Hasan Postacı Yazdı: Apolitik Hedonizmin Dayanılmaz Hafiliğinde Müslüman Kalmak

22.07.2023

Radikal değişimlerin çok hızlı yaşandığı bu çağın en sarsıcı tarafı, aynı değişimin ortalama 80 yıllık bir ömre sahip çağın insanını da inanılmaz farklı yaşam kesitlerini bu kısa sayılabilecek zaman dilimine sığdırılması gibi bir durumu beraberinde getiriyor olmasıdır.

Bir asır öncesine kadar yaşam alanı kendi köyü olan bir habitata yaşamı başlayan biten insan hikâyeleri normal akışın doğallığı olarak görülüyordu. Yine kimsenin kimlik ve pasaport taşımadığı, diploma ve banka kartlarına ihtiyaç duymadığı bir vasatta akıp gidiyordu yaşam.

Ulus devletlerin tel örgüler ve mayınlarla ayırdığı sınırların geçmişi birkaç kuşak ötesine dayanır. Yeryüzü insanın ortak evi. Sırtına heybeni aldığın gibi binlerce kilometrelik uzaklıktaki farklı diyarlara gidebilmenin önünde tek engel kişisel sağlığın ve doğa koşullarıydı.

Güvenlik kaygısı tüm iptidailiğine rağmen kendi içinde belli değerler üzerinde şekilleniyordu. Silah çekmeyene silah çekilmezdi genellikle. Aman dileyene dokunulmaz, köylüye, zanaatkâra, tüccara, âlime, dervişe kılıç çekilmezdi. Çekene şaki denilir saygı duyulmaz, er geç cezalandırılırdı. Mülteci, göçmen, iltica, vatandaşlık gibi kavramlar gündem dışıydı. Savaşların bile bir izzeti vardı. Esaretin bir hukuku, köleliğin bir raconu vardı. Her şeyi açık, net anlaşılır kılan bir mertlik iklimi vardı. Retoriğin maya tutmadığı, sözün izzetti, ehliyet ve liyakatin sınanmış, arınmış şahitlikler üzerine şekillenmiş muhkem eminliğinde, sadeliğinde şekilleniyordu yaşam.

Kuşkusuz baş döndürücü değişimin paradigmal dinamikleri batı aydınlanması sonrası birkaç asra dayanır. Ancak özellikle 2. Dünya savaşı sonrası sürecin değişim hızı, teknolojik, siyasal, iktisadi, sosyal tüm alanlarda daha ivmelidir.

Modern paradigmanın insan dair tasavvurları birey ve toplum merkezli polarizasyonlar üzerinden kuramlaştırıldığı görülür. Bu düşünsel polarizasyon hala devam eden ideolojik farklılaşmanın ve çatışmanın da oluşmasını kaçınılmaz kılar.

Küreselleşme sonrası dünya neoliberalizm üzerinden birey merkezli kuramların ürettiği değerlerin kuşatılmışlığında bir düzene hızla dönüşüyor. Hümanizm, insanın kendi dışındaki her şeye karşı mücadele ede, savaşan bir anlayışa davet eder. İnsan nefsinin her türlü talep ve yönelişlerini değerli ve önemli görerek yaşamın merkezine alır. Daha da yıkıcı olanı bunun için her türlü davranış ve yöntemi, araç ve mekanizmayı kullanmayı meşru görür. Bu meşruiyeti sadece kendi çıkar, istek ve taleplerinden alır.

Bu yaklaşım ve dünya görüşü çağdaş insanın özgür ve huzurlu olmasını sağlamış mıdır? Basit bazı analizler ve veriler üzerinden tersine bir savruluş ve çürümenin her geçen gün derinleştiğinim gösteriyor. Üstelik bu savruluş ve çürüme sadece insan için değil aynı zamanda tüm canlılar âlemi ve yerküre içinde yok oluşa doğru sürüklendiğini gösterir. 

Siyasal şekillenişlerin devletler formunda ortaya çıkmasına paralel bilim ve teknolojik gelişmeler, yerkürenin her açıdan bir köye dönüştürdü. Bu durum yaşanan derin çelişkilerin de görünür olmasını beraberinde getirdi. Yağmalanan coğrafyaları, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm kılınan hayatları, her türlü uluslararası sözleşmeye rağmen yaşamak için tüm temel insani hak ve özgürlüklerinden vaz geçmeyi veya buna mecbur bırakılmayla gelen defakto kölelikleri, diğer yandan bunu kanıksayan, ruhunda tek bir sıkıntı ve farkındalık duymayan alabildiğine apolitik hedonizmin mümbit(!) sularında yaşamların olduğu paradoks dünyaları aynı anda buluşturan, görünür kılan bir çağdaş yaşam düzeni ile karşı karşıyayız. 

İslam coğrafyalarının küresel paradigma ile karşılaşmaları kendi içinde farklı evreler ve refleksler içerir. Temelde İslam’ın kendi dışındaki sistemlere ilk tepkisi nebevi geleneklerde görüldüğü gibi fıtrat dinine davettir. Bu minval üzere adalet merkezli onarıcı muhalefet diye kavramsallaştırılabilecek bir anlayış üzerinde, radikal, antgonist bir duruş sergiler.

Osmanlı imparatorluğunun son dönemleri paradigmal üstünlüğün kaybedilmesinin farkındalığı ancak teknolojik gücün ezici tarafları ile yüzleşmelerle başladığı görülür. Başlangıç reflekseleri içe kapanma yönünde oldukça kendini korumaya endeksli bir ürkeklik barındırır. Sömürgeci yayılmacılık derinleştikçe bu kez çözümler aramaya dönüşen yaklaşımlar öne çıkar. Bu süreç son dönem münevverlerinin farklı düşünsel formülasyonları üzerinden kendini görünür kılar. Bilimsel yeniliklerin alınması ancak kültür ve değerlerin korunması, tamamen modern düşüncenin benimsenmesi ve buna direnç gösteren engellerin ortadan kaldırılması, kendi medeniyet değerlerinin ihyası üzerinden yeni bir paradigmanın inşası gibi Müslüman aklın arayışlarına tanıklıkları çeşitli coğrafyalarda görmek mümkün.

Çağdaş Müslüman aklın temelde üç önemli havzasından bahsedilebilir; Türkiye, Mısır ve İran. Bu havzaların son yüzyıllık serüvenleri analiz edildiğinde sosyopolitik mücadele müktesabatın köklü paradigmal bir alternatif üretmekten uzak olduğunu söylemek mümkün. İran İslam Devrimi sonrası deneyimler, Mısır İhvan hareketi ve Türkiye son Ak parti iktidar süreci, küresel neoliberal kuşatmaya karşı etkili bir duruş ve alternatif bir paradigmal yaklaşım üretemediği görmek gerekir.

Tersine buralarda yaşanan iktidar deneyimleri İslam coğrafyaları ve tüm insanlık için çok kısa sürelerde ortaya koydukları anlayış, söylem ve pratiklerle umut olmaktan çıkmıştır. Daha kötüsü küresel istikbarın temel paradigmal stratejilerine eklemlenmekten kendilerini kurtaramamışlardır.

Yaşadığımız süreç siyasal, kültürel, iktisadi, sosyal, düşünsel alanlarda Müslüman aklın içine girdiği krizinin her geçen gün büyüdüğünü gösteriyor. İslami nitelikli olduğu sanrılarıyla siyasal iktidarların otoriterliğinde olan bu coğrafyaların, sosyopolitik mücadele ruh ve kabiliyetlerinin her geçen gün yitirdiğini, derin bir apolitikleşme merkezli yaşam tarzlarının hızla sosyolojik difüzyona uğradığı görülüyor. Hedonistik savruluşların dayanılmaz hafifliğinin ürettiği eklektik bunalımlı kimlikler her geçen gün daha derin bir çürümeye sürüklendiğini söylemek abartı olamaz.

İslam’ın diriltici muhalefet ruhuna her zamankinden daha çok ihtiyaç var. islami oluşum ve çevrelerin bu bağlamda yeniden bir sorgulama ile iktidarın otoriter kuşatılmışlığının ürettiği ve meşrulaştırarak itaate zorladığı iklimi etkin bir sorgulamaya tabi tutarak bu duruma karşı evrensel hak ve özgürlüklere duyarlı adalet merkezli onarıcı muhalefetin davet sorumluluklarına yönelmeleri Müslüman aklın krizinin ilk uyarıcı çıkışı olabilir.      

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları 

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.