Hasan Postacı Yazdı: İlke ve Değer Merkezli Siyasetin İmkânları-13

30.04.2021

Yerellikte Türkiye Örnekliği-Sosyolojik Analiz

Ak parti iktidar süreci ile başlayan yeni dönemde Müslüman kadının sosyolojik sürecini Ak partinin değişim sürecine bağımlı olarak geliştiği söylenebilir. Toplumcu siyasetin taleblerinin üzerinden statükoya karşı iktidara gelen Ak parti, statükoya karşı, milli görüş gömleğini çıkarma, İslamcı parti olmama, AB üyeliğini ana politik amaçlardan biri olarak ilan etme gibi söylemlerine rağmen ilk dönemlerde muktedir olamadı. 2007’deki 27 Nisan e-muhtırası, 2008’de Ak partiye karşı açılan kapatma davası gibi olaylar bunun tipik göstergeleri olarak görülebilir.

Eşi başörtülü olan Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkması sitemin ideolojik duvarlarından birinin yıkılması olarak tarihe not düşülmesi Müslüman kadın kimliğinin sistemle ilk ideolojik hesaplaşması olarak da okunabilir.

28 Şubat süreci ile başörtüsünden dolayı meslekten ihraç edilenlerin haklarının iadesi 2006 yılında gerçekleşmişti. Sonrasında, Leyla Şahin, Fatma Benli gibi sembol isimlerin Ak partide milletvekili seçildi. Bu bağlamda birçok benzer ismin Ak parti yönetim birimlerinde görev aldı. Oluşan iklim ve referanslarla STK, medya, üniversitelerde yetkin pozisyonlar kazanması Müslüman kadın örgütlüğü bağlamında yeni bir dönemin kapılarının ardına kadar açıldığını gösteren gelişmeler olarak karşımıza çıkar. Bu yeni durum Müslüman kadın açısında güç ve iktidarla tanışma anlamına geliyordu.

Müslüman kadın sosyolojisinde özellikle gelenek dışı kalmış yapı ve oluşum süreçlerinden gelen kadın kesiminin bu süreçten nemalandığının altını çizmek gerekir. Yani hak ve özgürlükler mücadelesinin çetin süreçlerinden en çok etkilenen, bu sürecin psikolojik yükünü en çok taşıyan geleneksel cemaatlerin dışında kalan oluşumlardan gelen kadınlar bu sürecin olumlu ikliminden yararlandılar. Bunun tek istisnası FETÖ grubunun kısmen oluşturduğu söylenebilir. Geleneksel bir karekter taşımasına rağmen Ak parti iktidarının en güçlü yapısal desteğini aldığı bu yapılanma doğal olarak kadın örgütlüğü bağlamında da bundan en verimli bir şekilde yararlandı.

Ekonomik özgürlük ve güç, makam ve kariyer üzerinden yeni bir dünyanın kapılarını aralayan Müslüman kadının bu süreçte daha derinlikli bir kentli kimlik kazandığını, ekonomiden siyasete, medyadan üniversiteye, sivil toplum örgütlüğünden bürokrasiye birçok alanda yeni mevziler edindi. Bu güç ve iktidarın sosyal ve kültürel boyutta değişim meydana getirmesi ise kaçınılmaz bir sonuçtu.

Genel bir sorun olan gelenek dışı İslami düşünce çizgisinin küresel dünyaya etkili, kuşatıcı bir paradigma üretememesi kendini Müslüman kadın kimliğinin evirilmesi sürecin de de gösterdi. Hatta daha derin kırılmalar oluşturduğu söylenebilir. Bunun başat nedenlerinden biri son yarım asırlık İslami mücadele sürecinde özellikle fikir ve düşünce noktasındaki donanımının örgütlülüğün erkek egemen olmasından kaynaklandığını belirtmek yerinde olur. Yani güç ve iktidarın çözücü etkisi Müslüman kadın kimliği üzerinde düşünsel ve fikri sığlığında katalize ettiği daha derin kırılmalar üretti. İktidar gücünü kısmen kadın hakları bağlamında niceliksel sonuçlara odaklanması eklektik, öfkeli ve saldırgan bir duruşun, söylemin beraberinde getirdiği yer yer soldan ithal edilmiş iğreti bir feminizmi görünür kıldı.  

Yakın tarihte Türkiye’nin geri çekildiği İstanbul sözleşmesi bu dönem Müslüman kadın örgütlüğünün en önemli kazanımlarından biri olarak hala savunulmaktadır. Kadın hak ve özgürlükleri bağlamında sloganlaştırılan kadına şiddetin önlenmesi, çocuk evliklerinin önlenmesi gibi önemli bir toplumsal sorunun çözülmesi bağlamında önerilen yeni formüllerin toplumsallıkta daha derin travmalara yol açması temel ilke ve değerlerin yerelleştirilememesinin sonuçları olarak görülebilir.

Kadının tek taraflı şahitliğinin ölçü alınması, evlilikte yaş uygulamalarında getirilen ölçüler, zina, taciz ve alıkoymalarla ilgili kadının korunmasına yönelik ortaya konulan pozitif ayrımcılığın ürettiği mağduriyetler, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi fıtri ilke ve değerlerle çelişen tanımlamalar bu bağlamda hedeflenen/özlenen kadın rol modellerinin gelecek tasavvurundaki savrulmaların habercisi olarak kendini göstermektedir.

Müslüman kadın mücadelesinde ajandanın temel İslami değer ve ilkeler temelinde arayışların oluşturmadığı, tersine bu ajandanın modern küresel cahiliyenin anlayış ve değerlerine yönelmesi veya yönlendirilmesini bir savrulma tehlikesi taşıdığını belirtmek gerekir.

Kentleşme ile gelen ve her geçen gün yaygınlaşan yeni yaşam kültürünün mekan, giyim/moda ve tüketim alışkanlıklarına yansımasında da temel İslami değer ve ilkelerin esin kaynağı olamadığının altını çizmek gerekir. Özellikle modern cahiliyenin kadın üzerinden ajite ettiği yaşam kültürünün her geçen gün biraz daha içselleştirildiği, derin sınıfsal farkların oluştuğu bir sürecin kadın rol modelliği üzerinden daha bir derinleştiğini söylemek abartı olmaz.

Sonuç olarak Müslüman kadın sosyolojisini Türkiye İslami mücadele sürecinin değişimden bağımsız olmadığını belirtmek gerekir. Ak parti iktidarı ile birlikte İslami mücadele sorumluluğunu uzun bir süre iktidara havale eden iklimden hızla uzaklaşıldığı bir sürecin içine girildiği görülür. Statüko Ak parti üzerinden kendini yeniden organize ederek inşa ettiği ve toplumsal siyaset bağlamında paradigmal sorunların her geçen gün biraz daha derinleştiği bu süreci farkındalığı ve uyarcılığının islami mücadele iklimine yansıması oranında yeni bir söylem, duruş ve anlayışı arayışları ortaya çıkabilir. Millilik ve yerlilik üzerinden statükonun kendini İslami iklimde de meşrulaştırmaya çalıştığı paradigmanın eleştirel derinlikli bir analizi gereklidir. Bu eleştirel anlayış ve söylemin Müslüman kadın sosyolojisi bağlamında da yapılması kaçınılmazdır.

Yerellikte Türkiye örnekliği bağlamında statükonun paradigmal eleştirisine ana konuklarla devam etmek umuduyla…

 

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir