Hasan Postacı Yazdı: El Chapo

16.09.2022

Dostoyevski, dünya klasiklerinin başında gelen ünlü eseri Suç ve Ceza romanın başkahramanı hukuk fakültesini yoksulluk nedeni ile terk etmek zorunda kalan Rodion Romanoviç Raskolnikov üzerinden adalet, suç ve ceza kavramlarını Raskolnikov’un işlediği cinayet sonrası yaşadığı ağır vicdan azabı ile beraber girdiği psikolojik bunalımlar üzerinden, içsel, toplumsal ve devlet boyutunda derinlemesine tartışır.

Devletin suçluyu cezalandırmasının bir suç olmasını ayıran ince çizginin hangi durumlarda kaybolduğunun sorulması gereken olaylarla doludur ülkelerin tarihi. Sosyopolitik piramidin üstlerine doğru çıkıldıkça ekonomik ve siyasi açıdan piramidin tepesinde bulunanların dünyasında bu çizginin iyice fulü hale geldiği, kaybolduğunu söylemek abartı olmaz sanırım.

Devletin dini adalettir ilkesinin kaybolduğu ülkelerde devlet ile toplum arasındaki fay hatları alabildiğine derinleşir. Güven toplumu olmaktan hızla uzaklaşılır. Başta siyaset kurumları olmak üzere tüm toplumsal ilişkiler bir güç ve çıkar lobilerinin şekillenişine mahkum bırakılır. En kötüsü bu düzen sosyal, kültürel ve politik olarak içselleştirilir. Sanki başka bir düzen ve toplumsal şekilleniş, işleyiş artık mümkün değilmiş gibi bir gerçeklik dayatılmış olur.

Yahudi kabilelerinin yaşadığı Medine’de, işlenen bir suçla ilgili Hz. Peygamberin sizin dininizin bu konuda hükmü nedir sorusuna verilen çelişkili yanıtlardan sonra bir Yahudi alimin biz cezaları yoksullarımıza uygularken aynı şekilde zenginlerimize hakkıyla uygulamazdık. İfadeleri suç ve ceza arasındaki güce dayalı çürümeyi resmediyordu. Buna karşısında, “Kızım Fatma dahi olsa…” duruşu İslam’ı bir adalet, güven ve barış medeniyeti haline getiriyordu.

Tarihsel süreçlerden günümüze bu yapısal bozulmanın nitelik değiştirmeden daha karmaşık ilişkiler düzlemi ile taşındığını gözlemleriz. Günümüz dünyasında ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmişlik düzeylerinin zayıf kaldığı, üçüncü dünya diye tarif edilen ülkelerde güç ve çıkar merkezli ilişkilerin daha belirgin olduğu görülür. İç denetim ve sivil toplum bilincini gelişmediği ülke ve toplumlarda politik pramidin tepesine çıkıldıkça çürümenin orantılı olarak arttığı görülür. Özellikle gücün teberrüz ettiği askeri bürokraside, iç güvenlik bürokrasisinde, bu yapının güç ve çıkar ortak paydalarıyla buluştuğu yargı bürokrasisi ve üst düzey siyasi elitlerden kurulu düzen üzerinden şekillenen kirli ilişkiler dünyasının önemli sacayaklarından birini de medya dünyası oluşturur. Bu ilişkiler dünyası iktidarların değişimi ile birlikte sermayenin de değişimini kaçınılmaz kılar. Her yeni iktidar eliti kendi yeni sermaye çevresini oluşturur. Direnç gösterenler devlet gücünün manipülasyonları ile cezalandırılır, itibarsızlaştırılır. Bu bağlamda yanlış ata oynayan kaybetmeye mahkûm olur.

El Chapo, dünyaca ünlü küresel uyuşturucu dünyasının Meksika kökenli önemli baronlarından biri. Hayat hikâyesini anlatan filmini izleyen oğlu benim babam filmde anlatılandan daha zalim ve acımasız biriydi dediği medyada yer aldı. Meksika2da uyuşturucu gelirleri üzerine kurulu suç imparatorluğunun tüm devlet aygıtını bir ahtapot gibi sardığını, siyasi cinayetlerin nasıl üstünün örtüldüğünü, uluslararası rüşvet ağlarını ve bunların arasında adeta bir piyon gibi kullanılan El Chapo gibilerin trajik hayat hikâyeleri.

Her ülkenin bir El Chapo’su olduğunu gözlemlemek mümkün. Dünyanın patronluğuna soyunan ABD gibi ülkelerin bu kirli dünya düzeninin devamını, terör örgütleri, uyuşturucu lobileri, silah tüccarları üzerinden devamını kan emici bir vampirin ihtiyaç duyduğu düzeyde sürdürmek istediğinin de altını çizmek gerekir. Çıkarlarının tehdit edildiği durumlarda her türlü kirli araçları kullanarak, askeri darbelerle tahakkümünü sürdürdüğünü birçok ülke müdahalesinde görmek mümkün. Afganistan, Irak, Suriye, Günay Amerika operasyonları ve Türkiye’ye yönelik ilişkilerine bu yönüyle de bakmak gerekir.

Son dönemlerde gündeme gelen Sedat Peker iddialarını, devlet aygıtının çıkar lobileri, suç ve mafya ilişkileri, medya gücünün araçsallaştırılması ve alenileşen siyaset dünyasının bu tür ilişkilerin sembolü olan kişiliklerle buluşmalarını bu bağlamında yeniden değerlendirmek gerekir.

Böyle bir anlayış ve düzenin Kürt meselesi, alevi sorunu, son dönemde mülteciler meselesi vb. sorunların müzminleşmesini ve çözüme dair kalıcı yaklaşımlar üretmekten öte bu sorunları da çıkar ve güç merkezli ilişkiler dünyasında araçsallaştırılmasını kaçınılmaz kılar. Ardından PKK’nin uyuşturucu ile beslendiği itirafları, mülteci tacirlerinin çeteleşmesi ve ördüğü rüşvet ağları, toplumsal ajitasyonlara malzeme olan alevi sorunsalı gibi savrulmalarla enerjisi, gelecek umutları absorbe olan bir toplum ve ülke gerçekliği ile karşı karşıya kalırız.       

Güven ve adalet duygusunun kaybolduğu yoksullaşmanın kitleselleştiği düzenin içinde en alttakilerden biri olarak uyuşturucu, silah ve suç dünyasının raconlarını gözü kara bir şekilde tırmanarak ortaya çıkan El Chapo’ların bu kirli düzenlerde aysbergin sadece görünen yüzü olduğunu görmek gerekir. Temiz siyaset, temiz toplum inşasının temel dinamiği adalet ve güven merkezli bir düzen kurmaya odaklanmaktan geçer.  

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.