Faysal Mahmutoğlu Yazdı: Hdp Kaybetti Kaybettirdi

24.06.2023

Siyasi oluşumların varoluş nedeni, ülke yönetiminde iktidarda veya muhalefette söz sahibi olmak. Bu amaca yönelik olarak seçim zamanı seçmen karşısına çıkarlar. Seçmene ulaşabildikleri ölçüde; programlarının, söylem ve eylemlerinin seçmende karşılık bulduğu oranda destek alırlar. Hitap ettikleri seçmen kitlesinin tarihine, diline, inancına uyumlu söylem geliştirdikleri oranda başarılı olurlar. Politize olmuş halk –ki Kürtler fevkalade politize bir halktır- oy vereceği kişi veya kişilerin temsiliyeti noktasında tereddüt taşımaması gerekir.

14 Mayıs 2023 seçimlerinde Yeşil Sol Parti çatısı altında seçime giren HDP yaklaşık olarak 2015 seçimlerine kıyasla yüzde 20 oy kaybına uğradı. Kürt demokratik siyaseti açısından ciddiye alınması gereken bir konu. Elbette bunun birden çok nedeni vardır. Esasen Kürt mahallesinde 2013-2015 Çözüm Sürecinin inkıtaya uğramasının akabinde yaşanan hendek çatışmalarından bu yana yaşananların kapsamlı bir analizi yapılmadı, bununla yüzleşilmedi.

2015 seçimlerinde Kürtlerin çatışma değil barış siyasetini benimsedikleri, HDP’ye verdikleri yüzde 13,12 oyla 80 vekili parlamentoya göndererek ispatladılar. HDP barış sürecinde insiyatif alamadığı gibi hendeklerin neden olduğu çatışmalı süreçte de seyirci kaldı. Muhataplığı İmralı’ya ve Kandil’e bıraktı. Bu da büyük bir umut ve güven erozyonuna neden oldu. Siyasette özne olma vasfını yitirdi.

Sol’a teslimiyetin adını Türkiyelileşme koyarak pazarda servis ettiler. Türkiye Kürtlerinin Türkiyelilik gibi bir derdi varmış gibi. Kaldı ki, ne devlet ne de Türk çoğunluk Türkiyelileşme politikasıyla ilgileniyor. Türkiyelileşme siyaseti bu haliyle self asimilasyon görüntüsü veriyor. Kürtlüğün üstünü örten bir şal işlevi görüyor. Bu siyaset tarzı Kürtlerin taleplerini görmezden gelip, onları sadece oy deposu olarak düşünüyor. Kürt oylarını tekelinde garanti olarak kabul ediyor.

 Sosyalistlerle yapılan ittifakın temsil limitleri ile parlamentoda temsil güçlerinin orantısızlığı Kürt sokağında ciddi kırılmalara neden oldu. Kürt ittifakından sadece 2 vekil seçilirken sosyalist bloktan 13 vekil parlamentoya girdi. TİP’le yaşanan gerilim, TİP’in kibirli ve üstenci tavrı bardağı taşıran son damla oldu.

PKK’nın vesayeti HDP tabanının terörle özdeşleştirmesine zemin hazırlıyor. HDP’nin PKK’dan direktif alıyor algısından Kürtler dur demek istediler.

 Adayların atama yöntemiyle bir politbüro tarafından anti demokratik bir yöntemle belirlenmesi, yerellikten uzak, tabana danışılmadan halkta karşılığı olmayan kişilerin dayatılması, sandığa gitmeme kararını getirdi.

Esasen silahlı oluşumların siyaset iddiası olamaz, olmamalıdır. Silah her daim bir tehdit unsurudur.

 HDP’nin kriminalize edilmesi, kapatılma davası ve başka bir isimle (Yeşil Sol Parti) seçime girmesi gibi dezavantajlar iktidarın değirmenine su taşıdı. Kürt siyaseti ilk defa lidersiz bir seçim süreci yaşadı. İlk defa Kürtler bir seçimi gündemsiz ve siyasetsiz yaşadı.

Selahattin Demirtaş’ın aktif siyasetten ayrılması bu siyaset tazından ve PKK vesayetinden rahatsızlık şeklinde okunabilir. Bağımsız hareket etmeye çalıştığında PKK baronları tarafından ağır bir şekilde azarlanıyor. Demirtaş’ın karizmatik kişiliğini ve liderlik yapma becerisini kendi vesayet sistemine bir tehdit olarak görüyorlar. Bundan dolayıdır ki Kürt halkının Demirtaş’a olan ilgisi Demirtaş’tan çok daha büyük. Demirtaş, mücadele içeresinde ortaya çıkmış, yoğrulmuş, donanımlı önemli bir siyasi figür. Siyaset okumada ve siyasete yön vermede önemli bir deneyime sahip.

Kürt halkı, Kürt siyasetinin çok ilerisindedir ve bu olumludur.

Düşünce olarak çağı okumaktan aciz insanların siyasetçilere racon kesmeye çalışması tam bir trajedi. Terörist olarak ilan ediklerini düşünemiyorlar. Yaptıkları her açıklama siyasete zarar vermekten başka bir işe yaramıyor. Daha önceki seçimlerde yaptıkları açıklamalar gibi bu son seçimde yaptıkları Kılıçdaroğlu’na destek açıklamaları da Erdoğan’a yaradı.

PKK’nın arzuladığı siyaset tarzı, halkın sorunlarına çözüm arayışını değil, militan gibi sokak eylemlerini geliştirmeyi, insanların kendilerini feda etmesini hedefliyor.

Maalesef PKK Kürtleri bir azınlık partisine, azınlık psikolojisine mahkûm etmiş durumda.

“Erdoğan gitsin Kılıçdaroğlu gelsin” siyaseti, yeni bir efendi seçmekten öteye geçemezdi. Kürtlerin işi efendilerden efendi beğenmek olmamalıdır. Nitekim salt tek adam eleştirisi ve Erdoğan karşıtlığı seçim kazanmaya yetmedi.

Öte yandan Demirtaş’a utanç verici idam sloganları atılırken ne Kılıçdaroğlu’ndan ne de Millet İttifakı bileşenlerin bir ses çıkmadı.

HDP, otoriter yönetimle mücadele edeyim derken Kemalist siyasete ilhak olmak üzereydi.

Cumhurbaşkanı adayı çıkartılmaması baştan itibaren isabetsiz bir tutumdu. Bu seçimlere katılım oranını ve milletvekilliğini seçimini doğrudan etkiledi. Bu politika, HDP’nin ikinci turda anahtar olma rolünü de ortadan kaldırdı. Sonuçta HDP Kılıçdaroğlu’na, Kılçdaroğlu’nu da ultra milliyetçi bir dile mahkûm oldu.

Kürt siyaseti sistem karşıtı bir hareket mi sistem içi muhalif bir hareket mi, buna karar vermeli.

Kürt hareketi hem baskılara karşı önemli bir deneyime sahip hem de süreç içinde kendini dönüştürme, paradigma geliştirme potansiyeline. Ortak akla dayanan bir stratejiyle, liyakat sahibi kadrolarla bu sürecin üstesinden gelebilir.

Kürt siyaseti silah kullanmanın meşruiyetini sorgulamalıdır.

Kürt hareketinin diğer bir aktörü de HÜDA PAR’dır. Devlet tarafından Cumhur İttifakına katılımı sağlanması, salt sahip olduğu oy potansiyeli ile ilişkilendirilmemeli. Bu yaklaşım, Devletin yeni Kürt politikasından bağımsız okunmamalı. Fevkalade stratejik bir adım olduğunu düşündürtmektedir. Muhafazakarlık aksının tedavüle sokulma sürecidir. Maya tutar mı? Zayıf bir ihtimal. HÜDA PAR bir aş-iş bulma odağı haline getirilerek ideolojik bir dönüşüm de kurgulanmış olabilir.

Şayet 90’ların Türkiye’si düşünülerek bir adım atılmışsa -ki bu ihtimal mevcuttur- başarılı olma ihtimali yüksek. Büyük bir ölüm tugayı olan Hizbullah istenildiği an devlete eklemlenebilir, bu tabloya entegre edilebilir. Şu husus unutulmamalıdır ki, HÜDA PAR, geçmişi itibarıyla (Hizbullah) kriminal bir bagajı olan ve insanlık dışı eylemlere imza atmış bir harekettir.

O yüzden de HÜDA PAR için “alternatif bir Kürt partisi iddiası”nın karşılık bulması pek mümkün gözükmemektedir.

Faysal Mahmutoğlu’nun Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.