Hasan Postacı Yazdı: İlke ve Değer Merkezli Siyasetin İmkanları-1

09.01.2021

Steril yaşamların imkânsızlığı, geleceğe dair hep yeni arayışları ve umutları kaçınılmaz kılar. Ulaşılmak istenene asla ulaşılamayacak olması, insanın tekâmül yolculuğunun temel motivasyonudur aynı zamanda. Anlamlı olan; bu yolculuğun veya arayışların ürettiği duruşlar, söylem ve şahitliklerin kendisidir.  Cabiri, “İnsana dair mutlak günahsızlık, şeytanın sağdan yanaşmasıdır” der bu bağlamda.

Sosyolojik olarak yaşamı şekillendiren ve anlamlı kılan değerler; insanın iyi-kötü, güzel-çirkin, helal-haram, haklı-haksız, doğru-yanlış vb. çoğaltabileceğimiz yargılarına kaynaklık eder. Meşhur hadislerden birinde yapılan tanımlamada “İnsan fıtrat üzere doğar, sonra annesi babası (yaşadığı toplum) onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar (inançlarını, değerlerini, kişiliğini şekillendirir.)” (Buhari, cenaiz 92/Tirmizi kader 5) denilir. Bu yaklaşım, insanın yaşadığı çevrenin ve toplumun ürünü olduğunu savunan bir anlayışı besler. Kuşkusuz akıl eden, duyguları ve vicdanı olan insanın kendi tercihleri, kendi değerlerinin şekillenmesinde de etkilidir.

Doğrusu insanın genetik mayasında potansiyel olarak iyiliğe dair kodların asıl ve dominant, kötüye dair kodların ise arızi ve resesif olduğunu düşünenlerdenim. Hak ve batıla dair, iyi ve kötünün ne’liğine dair veya bunların öznelliği-nesnelliği ile ilgili problemin oldukça karmaşık ve tartışmalı olduğunu da bir tarafa not etmek gerekir. Düşünce tarihinin müktesebatı, bu anlamda birbirinden farklı referans düzlemlerinden hareketle çok farklı yaklaşımlar ortaya koyar. Bu bağlamda, en kuşatıcı evrensel çerçevenin vahiy merkezli değerlerle çizildiğini kabul edenlerdenim. Vahiy ikliminin adalet ve özgürlük merkezli düşünce ekollerinin rehberliğinde, bu evrensel çerçevenin yaşamsallaştırılma çaba ve imkânlarının üretkenliğine odaklanılmalıdır.      

Kitab-ı Kerim’de belirtilen, insanın eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi) ile esfele safilin (aşağıların en aşağısı) bandının ekstremum noktalarında seyretme potansiyeli taşıdığı dikkate alındığında, bu polarizasyonun hangi koordinatında yer alacağını bizzat insan tekinin kendi tercihleri belirler. Tercih yapabilme durumunun, insan özgürlüğünün en önemli boyutunu oluşturduğu söylenebilir. Bu nedenle özgürlük, vahiy koruması altındadır. İnsanın iman ve küfrü seçme özgürlüğü, onun iradesine bırakılmıştır. “Dinde zorlama yoktur…(2/156)” ayeti bu yönüyle okunabilir.

Özgürlükle anlamlı hale gelen insan serüveninin Allah, eşya ve her türü ile şekillenen varoluş koordinatlarının orijininde ise adalet arayışları, adayışları ve mütmainliği vardır. Kitab-ı Kerimin “…Adaleti ayakta tutan şahitler olun… (4-135) şeklindeki vurguları bu anlamda okunabilir.

Özgürlük ve adalet merkezli duruşların yaşamsal gerçeklikte karşılıkları nelere tekabül eder? Tarih boyunca yaşananların, deneyimlerin öğreticiliği bağlamında neler söylenebilir? Günümüz dünyasında küreselden yerele, bu boyutlarda yapılabilecek gözlem ve analizler, hangi gerçeklikleri görünür kılar? Bu bağlamda geleceğe dair sorumluluklarımız, imkânlarımız nelerdir? … gibi sorular üzerinden konuya devam etmeye çalışacağız. 

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir