Faysal Mahmutoğlu Yazdı: Ahlaki Yozlaşma

19.12.2021

Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri gelir her şeyden önce…

Vaat etmeseydi Allah cenneti, O’na bile etmezlerdi secde.”

Mehmet Akif

 

Ahlak, Arapça ‘hulk’ kelimesinin çoğuludur. Latince ‘etic’, Yunanca ‘moral’dir.

Ahlakın iyi huy, doğruyu yanlıştan ayırma, adalet hükmünün yüceltilmesi ve utanma yeteneği gibi tanımları da vardır.

Muhafazakâr kesimin kendini dini kavramlar, semboller ve imgeler üzerinden tanımlama yarışına girdikleri bir dönem yaşıyoruz. Din daha çok kamusal alanda yaşanıyor ve teşhir ediliyor. Bu gösterişe dayalı kamusal dindarlık, gayeye ulaşmak için her türlü aracı meşru gören Makyavelist bir anlayışın yaygınlaşmasına zemin oluşturdu. Bu da beraberinde ahlaki yozlaşmayı, çürümeyi getirdi. Ahlakın yerine dini geçiren insanların çoğaldığı, buna rağmen ahlaki yozlaşmanın derinleştiği bir gerçek. Tam da Amin Maalouf’un dediği gibi, “Bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyaç kalmamış gibi davranıyorlar.

İnsanlar şekilci ve görsel bir dindarlıkla yetiniyor. Ayrıca dindarlık iddiasına rağmen din hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmayı da düşünmüyor. İçselleştirmeden dini referans gösterebiliyorlar.

Bu ülkede yaşayanların yüzde 75’i kendisini dindar olarak tanımlamasına karşın, yüzde 58’i itikadi mezhebinden ve ameli mezhebinin ilkelerinde habersiz.

Ahlakı yok sayan “masa, kasa, nisa” (Hayri Kırbaşoğlu) odaklı bir dindarlık biçiminin geliştiğine tanıklık ediyoruz.

Müslümanlar dünya ahiret dengesini yitirdiler. Kur’an-ı Kerim ile aramız açıldı. İslam ahlakı eksik olduğu için kör bağnazlıklar ahlakımızı da buharlaştırıyor.”, “Güçlünün yanında olan bir din söylemi gelişti.” (Ali Bardakoğlu)

Tarihi tecrübe, dinin ve dini öğretinin ahlakilik için bir destek unsuru olduğunu göstermektedir. Ancak iktidar odaklı, şekilci ve içi boşaltılmış dindarlık bu tezi çürütmektedir.

Ahlakın temel referans kaynağı din değildir. Din referanslı ahlak ancak sonuç odaklı olabilir. Çıkara dayalı bir ahlak anlayışı ‘Tanrı’yı aldatmaya yöneliktir.

Ahlak, insan iradesini esas alan akıl ve vicdan referanslıdır. İslam düşünce geleneğinde özellikle Gazali’den sonra felsefe ve akla verilen önemin azalması hatta kimilerince din dışı görülmesi, ahlaki yozlaşmayı tetikleyen bir faktör olarak görülebilir.  Nakil daha belirleyici oldu.

Farabi’ye göre teorik akıl; epistemik olarak doğru ile yanlışı, pratik akıl ise etik olarak, iyi ile kötüyü ayırt eden bir melekedir.

Kant; ahlaki yargılama yapanın akıl olduğunu vurgular. Aklın zincire vurulduğu kültürlerde, ahlakın ve ahlaki değerlerin yaygınlık kazanması zordur.

Toplumdaki hukuksuzluklara, adaletsizliklere, baskılara, zulümlere ses çıkarmamak, görmezden gelmek veya çekimser kalmak ahlaki yozlaşmanın ürünüdür.

Hz. Peygamber’in tespitiyle, su ihtiyacını karşılamak için bir geminin dibini delmek, sadece bu eylemi gerçekleştireni değil, gemideki herkesi tehlikeyle karşı karşıya getirir ve geminin batmasına neden olabilir. Yapılacak şey, gemiyi delen kişinin eylemine mani olmaktır.

Bir toplumda nüfuz kullanarak haksız kazanç elde etme ve iktidar nimetlerinden paylaşım yarışına imrenme varsa, namuslular küçümsenip enayi yerine konuluyorsa; popülizm, köşe dönme ve kurnazlık itibar görüyorsa, ahlaki çöküntü zirve yapmış demektir.

Yolsuzluk hırsızlık değildir”, “iktidara zarar verecekse doğruları söylemek caiz değildir” şeklindeki fetvalar yozlaşmanın, çürümenin vardığı boyutları açıklayıcı niteliktedir.

Ayrıca eleştiri kültürünün olmadığı ülkelerde toplum yozlaşır, kurumlar işlevsiz kalır. Son yıllarda tecavüz olayları ve çocuk istismarında yüzde 700’lük artış da bunun göstergesi.

Tarikat yurtlarındaki şiddet, çocuk istismarları gibi toplumda nefret uyandıran olaylar, din perdesinin arkasına sığınarak tarikat düşmanlığı söylemiyle açıklanamaz. Ortada bir vaka varsa – ki vardır – önleyici cezalar verilerek önlenebilir. Kayırmacılık ve cezasızlık politikası adeta bu olayları teşvik etmektedir. Toplumu sarsan bu olaylar “tek tük olan sapıklıklar” değil, yaygın bir toplumsal ahlaki çöküntünün sonucudur.

En son Antalya’da bir kaçak tarikat yurdunda Akdeniz Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğrencisi Mehmet Sami Tuğrul, yurt aşçısı tarafından kafası kesilerek vahşice öldürüldü.  Babası cenaze töreninde; “Bugün bizim ‘Şeb-i Arus’umuz, biz bunu döğün gecesi olarak görüyoruz, evladım emin ellerdeydi” diyerek söz konusu tarikata toz kondurmaması, cehaletin ve bağnazlığın tehlikesini gözler önüne sermektedir.

Hiçbir denetime tabi olmayan bu tarikat ve cemaatler altın çağlarını yaşamaktadırlar. Bunların adeta dokunulmaz olduğu, devlet eliyle desteklendiği ve meşruiyet sağlandığı siyasi bir iklim hâkim. Tarikatların açtığı okul ve yurtlar, kısa yoldan kariyer sahibi olmak için oldukça işlevseldir.

Günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı artık vaazlarda, hutbelerde ahlak ve ahlaki değerlerle ilgili konuları işlememektedir. Konjonktürel hutbeler tercih edilmektedir. Diyanet, siyasi otoritenin gündemindeki konuları ele almakta, adeta siyasal iktidarın bir organı gibi faaliyet göstermektedir.

Ahlaki yozlaşma, özgürlükler ve hoşgörü açısından da sorunlu bir iklimin oluşmasına katkı sağlamaktadır.

Dürüst olmak, adaleti savunmak, doğru söylemek, rüşvet ve yolsuzluğa karşı çıkmak, yalan söylememek, iftira atmamak gibi ahlaki ilkeler, insanlığın ortak değeridir. Bunların dindarlıkla doğrudan ilgisi yok. Ancak yaşantısında İslam’ı referans alan dindar bir insan, ahlaklı olmak zorundadır. Zira Hz. Peygamber; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” der.

Müslüman, erdemli insan olmakla yükümlüdür ve Hz. Peygamber’in örnekliğini rehber edinmelidir.  Bu örnekliği yaşantısında (ekonomik, sosyal ve siyasal) sergilemek zorundadır.  Ancak böylece erdemli ve ahlaklı bir toplum inşa edilebilir.

Faysal Mahmutoğlu’nun Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.