Faysal Mahmutoğlu Yazdı: Asrın İşgali: Filistin (1)

08.02.2024

Osmanlı İmparatorluğunun 1. Cihan Harbinde yenilip tarih sahnesinden çekilmesi ve devreye yeni aktörlerin girmesi, Filistin halkı için hüzün ve acı dolu günlerin başlangıcı oldu.

Yahudilerin Filistin’de bir devlete sahip olma çabaları, yani Siyonizm hareketi, 1880’lerde Rusya’da ortaya çıkan Yahudi aleyhtarlığı (anti-semitizm) karşısında Rusya Yahudilerinin Filistin’e göç etmek zorunda kalmaları ile başlamış ve Budapeşteli gazeteci Dr. Theodor Herzl’in 1896’da “Yahudi Devleti” (Judenstaat) adlı eseriyle hızlanmıştır. Herzl, 1897’de Dünya Siyonist Teşkilatını kurmuş, Avrupa ve Amerika’daki nüfuzlu ve zengin Yahudiler, büyük devletler nezdinde girişimde bulunarak Filistin’de bir Yahudi devleti kurmak için çalışmışlardır.

1.Cihan Harbinin ardından Filistin’deki Yahudi nüfus oranı yüzde 10 iken, bölge demografisi kısa bir sürede organize bir şekilde değiştirildi.  Aliyah (yükselme) adı verilen Filistin’e Yahudi göçü 1880’li yıllardan itibaren dalgalar halinde artarak devam etti.

 1922 yılında 590 bin Arap’a karşı 84 bin kadar olan Yahudi nüfusu, 1932’de 770 bin Arap’a karşılık 181 bin ‘e yükselmiştir. Sadece 1933-1935 yılları arasında Filistin’e 134 bin Yahudi göç etmiştir.

Bilindiği gibi 16 Mayıs 1916’da imzalanan Sykes-Picot Anlaşması, Fransızlar ile İngilizler arasında, Rusya’nın onayıyla imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre; İngilizlere Ürdün, Irak ve Filistin üzerinde, Fransızlara da Suriye ve Lübnan üzerinde egemenlik kurma hakkı veriliyordu. Anlaşmaya göre; Hayfa ve limanı Akka birlikte İngilizlere bırakılırken, kıyıda Hayfa’nın 15 mil kuzeyinde başlayıp Taberiye gölüne, Şeria’ya, Lut Gölü ve Gazze’ye uzanan bir sınır içinde kalan Filistin ise tarafsız ilan edilerek Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya ve Müslüman temsilcilerden oluşan bir uluslararası idarenin denetimine bırakıldı. Bu kararın alınmasında Fransa’nın Filistin’i Suriye’ye dahil etmek istemesi başat rol oynadı.

İngilizler bağımsız bir Yahudi devletinin İngiltere’nin çıkarlarına uygun gelebileceğini düşünmekteydiler. Bu kapsamda İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, “Balfour Deklarasyonu” olarak adlandırılan mektubu 2 Kasım 1917’de Siyonist Federasyonu Başkanı bankacı Lord Rothschild’a gönderdi.

Majestelerin hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir yurt kurulmasına olumlu gözle bakmaktadır ve bu amaca ulaşılmasına yardımcı olmak için elinden geldiğince çaba gösterecektir; Filistin’de halen mevcut Yahudi-olmayan halkların toplumsal ve dini haklarına ya da Yahudilerin diğer ülkelerdeki hak ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı net bir şekilde anlaşılmalıdır.”

Balfour Deklarasyonu 1918 yılı içinde sırasıyla Fransa, İtalya ve ABD tarafından kabul edilmiş ve desteklenmiştir.

Bu deklarasyonun ilan edilmesinden kısa süre önce, İngiliz kumandan Sir Edmund komutasındaki İngilizler, Ekim sonu itibariyle Filistin topraklarına girmişler ve sırasıyla Gazze, Yafa ve Kudüs’ü ele geçirmişlerdi.

Kendilerini sadece dini bir topluluk olarak gören kimi Siyonizm karşıtı Yahudi liderler Filistin’de bir Yahudi devleti vadeden Balfour Deklarasyonu hakkında “Emperyalizmin Yahudi halkına kötü hediyesi” yorumunda bulunmuşlardı.

İngiltere’nin o dönemde marjinal bir düşünce olan Siyonizm’i desteklemesinin ve deklarasyonu yayınlamasının başlıca nedeni, emperyal arzuları yanı sıra Yahudilerin etkin konumda olduğu Amerika’yı safına çekerek savaşı kazanmayı ümit etmesiydi.

Bu deklarasyonun ardından, 24 Nisan 1920’de imzalanan San Remo ve Ağustos 1920’de Sevr anlaşmalarının ardından Filistin, 24 Temmuz 1922 yılında Milletler Cemiyeti tarafından İngiltere’nin manda yönetimine bırakılmıştır.

Filistin’deki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Herbert Samuel’in Siyonist olması nedeniyle, uyguladığı Siyonist politikalar ve Yahudi göçünü teşvik etmesi, Araplar ile Yahudiler arasında dinmeyen çatışmalara neden olmuştur. Bu çatışmaların en önemlileri 1921, 1929, 1933 ve 1937-39 yıllarında yaşandı. Almanya ve İtalya, Filistin’deki Arapları Yahudilere karşı el altından desteklemişlerdir, para ve malzeme yardımında bulunmuşlardır. 1937- 1938 ‘de yaşanan çatışmalarda 3717 kişi yaşamını yitirmiştir.

Göçlerle gelen Yahudiler, İsrail devletine zemin hazırlamak amacıyla 1920’de Haganah terör örgütünü, 1931’de de Irgun Z’vai Leumi örgütünü kurdular.

Menahem Begin liderliğindeki Irgun örgütünün 1946 yılında Kral Davut oteline düzenlediği bombalı saldırıda, çoğu sivil olmak üzere 91 kişi yaşamını yitirdi.

Irgun örgütünün militanları, Avraham Stern’in lideri olduğu Lehi (Stern) ile birlikte 9 Nisan 1948’de Kudüs’ün batısında bulunan Deyr Yasin köyüne baskın düzenledi. Bu saldırı Palmah ve Haganah gibi Yahudi terör örgütlerince de desteklendi. Bu vahşiyane saldırıda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 254 Filistinli sivil katledildi. İnsanların ağaçlara bağlanarak yakılması ve hamile kadınların karınlarının yarılmasına bazı Yahudi din adamları da tepki gösterdiler. Saldırının Mimarı Menahem Begin’in yıllar sonra “Bu eylemi yapmasaydık İsrail olmayacaktı” dediği biliniyor. Öyle anlaşılıyor ki, Netanyahu ve diğer İsrail liderleri katliamları Begin’den miras almıştır.

Menahem Begin, 1913 yılında Belarus’ta doğdu. Polonya’da Siyonist Betar örgütünde liderlik yaptı. Alman işgalinde tutuklandı, ailesini kaybetti. 1942 yılınsa Filistin’e göç etti. İsrail’in kuruluşundan sonra kurulan günümüz Likud partisinin temelini oluşturan aşırı sağcı Herut (özgürlük) partisinin liderliğini yaptı. 1977’de başbakan olunca, Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ile barış görüşmelerine başladı. Camp David anlaşmasının yapılıp İsrail devletinin Mısır tarafından tanınmasını sağlayınca Enver Sedat ile birlikte 1978 yılında Nobel barış ödülünü aldılar. Barış ödülünden üç yıl sonra 6 Ekim 1981 tarihinde Enver Sedat öldürüldü, Begin ise Filistinlilere yönelik katliam politikalarına devam etti.

Enver Sedat Cihad Hareketi mensubu Halid el-İslambuli tarafından öldürüldüğünde, Mamak Askeri Cezaevinde tutukluydum. Mahkemeden dönen bazı sol görüşlü tutuklular bana hitaben “Sizinkiler, (Müslüman Kardeşler’i kastederek) Enver Sedat’ı öldürmüşler dediler. Sevinç çığlığı attığımı hatırlıyorum. Oysa bugün düşündüğümde, o eylemi yanlış olarak değerlendiriyorum. Enver Sedat Arap ve Filistin liderlerinin aksine, geleceği sağlıklı okuyabilmiş, imkân dahilindeki en iyi seçeneği tercih etmişti. Bugün dahi direniş eksenli İslami oluşumların (Hamas, Müslüman Kardeşler ve Türkiye’deki İslami gruplar dahil) geleceği öngöremedikleri ve sağlıklı okumalar yapamadıkları görülmektedir. Edward Said de yıllar önce Filistin liderlerinin siyasal süreci tutarlı ve etkin bir şekilde yürütecek kapasiteye sahip olmadıklarını yazmıştı.

1917 yılında Osmanlı’nın devre dışı bırakılmasından sonra bu coğrafya, 1948 yılına kadar İngiliz işgal yönetimi idaresinde kalmıştır.

Milletler Cemiyeti, 29 Kasım 1947’de iki devletli çözümü sunmuş ancak bölünmeyi istemeyen Filistinlilerin bu teklifi reddetmelerinin ardından Siyonistler, 15 Mayıs 1948’de İsrail devletinin kuruluşunu ilan etmişlerdir. İsrail’i ilk tanıyan ülke ABD olmuştur. İsrail’in, kuruluşunu duyurduğu aynı gün ABD, Başkan Harry S. Truman’ın aldığı kararla İsrail’i de facto tanımıştır. Türkiye ise 1 Nisan 1949 tarihinde tanıma işlemini gerçekleştirmiştir.

Türkiye, dünya genelinde İsrail’i tanıyan 44. ülke olmuş ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında ise İsrail’i tanıyan ilk ülke olarak tarihteki yerini almıştır.

İsrail’in kurulduğu tarihten itibaren yüzyıllarca barış içinde yaşamış iki halk arasındaki çatışma, tırmanarak günümüze değin devam etmiştir.

Maalesef demokrasi şampiyonu, insan hak ve özgürlüklerin banisi konumundaki uygar dünya Filistin’de yaklaşık bir asırdır süre gelen katliamları görmezden gelmektedir.

İsrail devletinin kuruluşunun ertesi günü olan 15 Mayıs, Filistinlilerce NAKBE günü, yanı Büyük Felaket olarak adlandırılır.

 

____________________

Not: Bu yazıyı yazarken Prof. Dr. Fahir Armaoğlu’nun “20. Yüzyıl Siyasi Tarihi” kitabı ile Homi Bhabah ve W.J.T. Mitchell’in derlediği “Edward Said ile Konuşmaya Devam” isimli kitaplardan yararlandım.

 

Faysal Mahmutoğlu’nun Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.