Faysal Mahmutoğlu Yazdı: Asrın İşgali Filistin – 3

29.03.2024

YOM KİPPUR SAVAŞI

Cemal Abdülnasır 28 Eylül 1970 günü geçirdiği kalp krizi sonucunda nabzı durmuş, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı. Bu ani ölüm Orta Doğu’da yeni gelişmelerin de habercisiydi.

Sadakati nedeniyle Nasır’ın sağ kolu olmayı başarmış her şeyi onaylamasıyla “evet sayın başkan” lakabıyla anılan Enver Sedat, cenazeden sonra Devrim Komuta Konseyi tarafından 5 Kasım 1970’te başkan seçildi. Herkes onun geçici biri oluğunu düşünürken, zaman içinde o kalıcı olduğunu kanıtladı.

Pek bilinmeyen bu yeni liderin ne yapacağı tüm Orta Doğu’da merak konusuydu. Zira Nasır’dan büyük bir enkaz devralmıştı. Mısır’ın daha önce en önemli gelir kaynağı olan turizm, petrol ve Süveyş Kanalı devre dışı kalmıştı. Toprağının bir kısmı işgal altındaydı.

İsrail, 6 gün savaşları ile birlikte en önemli petrol kaynağı olan Sina yarımadasının tamamına yakınını işgal etmişti. Süveyş Kanalı savaş nedeniyle kapalıydı. Savaşan bir ülke olduğu için turizm durma noktasına gelmişti. İsrail ile yaşanan teyakkuz hali askeri harcamaların da artmasına neden oluyordu.

Sedat, ülkesini bu çıkmazdan kurtarmak için barış seçeneğini devreye soktu. İsrail’in isteksiz tavrı Sedat’ı ABD’yi ikna için diyaloga sevk etti. Sovyet yanlısı Ali Sabri’nin darbe teşebbüsünü fırsat bilerek, ülkesini Sovyet güdümünden çıkartmak için 17 bin Sovyet askeri personelini ani bir kararla sınır dışı etti, İskenderiye’deki Sovyet deniz üssünü kapattı. Böylece bölgedeki en güçlü müttefiki ile yollarını ayırdı. Ancak Sedat’ın bu jesti, ABD tarafından karşılık bulmadı.

Sedat, barış için savaş seçeneğine başvurmaya karar verdi. Böylece eğer İsrail’in yenilmezliğine son verebilirse, İsrail’i destekleyen güçlerin barışa ikna olacaklarını düşündü. Bu doğrultuda Suriye ile ittifak halinde savaşmaya karar verdi. Mısır güneyden, Suriye ise kuzeyden saldıracaktı.

Saldırı zamanı olarak İsrail’i gafil avlamak için Yahudilerin kutsal bayramı olan Yom Kippur seçildi.

Mısır ve Suriye orduları eş zamanlı olarak saldırıya geçtiler. Mısır ordusu Süveyş Kanalı’nın doğusuna geçerek düşmanın Bar Lev Hattı’nı (İsrail’in 6 gün savaşından sonra inşa ettiği savunma hattı)  yarıp 13 kilometre içeri girdi. Böylece İsrail’in yenilmezlik miti sona ermişti. İsrail Başbakanı Golda Meir’in gece yarısı radyoda ağlamaklı bir sesle yaptığı konuşmada, “Düşman kutsal bir oruç günümüzü, bizi gafil avlamak için kasten seçti” dediği belirtiliyor.

İsrail,6 Ekim 1973’te ani başlayan bu savaş karşısında şaşkına dönmüş ve saldırıda 2 binden fazla İsrail askeri öldürülmüştü.

Ancak ABD barış masası kuracağına İsrail’e yüklü miktarda silah ve uçak yardımı yaparak tarafını açıkça belli etmişti. 23 bin ton askeri mühimmat ve cephane sevk edilmiş, yaklaşık 40 adet F-4 savaş uçağı, 8 helikopter, 200 tank ve füze sistemi gönderilmişti.

Suriye birlikleri ise Golan tepelerinde ancak birkaç kilometre ilerleyebilmişti.

Saldırı şokunu kısa sürede atlatan İsrail karşı saldırıya geçti. Savaşın üçüncü gününde Mısır’ın ordusuna “Dur” emri vermesini fırsat bilerek, var gücüyle Suriye’ye saldırdı ve Suriye ordusunu Golan’dan çıkarttı. İsrail birlikleri Şam’a 30 km yaklaştılar.

Ariel Şaron komutasındaki İsrail birlikleri, Sina’daki Mısır birliklerine karşı harekete geçti, kanalın batı kısmına geçmeyi başardı. Başkent Kahire artık İsrail tanklarının menzilindeydi.

Savaşın başındaki üstünlüğünü koruyamayan Sedat, Kahire’yi de kaybetmemek için ateşkese hazır olduğunu ilan etti.

Sovyetler Birliği ile ABD ateşkes ilanını olumlu karşıladılar ve 22 Ekim günü BM Güvenlik Konseyi ateşkes ilan etti. Anlaşma, Mısır, İsrail ve gecikmeli olarak Suriye tarafından kabul edildi. Sedat barış anlaşmasını zafer olarak yorumladı. Savaş yoluyla barış sağlanmıştı. Aynı zamanda bu savaş İsraillileri ve Amerikalıları Sedat’ı ciddiye almaya ve müzakere masasına davet etmeye zorladı.

Bu arada OPEC’in Arap üyeleri, Mısır ve Suriye’ye destek amaçlı olarak Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın öncülüğünde Amerika’ya petrol ihracatını durdurdu. İsrail İşgal ettiği yerlerden çekilinceye kadar sevkiyatı durduracaklarını ilan ettiler. Araplar petrol silahını iyi kullandılar ve ABD arabuluculuk faaliyetlerine hız verdi.

CAMP DAVİD ANLAŞMASI

1978 yılında Amerika inisiyatif alarak Sedat ve Begin’i Washington yakınlarındaki Camp David’de bir araya getirerek müzakere masasına oturttu. Bu müzakerelere başkan Jimmy Carter da aktif olarak katıldı. Müzakereler iki konuda yürütülmekteydi. Filistin ile ilgili olarak Batı Şeria ve Gazze görüşülürken, Mısır ile İsrail’in tartıştığı konu, işgal altındaki Sina yarımadasıydı. Çözümü zor olduğu için Kudüs müzakere konusu yapılmadı.

12 gün süren müzakereler 17 Eylül 1978 tarihinde anlaşmayla sonuçlandı.

Camd David anlaşmasına göre, İsrail Sina Yarımadasından geri çekilecek; Mısır, İsrail’i resmi olarak tanıyacak, Gazze ve Batı Şeria’ya özerklik verilecek, üç yıl sonra Mısır-İsrail-Filistin ve Ürdün arasında Batı Şeria ve Gazze’nin statüsü için görüşmeler yapılacak.

İsrail-Mısır barış anlaşması, Mısır’ın Arap dünyası ile bağlarının tamamen kopmasına neden oldu. Arap ligine mensup 19 ülke Bağdat’ta toplanarak Mısır’la ilişkilerin kesilmesine karar verdiler, büyükelçilerini geri çektiler. Suudi Arabistan dahi Mısır’a karşı sert tedbirler aldı. Mısır tam bir yalnızlık içine girdi.

Öte yandan, İsrail bu anlaşmaya sadık kalmayarak Batı Şeria’da devamlı Yahudi yerleşim merkezleri kurmaya devam etti.

OSLO ANLAŞMASI

Tarihsel süreç içerisinde gelişen bir diğer önemli olay da Madrid’de toplanan barış konferansıdır. 1991 yılında toplanan Madrid Barış Konferansında İsrail, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Filistin ilk kez bir araya gelmişti.

Madrid Barış Konferansını takiben 1993 yılında Oslo’da İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında gizli görüşmeler yapıldı. Oslo Anlaşması olarak tarihe geçen anlaşma, 13 Eylül 1993 tarihinde FKÖ lideri Yaser Arafat ile İsrail Başbakanı İzak Rabin tarafından, ABD başkanı Bill Clinton’ın huzurunda Washington’da imzalanmıştır. Adının Oslo olmasının nedeni ise görüşmelerin gizlice Oslo’da yapılmış olmasıdır. Bu anlaşmayla FKÖ resmi olarak tanınmış, Arafat’a da Filistin’e serbestçe giriş izni verilmiştir.

EL-FETİH’in irtifa kaybetmesi ve HAMAS’ın yükseliş miladı olarak da bu anlaşma kabul edilir.

Anlaşmanın imzalandığı dönemde FKÖ, tarihinin en zayıf dönemini yaşamaktaydı. Kuveyt’in işgalinde Saddam’ı destekleme macerası, Arap ve uluslararası camiadan dışlanmasına neden olmuş ve mali açıdan tükenmişti. Öte yandan İzak Rabin suikastı ve Arafat’ın intihar eylemleri karşısındaki müphem tutumu anlaşmayı işlevsiz kıldı.

Oslo, bugün hala geçerli olan iki önemli unsurun temelini attı: Filistin ulusal otoritesinin kuruluşu ve iki devletli çözüm ilkesi. Ancak bu anlaşmaya rağmen, İsrail yerleşim yerleri inşa etmekten vazgeçmedi ve Filistin yönetiminin Oslo’da mutabakata varılan yetkilerini kullanmasına izin vermedi.

Diğer yandan, ilkesel olarak herhangi bir barış anlaşmasını reddeden İran öncülüğündeki İsrail ile normalleşme karşıtı güçler, FKÖ’yü hedef tahtasına koydular.

Şiddet seçeneğinden vazgeçilmemesi ve uluslararası meşruiyeti olmayan HAMAS’ın artan rolü, akabinde Batı Şeria ve Gazze’nin bölünmesi, Filistin sorununu çözümsüz kılan önemli bir etkendir.

İsrail cephesinde çözümsüzlüğün en büyük nedeni ise çatışmayı yöntem olarak seçen Netanyahu’nun başbakan olmasıdır.

VİCDAN MAHKEMESİ

23 Mart Cumartesi günü Taksim’deki bir otelde İsrail, vicdanlarda yargılandı ve mahkum edildi.

Vicdan Heyetinde; Fatma Akdokur, Selim Deringil, Mehmet Ali Devecioğlu, Erdal Doğan, Filiz Kerestecioğlu ve Melek Ulugay Taylan yer aldı.

Heyet adına açılış konuşmasını yapan ilahiyatçı-yazar Fatma Akdokur, sürecin 7 Ekimde başlamadığını, yüz yıllık bir maziye sahip olduğunu belirtti.

Her geçen gün Filistin halkını ortadan kaldırmaya yönelik eylemler yaşandığına dikkat çeken Akdokur, Filistin halkının o coğrafyada izinin silinmeye çalışıldığını, gerçekleşen vahşetin yaşamı ve doğayı tehdit ettiğini, bunu sükûnetle karşılamanın mümkün olmadığını vurgulayarak bir şeyler yapmanın ilk adımı olarak vicdan mahkemesini kurduklarını belirtti.

Filistinli tanıklar ve gazeteciler, Güney Afrika’nın Lahey başvurusunu yapan hukukçular, Gazze’den doktorlar, akademisyenler ve dünya genelinde aktivistler, etkinliğe video konferansla katıldı.

Yargılama sonunda heyetin kararını “Vicdan Heyeti”nde yer alan yönetmen Melek Ulugay Taylan açıkladı:

“Şu an eminiz ki, vicdanlarımızda İsrail Devleti, Netenyahu Hükümeti suçludur. İddianamede yer aldığı gibi, 7 Ekim-14 Mart verilerine göre 14 bin 861’i çocuk, 40 bin 42 kişi öldürülmüştür. 10 binden fazla insanın hala kayıp olduğu tahmin ediliyor.”

İsrail’in Gazze’yi harabeye çevirdiğini vurgulayarak bugün tanık olduğumuz tüm belgeler ve konuşmalar, İsrail Devleti’nin soykırım ve savaş suçu işlediğini ortaya koymuştur. 

Taylan, açıklamasının devamında: “İsrail devleti çok açık bir şekilde, dünyanın gözünün içine baka baka savaş suçu, soykırım suçu, ırk ayırımcılığı ve insanlığa karşı suç işliyor. Kendisini, insan hakkı ihlalleri konusunda hiçbir kural ve kurum tarafından engellenemez olarak görüyor” dedi.

Katılımcılar arasında Yazar Ümit Aktaş, Hak İnisiyatifi’nden Fatma Bostan Ünsal, İnsan ve Özgürlük Partisi Eş Genel Başkanı Davut Güler, Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, yazar Oya Baydar, akademisyen Ferhat Kentel, Rakel Dink ve yazar Faik Bulut dikkatimi çeken isimler oldu. Siyasal iktidarın tavrına göre pozisyon alan İslami camiadan kimsenin olmaması, çürümenin vardığı yer olarak yorumlanabilir.

 

Faysal Mahmutoğlu’nun Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.