Hasan Postacı Yazdı: Cüzi İradenin Muhasarası

10.06.2023

Düşünce tarihinin en önemli meselelerinden birisi kuşkusuz insanın özgürlük sorunudur. Dini öğretiler ve felsefi ekollerin ayrıştığı, çatıştığı konularının başında gelir özgürlük sorunu. Klasik insan düşüncesi insanın cüzi iradeye sahip bir varlık olduğunu kabul eder.  Allah2ın külli iradesinin karşısında insanın cüzi iradesi ona sınırlı bir özgürlük alanı mı oluşturur? Eğer öyle ise insanın mutlak özgürlüğünden bahsedilebilir mi? insan bu bağlamda kaderinin mahkûmu mudur? Gibi yanıtlanması oldukça derin analizler gerektiren sorulara verilen yanıtlar insanın özgürlük arayışlarının tarihsel arka planını besler.

Mütezile ile Kaderiye ve Mürciye arasındaki tarihsel ayrışma İslam kelam tarihinin temel fay hatlarını temsil eder. Matrudi ve Eşariye akaidi iki uç arasındaki vasatı yakalamaya çalışır. Yani bir tarafta insanın tercihleri ne olursa olsun tümden belirlenmiştir. Diğer tarafta ise insan seçimlerini tamamen özgür iradesi belirler.

Kuşkusuz bu makalenin konusu bu derin polarizasyondan gelen düşünsel çıkmazları vuzuha kavuşturup nihai yanıtları bulmak değildir. Ancak bu iki duruşun vasatını temsil eden ehlisünnet çizgisinin günümüz Müslüman dünyasında sosyal, kültürel ve siyasal olarak Kaderiye ve Mürciye çizgisine daha yakın bir yaşam tarzının kuşatmasında olduğunu söylemek için derin tahlillere gerek kalmaz.

Bu kayma pratikte hangi yaşamsal kodlarla örtüşür? Sorusuna somut yanıtlar verilebilir. Öncelikle Müslüman dünyanın yaşam tarzının merkezinde iman eden herkesin her ne yaparsa yapsın mutlak manada, günün sonunda cennete girme garantisi, ödülü ve müjdesi var. Yani İslam’ın gerektirdiği ibadet, emir ve yasaklar, büyük ve küçük günahlar karşısındaki durumunuz ne kadar olumsuz olursa olsun eğer iman etmişseniz, yani kelimeyi şahadeti ikrar ve tasdik etmeniz yeterlidir nihai ahiret kurtuluşu için.

Bu durumun çok ince çizgileri aileden başlayarak temel dini bilgiler çerçevesinde kavratılır. Namazı kılmasan da inkâr etme! İçki içsen de, zina etsen de, çalsan da, kan döksen de, haksızlık yapsan da bunların helal ve meşru olduğunu iddia etme, ömrünün bir deminde günahlarından haftalık, yılık, mübarek gün ve gecelere denk gelen periyotlarda tövbe etmeyi de unutma yeter! Birde hiçbir şey bilmesen de kelimeyi tevhidi ve kelimeyi şahadeti ezberle. İşin özetinde duruşun temel kodu elfazı küfür ve elfali küfür skalasında manevi bilançoları hassas dengelere ayarlanmış şizofrenik bir bilinçaltı kamuflajında Müslümanca yaşam tarzları(!)

Bu durumun kırılma yarattığı önemli konulardan biri de insanın tercih ve eylemlerinin oluşmasında hiçbir etkisinin olmadığıdır. Yani yapıp ettiklerimiz kaçınılmaz olarak bizim yapmak mecburiyetinde olduklarımızın dışında değildir. Bunlara hiçbir etkimiz yoktur.

Bu yaklaşım biçiminin oluşturduğu travma bireysel eylemlerden çok toplumsal duruş, rol ve sorumluluklarda kırılma yaratır. Yaşadığımız tüm yoksulluklar, haksızlıklar biz ne yaparsak yapalım değişmesi mümkün olmayan durumlardır. Oluşan her türlü toplumsal adaletsizlikler, eşitsizlik ve çaresizlikler takdiri ilahi olarak tanımlanması ve sonucun kim ne yaparsa yapsın asla değişmeyeceği düşüncesi böyle bir akaitten beslenir.

Bu inanış ve düşence biçimlerinin aziz Kuran’ın temel ilkeleri ile çeliştiğini yaşayan kuran olan Resul’ün temel pratiklerine bakarak görebiliriz. Aziz Kuran’ın bireysel ve toplumsal boyutta en çok vurguladığı konulardan birinin adaleti ayakta tutan şahitler olmamızdır. Bu durumu yaşamsallaştıran en güçlü dinamik olarak iyiliği emr, kötülükten men temel prensibi, bireyden aileye, aileden, topluma ve devlete uzanan tüm süreçlerde karşımıza çıkar.

Allah (c.c) yaptıklarınızın ancak karşılığı vardır. Zerre kadar iyilik ve zerre kadar kötülüğün hesabını insan dan sorulacak olmasının vurgulanması insanın özgürlüğünün en güçlü vurgusu olarak karşımıza çıkar. insanın varlık dünyasında gücünün yettiği ve yetmediği durumlar üzerinden özgür irade tanımlamalarına girmek sap ile samanı birbirine karıştırmak olur. İnsan elbette sınırlılıkları olan bir canlıdır. Bu sınırlılıklar onun tercih ve eylemlerinde özgür olmadığı anlamına gelmez.

Günümüz dünyasının insan irade ve özgürlüğünü muhasara altına alan manipüle edilmiş dini retoriklerin ayrıca, psikolojik yöntemler kullanılarak daha etkili hale getirildikleri görülür. Şanlı tarih, kutsal devlet, necip millet metaforları üzerine inşa edilen, kendi dışındakini tehdit görerek ötekileştiren, düşmanlaştıran piskososyal mühendislik uygulamaları özgür iradenin sorgulayıcılığını etkisizleştirerek muhasara altına alır.

İnsan halifetullah olarak tanımlanır Kitab-ı Kerim’de.  Bu tanımlama doğrudan insanı yaşamın öznesi haline getirir. İnsan merkezli bir yaşam inşası ancak fıtri olanla uyumludur. İnsanı ihmal eden, önemsizleştiren, ikinci plana iten her türlü siyasal, toplumsal tasarım ifsad üretir. İnsanı ıskalayan devletin kutsallığı olamaz. İnsanı nasıl özneleşir? Bu soruya verilebilecek ilk temel yanıt hak ve özgürlükleri korunarak insanın özneleşmesi anlamlı hale gelir.

İnsan kimliğinin iki temel boyutu vardır. Bireysel ve toplumsal boyutları ile insan kendi var oluşunu anlamlı kılar. Hak ve özgürlüklerinde bu bağlamda bireysel ve toplumsal karşılıkları vardır. Can, akıl gibi bireysel unsurların korunmasının yanında inanç özgürlüğü, nesil emniyeti ve bunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan, örgütlenme, düşünce ve inançlarını ifade edebilme savunma ve yaşam özgürlüğü, mal ve emek gibi iktisadi alanlarda hak ve özgürlüklerin güvenliği, barınma, eğitim alma, sağlık hizmetlerinden yararlanma gibi sosyal hak ve özgürlüklerin korunmasını merkeze alınması gerekir.  

Devlet, cemaatler diğer kurumsal yapılar dahil tüm sosyal ve siyasal örgütlenmelerin insan özgürlüğünü merkeze alan bir yaklaşımla şekillenmesi hedeflenmelidir. İnsan cüzi iradesinin muhasara altına alındığı günümüz yapılanmalarının, İslam’ın evrensel özgürlük değerleri ile yeniden değerlendirilmesi ve değişimine yönelik çabaların içine girilmesine ihtiyaç olduğunun altı çizilmelidir. Bunu gerçekleştirebilecek en güçlü dinamik Kitab-ı Kerim merkezli derinlikli okumalar ve buna bağlı açılımlardır. İslam düşünce tarihi müktesebatı bu konuda önemli bir birikim sunmaktadır. Ancak bu birikimin sağlıklı bir değişim üretebilmesi eleştirel aklın okullaştırılması üzerinden sağlanabilir. 

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları     

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.