gösteren bir delil olmadığı için beraat ettiler ve Kavala için tahliye kararı verildi.

Ertesi gün Cumhurbaşkanı Erdoğan “Soros’un malum ayağı içerdeydi, bir manevrayla dün beraat ettirmeye kalktılar” diyerek tepki gösterdi. (Oysa Soros’un temsilcisinin aslında kimler olduğunu ve hâlâ Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ne kadar yakın olduklarını hemen herkes biliyor. Kaldı ki, Soros’un adamı veya temsilcisi olmak suç da değil). Tabii Erdoğan’ın tepkisinin ardından HSK, beraat kararı veren hakimler hakkında soruşturma açtı.  Akabinde Kavala “casusluk” suçlamasıyla tutuklandı. Gerekçe Henry Barkey adlı bir CIA danışmanıyla lokantada karşılaşması ve aynı baz istasyonunda telefonlarının olması. Şimdi ise tutuklu olarak yargılandığı casusluk davasından beraat etti ama daha önce iki kez beraat ettiği hükümeti yıkmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Karara imza atan hakimlerden birinin Bafra Belediyesi Hukuk İşleri’nden istifa edip hâkim olması, daha önceden AK Parti’den milletvekili aday adayı olması dikkat çekici. Hukuk devletinde bir hâkim adayının bir partiden aday adayı olması mesleğe kabulüne manidir. Devlet memurları aday adayı olduklarında aday gösterilmez veya seçilmez ise memurluklarına geri dönmeleri mümkün iken, yargı mensupları ve subaylar eski görevlerine dönemezler.

Öte yandan, Gezi bir darbe teşebbüsü değil, iyi yönetilmeyen bir çevre eylemiydi.  Zira dönemin Başbakanı Erdoğan Gezi eylemlerine katılan Taksim Dayanışma Platformu üyelerinden oluşan sekiz kişilik bir grupla eylemlerin devam ettiği 17. günde Başbakanlıkta görüştü. Taksim Dayanışma Platformu toplumun değişik kesimlerinden gelen isimlerden oluşmaktaydı. Bunlardan biri de dönemin Has Parti lideri Numan Kurtulmuş’tu. 

Görüşmeden sonra hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik şunları söyledi: “Biz mahkeme kararını bekleyeceğiz, olumsuz bir karar çıkarsa Topçu Kışlası’ndan vazgeçeceğiz, tersi çıkarsa halka soracağız, referandum yapacağız” dedi.

Demek ki, konu hükümeti devirmek değil, Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası adı altında bir AVM yapmak için ağaçların kesilmesine karşı tepkisel eylemdi. Ağaçları sökmek için kepçe devreye girince insanlar kepçenin önüne eyleme geçtiler. Kurulan çadırlar yakıldı. Polis şiddetinin devreye girmesiyle olaylar farklı mecralara savruldu.

Bu bağlamda 15 yaşındaki Berkin Elvan, biber gazı kapsülüyle kafasından vuruldu, 16 kiloya düştü ve yaşamını yitirdi. Ali Osman Korkmaz, Eskişehir’de dövüle dövüle öldürüldü. Ethem Sarısülük’ü doğrudan kafasına ateş ederek öldürdüler. Sekiz sivil, iki güvenlik görevlisi olmak üzere toplam on kişi hayatını kaybetti, 9063 kişi de yaralandı. Tomalarla saldırdılar. Halkın üstüne gaz bombası attılar.  Camide içki içtiler iftirasını attılar; müezzin yalanladı. Müezzini sürdüler. Başörtülü bacıma saldırdılar, kamera görüntüleri elimizde dediler. Bir belediye başkanının gelini dediler, o görüntüler hiçbir zaman ortaya çıkmadı.

Aileden kalan servetinin çoğunu kültür işlerine harcayan iş insanı Osman Kavala’nın Gezi olaylarını organize ettiğine dair tek bir kanıt yoktur. Ortada herhangi bir örgüt yok; sadece halkın yeşili, meydanı, doğayı sahiplenmesi var. Toplumsal bir karşı çıkış olarak da okunabilir.

Gezinin iktidar için bir kırılma noktası olduğu söylenebilir. Belli ki iktidar bu büyük halk hareketinden çekindi, paniğe kapıldı.

Bilinçli bir çarpıtma yoksa, en iyimser ifadeyle şunu söyleyebiliriz: Maalesef iktidar Gezi eylemlerini sağlıklı okuyamadı ve iyi yönetemedi.

Bu son kararla, iktidarın ülkeyi demokrasiyi sadece “oy”a indirgediği seçim sürecine gergin bir atmosferde sokacağı, seçmen kitlesini konsolide etmek amacıyla da kutuplaştırıcı ve ötekileştirici bir siyaset izleyeceği anlaşılmaktadır.

Hukukun üstünlüğü, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları konusunda büyük umutlarla iktidara gelen AK Parti, adaletsizliğin zirve yaptığı dramatik bir sona hazırlanıyor gibi.

Faysal Mahmutoğlu’nun Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.