Faysal Mahmutoğlu Yazdı: Hüda Par Gerçeği

03.07.2023

Hür Dava Partisinin (Hüda Par) Cumhur İttifakını desteklemesi ve AK Parti listelerinden seçime girmesi, geçmişinin masaya yatırılmasına zemin hazırladı.

Hizbullah davasından yargılanıp hüküm giyen birçok kişinin Hüda Par üst düzey yönetiminde görev alması, Hizbullah örgütünü terör örgütü olarak nitelendirmemesi ve aynı çizgide siyaset yapması, onun Hizbullah’ın legal yapılanması olarak kabul görmesine neden olmaktadır.

Hizbullah ile ilgili olarak hafızamızı tazelersek:  Hüseyin Velioğlu, 1987’de bir grup arkadaşıyla silahlı mücadelede karar kılarak Batman’a yerleşti ve örgütlenmesini, kurduğu bir Kitabevi etrafında sürdürdü. Batman’da güçlendikten sonra faaliyetlerini diğer illere kaydırmaya başlayan Velioğlu, daha önce terk ettiği Diyarbakır’da İlim kitabevini üs olarak kullanarak yeniden örgütlendi. Ardından Mardin ve Şanlıurfa örgütlenme merkezi haline geldi.

Hizbullah, faili meçhul cinayetlere Batman’da “PKK yandaşı” olarak bilinen isimleri ve kendilerinin dışında çeşitli dindar gruplara mensup kişileri kaçırarak başladı. 1992’den itibaren her gün kentte, özellikle akşamları birileri kaçırılıyordu. 1992-1995 yılları arasında ise Batman’da kaçırılıp kaybedilenlerin önemli bir bölümü, din adamlarından, mollalardan ve dindar kanaat önderlerinden oluşuyordu. Bir süre sonra PKK, kendi yandaşlarına yönelik eylemlere karşılık vermeye başladı.

Hizbullah’ın hedef aldığı kişiler arasında gazeteciler de vardı. Hedefinde sadece Özgür Gündem ve devamı niteliğindeki gazete ve dergilerin çalışanları değil, aynı zamanda yine İslamcı kimliğiyle bilinen gazeteciler de vardı.

Hüseyin Velioğlu liderliğindeki Hizbullah güçlendikten sonra, bu kez bir dönem birlikte çalıştıkları Menzil grubunu hedef almaya başladı. İki grup arasında Diyarbakır’da yaşanan çatışmalarda pek çok insan yaşamını yitirdi. Birçok İslamcı grup bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Ancak Hizbullah bunların peşini bırakmadı, bölge dışında da bunlara yönelik saldırılarını sürdür. Bu hesaplaşmada Menzil grubunun lideri Fidan Güngör, 1994’te İstanbul’da kaçırıldıktan sonra bölgeye götürüldü ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Aynı şekilde Zehra Vakfı’nın başkanı İzzettin Yıldırım da 29 Aralık 1999’da İstanbul’da kaçırıldı ve cansız bedeni 28 Ocak 2000’de Kartal’da bulundu.

Diğer İslamcı gruplara baskı kurarak kendilerine tabi olmalarını sağlamaya çalıştıysa da PKK karşıtlığı, PKK mensuplarıyla çatışmaya girmesi, örgütün bölgede güçlenmesindeki en temel unsurdur.

DGM Başsavcılığı tarafından 2000 yılında Hizbullah militanlarıyla ilgili hazırlanan davanın iddianamesinde “Hizbullah, PKK terör örgütünün Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki hâkim olduğu dönemlerde yaygın olan şiddet ve terör olaylarına bir tepki olarak ortaya çıkan fiildir” der. Eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman, Hizbullah’ın eylemleriyle ilgi bir soruya verdiği cevapta; “Hangi Hizbullah? Bir İran’daki Hizbullah vardır. Bir de PKK’ya karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar vardır” demesi Hizbullah’ın kimler tarafından himaye gördüğünün ispatıdır.

Susurluk skandalından sonra JİTEM’in tasfiye süreciyle eş zamanlı olarak Hizbullah’ında tasfiye süreci başlatıldı.

1996-1999 yılları arasında Diyarbakır, Batman ve Mardin’de düzenlenen operasyonlarda bine yakın Hizbullah mensubu gözaltına alındı. 2000 yılına gelindiğinde, yaklaşık iki bin kişi gözaltına alınmış ve bunların yarısı tutuklanmıştı. Bunların verdiği bilgiler doğrultusunda 75 faili meçhul cinayet aydınlatıldı.

Hizbullah’a yönelik en önemli operasyon 17 Ocak 2000 günü yapıldı. Beykoz’da bir villaya düzenlenen operasyonda örgüt lideri Hüseyin Velioğlu öldürüldü. Aynı villada örgütün iki ve üç numaralı isimleri olarak bilinen Edip Gümüş ve Cemal Tutar’ın sağ teslim alınması beraberinde birçok soru işaretini getirdi. Örgütün lider kadrosu etkisiz kılındıktan sonraki en önemli eylemi 24 Ocak 2001 yılında gerçekleştirdiği Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan’a yönelik suikasttır.

Bu suikasttan sonra örgüt Hizbullah adını kullanmaktan vazgeçti. Üç yıl sonra Mustazaflar ile Dayanışma Derneğini (MUSTAZAF DER) kurarak yoluna silahsız biçimde ve sivil toplum kuruluşu olarak devam kararı aldılar. Ancak dernek Hizbullah’ın devamı olduğu gerekçesiyle Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kapatıldı. Bunu üzerine 2012 yılında, partileşme kararı alındı ve Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) kuruldu.

Bu partileşme sürecinden önce Hizbullah’ın yönetici konumundaki militanlarını 2011 yılında devlet tarafından serbest bırakıldığını da not etmek gerek.

Devletin HÜDA PAR ilgisi salt seçim ittifakıyla sınırlı olmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız.

İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu’nun konuya dair yaptığı açıklama dikkate şayandır. Soylu AK Parti’nin HÜDA PAR ile geliştirdiği ittifakı bir devlet projesi olarak değerlendirdi ve “Türkiye Cumhuriyeti devletinin en önemli adımı” olarak tanımladı. Adeta bir Kürt HAMAS’ını ima etti. Soylu gibi düşünen devlet aklı, tarihteki neredeyse tüm Kürt itirazlarının öncü liderlerinin, şeyhler ve sofu olarak değerlendirilen mirler olduğunu hesaba katmamaktadır. Şeyh Ubeydullah Nehri, Mir Bedirhan, Şeyh Said ve Seyyid Rıza bunlara örnek gösterilebilir.

Devlet HÜDA PAR’dan bir Kürt HAMAS’ı çıkartmayı düşündüğü gözlemlenmektedir ancak bu uğraş beyhude bir uğraştır. Geçtiğimiz yılın Ekim ayında HÜDA PAR’a yakınlığıyla bilinen “Alimler ve Medreseler Birliğinin düzenlediği “Alimler Buluşması”nda Taliban temsilcisinin ve Yusuf Kaplan gibi isimlerin davet edilmesi –ki buluşmada Yusuf Kaplan Kürdistan kelimesinin kullanılmasından rahatsızlık duyduğunu belirtti- algıladıkları İslam anlayışının Kürt İslam anlayışından çok farklı olduğunu göstermektedir.

Taliban İslam Emirliğini “İslam ümmeti için iftihar vesilesi” olarak gören bir anlayış Kürtler arasında karşılık bulması mümkün gözükmemektedir. Bölgede yaşanan IŞİD deneyimi, özellikle IŞİD’in Şengal’de Ezidi halkına yönelik giriştiği barbarca eylemler, Hizbullah’a yönelik negatif algının yeniden canlanmasını sağladı.

Esasen HÜDA PAR’ın sahip olduğu bu ideoloji, bir kitle hareketine dönüşme potansiyeline sahip değil.  Nitekim 2018 yılında kendi adıyla girdiği seçimde Türkiye genelinde aldığı toplam oy oranı %0,3, aldığı oy ise 157 bin ile sınırlı kaldı.

Öte yandan, Kürt gençliğinde sekülerleşmenin gittikçe yaygınlaştığını görebiliyoruz.

Tarihsel süreç içerisinde devlete entegre olan tüm oluşumlar, önce marjinalleştiler ve bilahare yok olup tarihteki yerlerini aldılar. Dün Kürt itirazlarının adresi olan şeyhler ve ağalar, devlete entegre olduktan sonra Kürt itirazının liderliğini seküler Kürt solu üstlendi.

Dindar- muhafazakâr Kürtlerin ana adresi AK-Parti ve HDP’dir. HDP’nin yönetim kadroları seküler düşünceye sahip olmalarına karşın, seçmen kitlesinin çoğunluğu dindarlardan oluşmaktadır.

Ayrıca başta AK Partililer olmak üzere Kürtlerin büyük bir çoğunluğu, Hizbullah deneyimine ilişkin negatif bir hafızaya sahip ki HÜDA PAR denilince akıllarında ilk canlanan Hizbullah oluyor.

Her şeye rağmen HÜDA PAR’ın da HDP gibi legal zeminde siyaset yapması olumludur. Kürtlerin şiddet dışı mücadele yollarına yönelmelerinin ve demokratikleşmelerinin desteklenmesi gerekir.

HÜDA PAR’ın Kürt/Kürdilik damarı HDP’ye göre çok daha baskın bir karakter taşımaktadır. Bütün siyasi faaliyetleri, eylemleri ve gündelik yaşamları Kürtçe üzerine bina edilmiştir.

HÜDA PAR’ın Hizbullah geçmişiyle yüzleşmesi ve helalleşmesi gerekmektedir. Henüz bir özeleştiri yaptıklarına tanık olmadık.

Bunun yanı sıra İran konusunu da masaya yatırmaları gerekmektedir. İran bugün Humeyni’nin bıraktığı İran’dan çok farklı bir kulvarda yol almaktadır. Şii hilali hayali ve dört başkente hükmetme güdüsü ile Ortadoğu’nun cehenneme dönüşmesinde başat rol oynamaktadır. İran konusunda herhangi bir eleştirilerine de şahit olmadık.

NOT: Bu yazıyı yazarken Dilek Gül’ün Euronews’teki 16/05/2023 tarihli röportajından yararlandım.

Faysal Mahmutoğlu’nun Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.